Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 23 Nisan 2026
15 Temmuz 2016 tarihli FETÖ darbe girişimi sırasında, TBMM’de temsilcisi bulunan siyasi partilere ait milletvekillerinin önemli bir kısmı Meclis’e koşmuşlardı. O esnada Meclis darbecilerin havadan attığı bomba ile bazı hafif hasarlar aldı. Vekillerden hafif yaralananlar oldu. Ardından da kendilerinden 94 yıl önce “kurucu” ve aynı zamanda gerçekten “Gazi” olan Meclisimizin varlığını hatırladılar.
Ancak arada çok fark var: 23 Nisan 1920’de kurulan, Sakarya Meydan Muharebesi başlayıp, adeta top sesleri Ankara’dan duyulurken, güvenlikleri için Kayseri, Sivas gibi cephe gerisine intikali reddeden, “Düşman gelirse gerekirse Meclisimizi ve Ankara’yı savunuruz!” diyerek çalışmalarına devam etmişlerdi. Bu Kahraman ancak aynı zamanda “Meclisin Denetim Görevini” tam anlamıyla yapan gerçek Gazi mebuslarımızın mevcut ve seçilmişliğin kibirliliği içerisindeki sayın milletvekillerimizden farklarına değineceğiz.
Bugün, 23 Nisan 2018 tarihinde İskenderun’un mahalli gazetelerinden Söz’de yayınlanan Tarihimizin En Kahraman Meclisi 1920 İlk TBMM başlıklı yazımdan da esinlenerek, gerçek Gazi Meclisimizi bir kez daha hatırlayalım.
Hemen her koşulda millete koşmayı, millete dayanarak bir istiklal mücadelesi vermeyi düşünen Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele’nin manifestosunu 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi ile belirtmişti. Ardından Erzurum Kongresi’ni ve Sivas Kongresi’ni gerçekleştirmiş, yurdun ve milletin düşman işgalinden kurtarılması için gereken çalışmaları başlatmıştı. Hatta Ekim 1919’da Damat Ferit Paşa sonrası yeni hükümetin Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya’da görüşmüştü.
1920 yılı başlarında, uzun bir aradan sonra Meclis-i Mebusan’ın (Osmanlı Meclisi) toplanacağını duyunca, güvendiği milletvekillerine yurdun kurtuluşu ile ilgili ortak istekleri bildirmişti. Osmanlı Meclis’i toplanmış, ancak Anadolu’nun sesini bu meclisin üyelerine kabul ettirebilmek mümkün olamamıştı. Sadece “Misak-ı Milli” konusunda istekler yerine getirilmişti.
16 Mart 1920’de İngiliz birlikleri İstanbul’u fiilen işgal ettiler. Meclis-i Mebusan’ı basan İngiliz askerleri, yakaladıkları vekilleri Malta’ya sürgüne gönderdiler. Bu durumu öğrenen Anadolu’daki Mustafa Kemal Paşa, 17 Mart’ta ordu komutanlarına gönderdiği bir genelge ile İstanbul’daki durumu özetlemiş ve Ankara’da yeni bir meclis toplanmasını istediğini ifadeyle, seçilecek delegelerde aranacak özellikleri şöyle sıralamıştı:
“ – ‘Meclis Ankara’da toplanacak,
– Medeni cesaretleri, fikri kabiliyetleri, dini ve milli duyguları yüksek, 25 yaşından genç ve fena şöhret sahibi olmayan üyeler olacak,
– Seçimde vilayetler esas alınacak,
– Gayrı Müslimler seçilmeyecek,
– Her vilayetten beş üye seçilecek,
– Vilayet yönetimi, belediyeler ve Müdafaa-i Hukuk gruplarınca seçim yapılacak,
– Meclis üyeliğine her parti, zümre ve cemiyet aday gösterebileceği gibi, isteyenler de ferden başvurabileceklerdi.’
Ankara’da, II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak inşa edilen binanın eksiklikleri halkın fedakârlığıyla tamamlandı. Açılışı Mustafa Kemal Paşa’nın genelgesiyle “hayırlı” 23 Nisan Cuma gününe ertelendi. O sabah erken saatlerde erkek, kadın, çocuk, genç, yaşlı, kalpaklı, sarıklı ve yöresel giysili halktan oluşan insan kitlesi, Meclis ile Hacı Bayram Camii arasındaki boş arsaları ve binaların çatılarını dahi doldurmuş, kımıldayacak yer kalmamıştı. Hacı Bayram’da namaz kılanlara yer kalmayınca mermer avluya taşılmış, hatta kabirler üzerinde, sokaklarda bile secdeye durulmuştu.
Tören sonunda Meclis’te toplanan vekillerin seçkin siyaset ve bilim adamından çok sıradan insanlar oldukları kıyafetlerinden anlaşılabiliyordu. Fesler, sarıklar, kalpaklar, külahlar birbirine karışmış olsa da ortak özellikleri “yurtsever”likti.
En yaşlı üye Sinop Vekili Şerif Bey’in konuşmasıyla açılan Meclis, ertesi gün Mustafa Kemal’i başkan seçti. Bu açılışla milli egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti de doğuyordu.
Vekillerin 102’si serbest meslek sahibi, 133’ü devlet memuru, 52’si asker, 32’si din adamı, 30’u seçimle gelenler, 7’si aşiret reisi, 4’ü teknik uzman, 16’sı sağlıkçı ve 2’si tekel görevlisiydi. Zaman zaman üç guruba ayrıldılar. Bunlardan Osmanlıcılık yanlılarına “Fesliler”, İslamcı düşüncedekilere “Sarıklılar”, inkılâpçı düşüncedekilere de “Kalpaklılar” deniliyordu.
Sayısı 300-347 arasında değişen vekillerin 288’i yüksekokul, 94’ü orta öğretim, 21 meslek eğitimi almıştı. 162’si Türkçe dışında ikinci bir dil biliyordu.”
Gazi Meclis ile FETÖ Mağduru ‘Gaziler’ Arasındaki Diğer Farklar
Kurucu Meclis’in üyeleri istasyonlarda ve çayırlarda yatıp sabahlıyorlardı. Zira ya maaş alamıyorlar, ya da gecikerek alıyorlar, bu sebeple de bazıları sıtmaya yakalanıyorlardı.
Çanakkale’de parlayan Osmanlı Devleti’nin en kıymetli Komutanı iken Milli Mücadele sebebiyle yakalama emri çıkartılınca “sine-i millete” dönen, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında sadece 3 aylık süreyle başkomutan seçtiği Mustafa Kemal Paşa ile hükümetinden bile hesap sorarak denetim görevini aksaksız yapan bir Meclis’ti.
Ya bugün kendilerini “Gazi” mertebesine eriştiren vekillere ne demeli? Aradan 11 yıl geçti, kamuda ve özel sektörde binlerce “FETÖ”cü yakalandı, yargılandı, ama hala bu bir siyasi, bir milletvekili FETÖ’cü bulunamadı! 1920’nin Gazi Meclisi olsaydı aralarındaki hainleri hemen bulur ve yargıya sevk ederdi. Çünkü onların veremeyeceği hesabı yoktu. Ya mevcut ve sözde “Gazi” Meclis’te veremeyeceği hesabı olmayan kaç kişi var?
Muhalefette partileri tarafından verilen yazılı soru önergelerinin yüzde kaçı cevaplandırılıyor? Yanlış yaptığı değerlendirilen bakanlar ise denetlenemiyor ve tek kişinin kararıyla göreve devam ediyor veya değiştiriliyor.
Bir de Cumhurbaşkanı ile iktidar partisinin genel başkanının aynı kişi olması durumu var. Cumhurbaşkanı isterse muhalif parti liderlerine karşı “siyasi” olarak ileri geri ifadeler kullanabilirken, kendisine karşı benzer ifadeleri kullananlar “Cumhurbaşkanına hakaretten” yargıya sevk edilebilmektedir. İlk Gazi Meclis buna asla müsaade etmemişti!
İlk Gazi Meclis’in mebuslarının belediye ve ihale işleriyle ilgileri yoktu.
Çerkez Ethem ve Demircili Mehmet Efe gibi Milli Mücadele’nin ilk dönemlerinde halkın tesellisi olan milis güçleri halktan haraç alıp yargısız infaz yaptıklarında hesapları kesilmişti.
Bugün mü? Bugün mafya ile sarmaş dolaş olmak, Türk gençliğine rol model olması gereken “lider”lerin basına mafya dizilerini beğendiğini söylemesi, milletvekillerinin altın kaçakçılığı gibi hareketleri sıradan hale geldi.
Sonuç
Lütfen mevcut vekiller gerçek Gazi Meclis’i hatırlasınlar, kendilerini onlarla terazinin aynı kefesine koyarak, onların değerlerini bulandırmasınlar!
23 Nisan 1920’nin cefakâr, çalışkan, milliyetçi, cesur, kahraman, adil, son derece kararlı ve her konuştuğunu tutanaklara geçirip bastırarak millete bildiren adil ve gerçek Gazi Meclisimizin mebuslarının “Mekânları Cennet, yaptıkları mevcut vekillere örnek olsun!” diyoruz. Sevgili çocuklar Bayramınız kutlu olsun!


YORUMLAR