Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar photo

Suriye’de Anlaşma İkilemi ve Barzani Gerçeği – Doç. Dr. Kemal Olçar

Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 26 Ocak 2026

 

Suriye’de çok önemli değişiklikler olduğu görülmektedir. Özellikle yapılan son anlaşmaların anlamlarına bakıldığında Suriye’de olacakları ön görmek mümkündür. Önce şunu ifade etmek gerekiyor; bu süreçte PKK/YPG/DEM/KANDİL/BARZANİ/TALABANİ sadece zaman kazanmaya çalışmaktadır. İsrail de Trump ile gerçekleşemeyecek kadim hedeflerine kısa bir ara verip toparlanma sürecini yaşamaktadır. Neden?

Öyle bir süreç oluşmuştur ki; PKK’da silahla 50 yıldır elde edemedikleri politik hedeflere ulaşmak üzere olduklarına dair bir algı meydana gelmiştir. Barzani Kadı Muhammed’in kurduğu Mahabad Kürdistanı yıkılınca Molla Mustafa Barzani’ye bu hedefin gerçekleşmesini vasiyet etmiştir. Barzani politik manevralarıyla Türkiye’yi de kandırmaya ve uyumlu bölge lideri şeklinde bir imaj oluşturarak el altından amaçlarına adım adım ulaşmaya çalışmaktadır. Türkiye, İsrail, ABD ve AB’ye yeşil ışık yakarak süreci Kürt liderliğine çevirmeye çalışmaktadır. Suriye PKK’sı yenilince ve dış desteğini kaybedince en uygun fırsat çıkmıştır. Hazır Türkiye de terörsüz bölge ilan etmişken bunu kendi lehinde fırsata çevirmek istemektedir.

Ancak bu amaç dış destek olmadan olmayacaktır. Bu yüzden Türkiye’ye “barış elçisi”, ABD’ye “Amerikancı”, İsrail’e “Arz-ı Mev’ûdcu”, Vatikan’a “Seküler Hristiyancı”, AB’ye “demokrat” görüntüsü vermeye çalışmaktadır. Türkiye bu durumda Irak’ta imzalanan birçok anlaşmanın gereklerini merkezi hükümetle birlikte yapmak durumunda kalabilecektir. Talabani ise PKK ve uzantılarıyla tam bir uyum içerisinde olduğu görülmektedir. Küresel güçlerin yazdığı senaryoların dışına çıkamamakta ve orta ölçekli “risk faktörü” sıradanlığından öteye geçememektedir. Oysa Türkiye bölgenin yeni oyun yazarı, yeni rollerin dağıtıcısı ve patronu konumundadır. DEM Parti ise yasallığının gücünü kullanarak gayri meşru işlere yakın durmakta ve bölücülüğe meşruiyet kazandırma kurnazlığını siyaset yapma olarak göstermektedir. Diyarbakır, Batman, Siirt, Mardin, Şırnak, Hakkâri, Van, Muş, Bingöl, Ağrı gibi illerimizde bu konuda kamuoyu oluşturmak ve bazı devlet ve/veya devlet dışı aktörler ile iş birliği yapmak için devlet gelirlerini kullanmaktadır. Kendi çocukları yurt dışında yüksek maliyetli batı illerinde konforlu bir yaşam sürerken sıradan aile çocuklarını gerçekleşmesi imkânsız hedefler doğrultusunda heba edebilmektedirler. Aslında bu yaklaşım “batı tipi demokrasi” olarak tanımlanmaktadır.

Kandil grubu ise eylem ve kan ile beslenen bir “terör çetesi”dir. Yani terör üretir ve satar. Tek sermayesi PKK’nın zorla kaçırdığı 12-15 yaş genç kız ve erkek çocukları uyuşturucuya alıştırarak intihar saldırıları yaptırmak ve bunun üzerinden batılı devletlerden ve İsrail’den para almaktır. Kandil Dağında kurdukları “güvenli alan” ve “refah iklimi”nin yok olma ihtimali kendilerini derinden endişelendirmektedir. Bu yüzden tüm PKK’lılara sonuna kadar direnin talimatı verir ve onlar öldükçe sözde Kürt vatanseverliği ve ezilmişlik edebiyatıyla yeni teröristler kazanmaya çalışırlar. Asıl yok edilmesi gereken Kandil Grubudur. Bunu yanısıra Suriye ve Irak’ı birbirine bağlayan irtibat noktası durumundaki Sincar da söndürülmesi gereken kuluçka yuvasıdır.

Bu yaklaşımla Eş Şara-YPG anlaşmalarına bakmak gerekmektedir;

10 Mart 2025 Mutabakatı: Suriye genelinde ateşkes ilan edilecek, Kürtler dahil kendini Suriyeli hissedenlere siyasi haklar verilecek, PKK bölgelerinde tüm sivil ve askerî kurumların Suriye Arap Cumhuriyeti’ne entegrasyonu sağlanacak, tüm Suriyelilere geri dönüş ve korunma hakkı garantiye alınacak, Esed rejimi kalıntıları ve tüm terör örgütleriyle mücadele edilecek, bölünme çağrılarına ve nefret söylemine karşı iş birliği yapılacak, anlaşmanın 2025 yılı sonuna kadar uygulanması için komitelerin oluşturulması temin edilecek.

16 Ocak 2026 Kararname; Suriyeli Kürt nüfusa tüm kimlik hakları, ödev ve haklarda eşitlik, kültürel ve dilsel garantiler verilmiştir. Eğitim konusunda Kürt halkına yaşadıkları bölgelerde, devlet ve özel okullarında seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında imkân sağlanmıştır. Kürtlerin geleneksel ve kültürel anlamda yüksek değerde olan “Nevruz Bayramı” (21 Mart), tüm Suriye’de milli bayram ve tatil ilan edilmiştir. Her türlü ayrımcılık reddedilmiş ve yapanlara ceza tahakkuk edilmiştir.

18 Ocak 2026 Anlaşması: Operasyonun en sıcak anlarında yapılan bu anlaşma ile YPG, örgüt içinde bulunan tüm yabancıları Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarmayı taahhüt eder ve Suriye yönetimi, ABD liderliğindeki DAEŞ’le mücadele koalisyona katılımını resmileştirir. Suriye DAEŞ hapishaneleri ve gözaltı kamplarının sorumluluğunu üstlenir. Bunun dışında Kürt halkına verilen 16 Ocak garantileri tekrar edilir. Teknik anlamda ise; Ayn el-Arab/Arappınarı bölgesinde Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı yerel bir polis gücü kurulacağı ve Haseke valiliğinin Kürt kökenli bir kişide olacağı ifade edilir.

20 Ocak 2026 Anlaşması: Yine yüksek gerilim ortamında Şam yönetimi, Haseke konusunda YPG ile mutabakat sağlandığı şeklinde bir açıklama yapmıştır. Buna göre; YPG unsurlarına kontrolü altındaki bölgelerin entegrasyonu için dört gün süre verileceği, Şam Ordusunun Haseke ve Kamışlı şehirlerine veya herhangi bir Kürt köyüne girmeyeceği belirtilmiştir. YPG de “ateşkese tam bağlı” kalacağını ve saldırıya uğramadıkça herhangi bir askerî harekât başlatmayacağını ifade etmiştir. Ayrıca terör örgütü sözde lideri Mazlum Abdi, Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valisi olarak görev yapması için uygun gördüğü isimleri merkezi hükümete iletmesine izin verilmiştir.

24 Ocak 2026 Kararı: 23.00’dan itibaren ateşkes 15 gün süreyle uzatılmıştır…

Analiz;

  1. YPG süre kazanmak için ateşkesleri istemekte ve uymaktadır. Yeterli iç ve dış desteğe ulaştığında eylemlerine yeniden başlamak şeklinde bir motivasyona sahiptir. Tarihte yapılan önemli miktarda anlaşma yenilen tarafa zaman kazandırmıştır: Versay Barış Antlaşması ile Almanlar 28 Haziran 1919 tarihinden 1 Eylül 1939’a kadar yaklaşık 20 yıllık bir zaman elde etmiştir.
  2. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (Barzani ailesi) YPG/PKK’nın zayıflamasını fırsata çevirmeye ve Suriye’den elde ettiği petrol gelirini korumaya çalışmaktadır. IKYB çoğu zaman Suriye ve Irak’ta bulunan siyasi ve silahlı gruplarla (DEM, PKK, YPG, TALABANİ) çatışma ya da iş birliği halinde olsa bile kadim sözde Kürdistan hayallerinden vazgeçmemişlerdir.
  3. İsrail ile kurulması planlanan sözde Kürdistan projesi arasında önemli örtülü ya da açık iş birliği, ittifak ve ortaklıklar mevcuttur. Bu sebeple İsrail’in “büyük” olma projesi ile sözde “büyük” Kürdistan arasında amaç birliği bulunmaktadır.
  4. Başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkeleri dikkatli ve kararlı politikalar üretmesi zaruridir.
  5. 18 Ocak 2026 tarihinde ele geçirilen El-Tabka, Tabka Barajı, Tabka Hava Üssü ve Rakka’da idari tahkimat yapılmalıdır.
  6. Deyrizor petrol ve doğalgaz sahaları, El-Omar sahası ve Conoco doğalgaz sahası üretim açısından kapasite arttırılmalıdır.
  7. Su kaynakları korunmalıdır.
  8. Hiçbir etnik ve mezhepsel gruba silahlı ya da arkasında bölgesel/küresel güçler var diye imtiyaz ve farklı haklar verilmemelidir.
  9. Yapılan 15 günlük sürenin PKK tarafından takviye, bütünleme, ikmal ve lojistik fırsata çevrilmemesi için yakından takip edilmelidir.

Anlaşmaların bütününe bakıldığında akıllıca yazılmış ve PKK/YPG Terör Örgütünün bölge halkı için sözde ortaya koyduğu argümanlar tartışmasız kapatılmıştır. Bu vaka “ideolojik yoksunluk” ve balığın susuz kalmasıdır. Ayrıca örgüt başta ABD olmak üzere neredeyse tüm dış desteği yitirmiştir. Bu da örgütün finans yoksunluğudur. Suriye Milli Ordusunun 6 Ocak 2026 tarihinden itibaren gerçekleştirdiği askeri operasyon sonucu belli bir bölgeye sıkışmıştır. Bu durum örgüt için “topraksızlık” ya da “mekansızlık”tır. Askeri operasyonların diğer bir sonucu da eylem yeteneklerinin ortadan kalkmasıdır ki bu da “eylemsizlik”tir. İdeolojisiz, finanssız, mekansız ve eylemsiz kalan bir terör örgütü fesih olmuş demektir. Tüm bunlara rağmen gerek Türkiye’de gerekse Suriye ve Irak’ta terörle mücadele yeteneklerimizi askıya almamak zorundayız.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER