Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

İsrail; İran, Lübnan ve Suriye’de yaptığı saldırılarla elde ettiği avantajları korumak için ne planlıyor? İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

İsrail; İran, Lübnan ve Suriye'de yaptığı saldırılarla elde ettiği avantajları

İngiltere merkezli yayın organlarından The New Arab’da, İsrail ile Türkiye arasında giderek belirginleşen stratejik rekabetin ve Tel Aviv’in Ankara’yı bölgesel düzlemde yeni denge unsuru olarak görmeye başlamasının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

İsrail’in İran, Hizbullah ve Suriye sahasında yaptığı hukuksuz saldırılarla elde ettiği avantajları kalıcı bölgesel üstünlüğe dönüştürmeye çalıştığına dikkat çekilen analizde, Türkiye’nin ise özellikle Suriye’de artan etkisiyle İsrail’in önündeki en büyük jeopolitik engel haline geldiği tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; İsrail siyasi elitlerinin Türkiye’yi giderek daha fazla sözde “yeni İran” olarak tanımladığına, Ankara-Tel Aviv hattındaki gerilimin Suriye ve Doğu Akdeniz merkezli yeni kriz alanları üretebileceğine ve ABD’nin olası tutumunun bu stratejik rekabetin seyrini belirleyecek en kritik unsur olduğuna dair dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi.

İşte The New Arab’da yayınlanan analiz:

Suriye’de Beşar Esad hükümetinin Aralık 2024’te devrilmesi, İsrail’in Ekim 2024’ten itibaren İran’a karşı yürüttüğü ardışık askeri operasyonlar ve Hizbullah’ın 2023–24 çatışmalarında yaşadığı ağır kayıplar; Tel Aviv’de İran ve “Direniş Ekseni”nin tarihte görülmemiş ölçüde kırılgan bir döneme girdiği yönünde güçlü bir kanaat oluşturdu.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Her ne kadar İsrail yönetimi, Donald Trump’ı Tahran’ın gerçektekinden daha zayıf olduğuna ikna etmiş görünse de; 2024’ten itibaren İsrail’de oluşan geniş mutabakat, İran’ın göreli zayıflığının devam ettiği bu dönemin İsrail üstünlüğünü tahkim etmek adına nadir bir fırsat sunduğu yönünde şekillendi.

Tam da bu noktada Türkiye, İsrail’in Orta Doğu’daki hedeflerine karşı en önemli bölgesel denge unsuru olarak öne çıkmaya başladı.

Sahadaki tüm gelişmeler, İsrail’in İran’ın zayıflığını fırsata çevirme arzusunun er ya da geç Ankara ile doğrudan stratejik rekabete dönüşeceğini gösteriyor. Bu yeni jeopolitik denklem, önümüzdeki dönemde bölgesel güç dengesini belirleyecek temel unsurlardan biri olmaya aday görünüyor.

Türkiye’nin yükselen rolü

İsrail açısından temel endişe kaynaklarından biri, Türkiye’nin rejim değişimi sonrası Suriye’de baskın dış aktör hâline gelmesi.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Esad’ın devrilmesinden yaklaşık iki buçuk yıl sonra İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki etkisinin ciddi biçimde zayıflaması, Tel Aviv’in oluşan güç boşluğunu hızla değerlendirmesine imkân sağladı. Ancak “Yeni Suriye” denkleminde Ankara, İsrail’in bölgesel planlarının önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor.

Century International araştırmacısı Aron Lund, The New Arab’a verdiği demeçte şu değerlendirmeyi yaptı:

“İran denklem dışına itildiğinde, Levant bölgesinde İsrail nüfuzuna karşı geriye kalan tek büyük denge unsuru Türkiye’dir. Suudi Arabistan, Katar ve Körfez ülkeleri elbette önemli aktörlerdir ancak Türkiye gibi sahada doğrudan varlık göstermiyorlar.”

Bu yaklaşım, İsrail stratejik çevrelerinde Türkiye’nin artık yalnızca diplomatik bir rakip değil; sahada güç projeksiyonu yapabilen gerçek bir jeopolitik tehdit olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

İsrail’de değişen Türkiye algısı

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in kullandığı sert ifadeler, Tel Aviv’de Türkiye’ye yönelik yaklaşımın hangi noktaya evrildiğini göstermesi açısından dikkat çekici.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

“Türkiye yeni İran’dır” diyen Bennett, Türkiye ile Katar’ın Suriye’de nüfuz kazandığını ve bu etkinliği bölgenin diğer alanlarına yaymaya çalıştığını savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ise “kurnaz ve tehlikeli” olarak tanımlayarak İsrail’i çevrelemeye çalıştığını iddia etti.

Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nden Dr. Mustafa Caner ise İsrail’in Türkiye’ye yönelik yaklaşımının uzun vadeli stratejik bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çekiyor:

“İsrail siyasi elitleri, Türkiye’yi artık geçmişte İran’ı çerçeveledikleri şekilde tanımlamaya başladı. İran’a karşı yürütülen proje kırk yıl önce başlatıldı ve ABD’yi bu savaşa dahil etmeleri kırk yıl sürdü.”

Caner’e göre benzer uzun vadeli stratejiler artık Türkiye için de geliştiriliyor. Bunun temel sebebi ise İsrail’in kendi etki alanı dışında güçlü ve istikrarlı bölgesel aktörler istememesi.

Bu değerlendirme, İsrail’in güvenlik doktrininde yalnızca tehditleri bertaraf etmeye değil; aynı zamanda çevresindeki güç merkezlerini zayıflatmaya dayalı bir yaklaşımın öne çıktığını gösteriyor.

Tel Aviv’in genişleyen stratejisi

Trump yönetiminin yeniden iktidara gelmesi, İran’ın yıpranmış görünmesi ve Suriye’deki otorite boşluklarının sürmesi; İsrail karar alıcılarına göre tarihi bir stratejik fırsat yarattı.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Bu nedenle Netanyahu hükümeti, mevcut avantajın kalıcı olmayacağının farkında olarak hızlı ve agresif adımlar atma eğiliminde.

İsrail’in sınır tanımayan askeri yaklaşımı artık yalnızca Gazze ya da Lübnan’la sınırlı değil. Suriye, İran, Yemen ve hatta Katar’daki operasyonlar; Tel Aviv’in bölgesel ölçekte yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.

Ankara ise İsrail’in bu yaklaşımını yalnızca Türkiye için değil, tüm bölgesel düzen açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor.

Aron Lund bu durumu şu sözlerle özetliyor:

“İsrail’in bölgesel hedefleri kontrolden çıkmış durumda. Bu durum, İsrail’le doğrudan çatışma içinde olmayan bölge liderlerini bile rahatsız ediyor. Netanyahu’nun İsrail’i artık bir cam dükkânına giren boğa gibi görülüyor. Bölgesel istikrarı önemsemiyor ve geçmişte bölge siyasetini şekillendiren kurallarla kendisini sınırlamıyor.”

Özellikle Hamas liderlerine Doha’da düzenlenen saldırının, Ankara dahil birçok başkentte alarm zillerinin çalmasına neden olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye’nin caydırıcılık stratejisi

Türkiye’nin İsrail kaynaklı tehdit algısına verdiği tepki, doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken caydırıcılığı en üst seviyede tutma stratejisine dayanıyor.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Ankara; konvansiyonel askeri kapasitesini, NATO üyeliğini ve bölgesel nüfuzunu kullanarak İsrail’i dengelemeye çalışıyor. Bu yaklaşım, kontrollü güç projeksiyonu ve stratejik sabır üzerine kurulu.

Aron Lund’a göre kısa vadede Türkiye ile İsrail arasında doğrudan savaş ihtimali düşük olsa da uzun vadede gerilimin sıcak çatışmaya dönüşme riski göz ardı edilemez.

En olası gerilim alanları ise Suriye sahası ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları olarak görülüyor.

Özellikle Golan Tepeleri çevresindeki İsrail askeri hareketliliği ve Tel Aviv’in Suriye’nin derinliklerine doğru genişleme eğilimi; Ankara-Tel Aviv rekabetini daha kırılgan hale getiriyor.

ABD faktörü ve stratejik sınırlar

İsrail’in Türkiye’ye karşı doğrudan bir strateji geliştirmesi durumunda Washington’un tavrı belirleyici unsur olacak.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

İran uzun yıllardır ağır Amerikan yaptırımları altında bulunurken Türkiye; NATO üyesi, küresel ekonomiye entegre ve Batı güvenlik mimarisinin önemli bir parçası konumunda.

Dr. Mustafa Caner bu noktada şu değerlendirmeyi yapıyor:

“İsrail’in Amerikan desteği olmadan savaş yürütmesi son derece zor. Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD ile ilişkileri, İsrail’in Türkiye’ye yönelik herhangi bir saldırısını olağanüstü karmaşık hâle getiriyor. Ayrıca Türkiye’nin konvansiyonel askeri üstünlüğü ciddi biçimde tartışma konusu değil.”

Bu nedenle İsrail açısından Türkiye dosyası, İran’dan çok daha karmaşık ve riskli bir alan oluşturuyor.

Caner’e göre ABD’nin İran savaşından ciddi biçimde yıpranarak çıkması durumunda İsrail bir süre geri çekilmek zorunda kalabilir. Ancak Washington’un minimum hasarla süreci atlatması halinde Tel Aviv dikkatini daha fazla Türkiye’ye çevirmeye çalışacaktır.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Buna rağmen ABD’nin Türkiye’ye karşı İsrail’i açık biçimde desteklemesi düşük ihtimal olarak görülüyor. Bunun iki temel sebebi bulunuyor:

Birincisi, Washington’un bir NATO müttefikiyle ilişkilerini riske atmak istememesi.

İkincisi ise İran savaşının ağır maliyetlerinden sonra ABD’nin yeni maceralardan kaçınma eğilimi göstermesi.

Yeni bölgesel bloklaşma ihtimali

Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşabilecek yeni stratejik yakınlaşma da İsrail açısından dikkatle takip edilen gelişmeler arasında yer alıyor.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

Dr. Caner’e göre bölgesel inisiyatiflerin güçlenmesi İsrail açısından olumsuz bir tablo oluşturuyor. Çünkü Tel Aviv, bölge ülkelerinin birbirinden izole kalmasını tercih ediyor.

Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan-Pakistan ekseni ise hem savaş döneminde dengeleyici bir rol oynayabilir hem de savaş sonrası düzenin kurumsallaşmasına katkı sağlayabilir.

Bu ihtimal, İsrail’in tek taraflı bölgesel üstünlük arayışını zorlaştırabilecek önemli jeopolitik dinamiklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Yeni dönemin kırılgan dengesi

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, Levant bölgesinde şekillenmekte olan yeni güç dengesinin en kritik başlıklarından biri haline geldi.

The New Arab: İsrail’in yeni hedefi Türkiye mi olacak?

İsrail mevcut konjonktürde geçici bir stratejik üstünlük elde etmiş görünse de Türkiye’nin askeri kapasitesi, NATO üyeliği ve diplomatik ilişkileri; Tel Aviv’in hareket alanını ciddi biçimde sınırlıyor.

Doğrudan bir Türkiye-İsrail çatışması; Suriye ve Doğu Akdeniz’de askeri gerilimleri tetikleyebileceği gibi Washington’un desteğini kaybetme riskini de beraberinde getirebilir.

Ankara ise askeri gücünü, ittifak ilişkilerini ve bölgesel etkisini dikkatli biçimde kullanarak stratejik çıkarlarını korumaya çalışıyor.

Önümüzdeki süreçte üç temel senaryo öne çıkıyor:

Türkiye ile İsrail arasında kontrollü pragmatik iş birliği, dönemsel krizlerle sürecek rekabet ya da İran sonrası dönemi şekillendirecek uzun soluklu stratejik mücadele.

Ancak hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin; Ankara ve Tel Aviv’in atacağı adımlar, savaş sonrası Orta Doğu’nun yeni jeopolitik mimarisini belirleyecek temel faktörlerden biri olacak.