ABD merkezli yayın organlarından The Spectator’da, Trump yönetiminin Çin ziyareti, İran savaşı ve Tayvan üzerinden şekillenebilecek olası büyük pazarlıkların değerlendirildiği dikkat çekici bir analiz yayınlandı.
Analizde; Trump’ın İran karşısında istediği sonucu alamadığına, bu nedenle Pekin yönetimiyle Tahran ve Taipei eksenli yeni bir denge arayışına girebileceğine dikkat çekilirken, Çin’in İran üzerindeki etkisinin Washington açısından kritik hale geldiği tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; Tayvan’a yönelik olası Amerikan politika değişiklikleri, ABD’nin NATO ve küresel güvenlik mimarisindeki rolü ile Trump yönetiminin Venezuela ve Küba gibi başlıklarda yeniden agresif dış politika söylemlerine yönelmesinin olası sonuçlarına dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Spectator’da yayınlanan analiz:
Başkan Trump bugün Çin’e giderken, ziyaret için yaptığı ilk planların önemli ölçüde altüst olduğu görülüyor. Trump, Pekin’e zafer kazanmış bir lider gibi gitmek istiyordu ancak giderek taleplerde bulunan bir aktöre benzemeye başladı.

Şimdi temel soru şu: Trump, Tayvan karşılığında Tahran’ı masaya koyan büyük bir “İki T” anlaşmasına mı hazırlanıyor?
Trump zaman zaman Çin’e yönelik rahatsızlığını dile getirse de, işin özünde Devlet Başkanı Şi Cinping’e saygı duyuyor ve hatta onu farklı alanlarda iş yapılabilecek sert bir lider olarak görüyor. Bu başlıkların en önemlisi ise İran haline gelmiş durumda. Çünkü İran, nükleer zenginleştirme programını artırma tehdidini sürdürürken Trump’ın “tamamen yok ederiz” tehditlerine rağmen geri adım atmıyor.
Çin ise İran’ın en büyük destekçisi konumunda. Pekin daha önce Tahran’ı Washington ile ateşkes görüşmelerine yönlendirmişti. Ancak bugün Trump, İran’ın son barış teklifine verdiği yanıtı “çöp” olarak nitelendiriyor. Dahası Trump, ateşkesin de artık “yaşam destek ünitesine bağlı” olduğunu söylüyor.
Çin bütün bu tabloyu değiştirebilecek kapasiteye sahip. Ancak bunun bedeli yüksek olabilir. Yine de bu bedel, Trump’ın ödemeye hazır olduğundan daha yüksek görünmüyor. Bir dönem Snoop Dogg’un söylediği “eğer yolculuk daha havalıysa, satın almak zorundasın” sözüne atıfla, Trump’ın Pekin’de ciddi tavizler vermeye hazır bir ruh hali içerisinde olabileceği değerlendiriliyor.
Tayvan üzerinden yeni denge arayışı
Pekin yönetimi, ABD’yi gerilemekte olan ve yerini yeni güç merkezlerine bırakmaya başlayan bir ülke olarak görüyor. Bu nedenle Trump’ın Tayvan’a yönelik bekleyen silah satışlarını iptal etmesi ve böylece Çin’in ileride güç kullanarak yeniden birleşme hedefini kolaylaştırması ihtimal dahilinde değerlendiriliyor.

Özellikle NATO ile ABD arasındaki bağları zayıflatmaya başlayan bir Başkan için Tayvan’dan uzaklaşmak, Soğuk Savaş döneminin maliyetli yüklerinden kurtulmak şeklinde okunabilir. Bu yaklaşım, Washington’ın küresel güvenlik mimarisindeki geleneksel pozisyonundan ciddi bir kopuş anlamına geliyor.
Trump ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun asıl saplantısının ise eski Soğuk Savaş düzeni olduğu görülüyor. Özellikle ada devletleri üzerinden şekillenen yeni söylem dikkat çekiyor.
Trump ve ekibi Küba’yı kolay bir hedef olarak değerlendiriyor. Trump dün yaptığı açıklamada Venezuela’yı ABD’nin “51. eyaleti” yapmak istediğini söyledi. Buna göre Küba da “52. eyalet” olabilir. Axios’a göre olası bir işgal senaryosu artık yakın bir ihtimal olarak konuşuluyor.
Ekonomik baskılar ve savaş maliyeti
Ancak Amerikan kamuoyunda yeni bir dış askeri maceraya yönelik ciddi bir destek bulunmuyor. Buna rağmen Trump’ın günlük iç siyaset meselelerinden sıkılmış bir görüntü verdiği ifade ediliyor.

ABD’de enflasyon yüzde 3,8 seviyesine yükselmiş durumda. Tüketici güveni yüzde 50’nin altına geriledi. Ücret artışları ise fiyat yükselişlerinin gerisinde kalıyor. Buna rağmen Trump’ın ekonomik baskılardan etkilenmediği ve “benzinin fiyatı yükselirse yükselsin, bu beni ilgilendirmiyor” şeklinde açıklamalar yaptığı görülüyor.
Trump’ın gündeme getirdiği en dikkat çekici ekonomik hamle ise federal akaryakıt vergisinin askıya alınması oldu. Ancak yalnızca 18,3 cent seviyesindeki bu verginin kaldırılması, zaten zor durumdaki Federal Otoyol Fonu’nu daha da zayıflatırken tüketicilerin üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi ölçüde hafifletmeyecek.
Öte yandan OPEC’in petrol üretimi son yirmi yılın en düşük seviyelerine gerilemiş durumda. Bu nedenle enerji fiyatlarının yükselmeye devam edeceği değerlendiriliyor. Fiyatları aşağı çekebilecek tek ihtimal ise İran ile yapılacak kapsamlı bir anlaşma olarak görülüyor.
İran çıkmazı ve “tarihi yenilgi” tartışması
Atlantik dergisinde yayımlanan ve geniş yankı uyandıran “İran’da şah mat” başlıklı analizinde Robert Kagan, Trump’ın ABD’nin prestijini ve küresel gücünü sarsabilecek tarihi bir yenilgiye doğru ilerlediğini savunuyor.

Ancak Trump’ın mevcut çıkmazı kabul etmek yerine, imparatorluk gücü görüntüsü vermeye odaklandığı ifade ediliyor. ABD ekonomisinin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Trump’ın Kongre’den gösterişli balo salonu projesi için 1 milyar dolar talep etmesi de bunun örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Trump’ın dün gece sosyal medya hesabından paylaştığı ve üzerinde kendi yüzünün bulunduğu 100 dolarlık banknot görseli de tartışma yarattı. “Federal Victory Note” adı verilen görselin arka kısmında ise “Tanrı Donald Trump’ı korusun” ifadesi yer aldı.
Ancak bütün bu gösterişli söylemlerin ortasında temel soru hala cevapsız duruyor. Ortada gerçekten bir zafer var mı?
