Dr. Yunus Emre GENÇ – 30 Haziran 2026
“Evler abartılı mıydı?” sorusu ile başlamak yerinde olurdu. Fakat öyle düşünmeyenlerdenim. Anladınız sanırım? Türkiye Dünya Kupası Finallerine TOGG konvoyu eşliğinde uğurlandı ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim HACIOSMANOĞLU tarafından sporcularımız villalar ile ödüllendirildi. Uğurlama görüntüleri sosyal medyada saatler içinde gündem oldu; kimisi bu coşkuyu hak edilmiş bir kutlama olarak görürken kimisi de “bu kadarı da fazla” dedi. Bense bu tartışmanın asıl meselenin üzerini örttüğünü düşünüyorum: bütün bu görkemli sahnenin arkasında, çok daha büyük ve çok daha az konuşulan bir ekonomik tablo var.
Dünyanın dört bir tarafından futbolseverler kıtalar arası seyahatler ile Amerika’da buluştu. Uçak biletleri aylar öncesinden tükendi, oteller dolu doldu, taraftarlar formalarıyla, bayraklarıyla, davullarıyla sokakları renklendirdi. Bu bir futbol organizasyonunun görünen yüzü. Peki ya aslı nedir? Spor veya etkinlik turizmi ile turnuvayı izlemeye giden turistler ekonomiye bir canlılık kattı. Konaklama, ulaşım, yeme-içme, perakende harcamaları kısa sürede katlanarak arttı; yerel esnaf, taksi şoförleri, oteller ve restoranlar bu rüzgârdan doğrudan faydalandı. Bu, ev sahibi ülkelerin yatırım harcamalarının bir dönüşü; yıllar süren ulaşım ve altyapı çalışmalarının nihayet meyvesini verdiği an.
Tabii bu tabloda bir de madalyonun öbür yüzü var. Büyük organizasyonların kısa vadeli ekonomik canlılık yarattığı doğru, ama bu canlılığın kalıcı bir kalkınmaya dönüşmesi her zaman garanti değil. Geçmişte birçok ev sahibi ülke, turnuva sonrası boş kalan dev stadyumlarla, kullanılmayan altyapılarla ve şişen kamu borcuyla baş başa kalmış. Asıl başarı, turnuva bittikten sonra da o stadyumların, o yolların, o otellerin hayatın bir parçası olmaya devam etmesinde gizli. Yani mesele sadece organizasyonu yönetmek değil, organizasyondan sonrasını da doğru planlamak.
Ülkemiz Euro 2032 Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, bu tür bir organizasyonun ev sahibi ülkelerin ekonomisine katkısını düşünerek reklam, ulaşım ve altyapı faaliyetlerini yürütmek mecburiyetindedir. Bu sadece stadyum inşa etmekten ibaret değil; ulaşım ağlarının güçlendirilmesi, şehir merkezlerinin yenilenmesi, turizm altyapısının geliştirilmesi ve en önemlisi ülkenin uluslararası imajının doğru kurgulanması anlamına geliyor. Doğru planlanmış bir Euro 2032, yalnızca turnuva süresince değil, sonraki on yıllarda da turizm ve yatırım açısından ülkemize katkı sağlayabilir.
Bir futbol ülkesi olan Portekiz’de restoranlarda erkek ve kadın televizyonda futbol maçı izliyor. Akşam yemeğinde birlikte futbol konuşuyorlarken biz neden hâlâ bu hedefin gerisinde kalalım. Futbol orada sadece bir spor dalı değil; nesilleri, masaları, sokakları bir araya getiren ortak bir dil. Kahvehanede, evde, restoranda aynı heyecanı paylaşmak toplumsal bir bağ kuruyor. Bizim de bu kültürü, sadece maç günleri değil, gündelik hayatın doğal bir parçası hâline getirebilmemiz mümkün.
Hayat artık stadyumdan dışarıda da futbolla devam edebilmeli. Mahalle sahalarından kafelere, okul koridorlarından iş yerlerine kadar bu enerjinin yayılması hem toplumsal birlikteliği güçlendirir hem de sporun ekonomik değerini gündelik hayata taşır. Bu bir tavsiye, zorunluluk değil tabi ki de. Ama büyük organizasyonların bıraktığı mirası gerçek bir kazanıma dönüştürmek istiyorsak, işin bu yönü de konuşmaya değer.


YORUMLAR