Reşit Kemal AS – 09 Şubat 2026
Libya gibi on yılı aşkın süredir iç savaşın, kabile rekabetlerinin ve dış müdahalelerin kıskacında yaşayan bir ülkede, bir cenazenin milyonları bir araya getirmesi sıradan bir hadise değildir. Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin ölümü etrafında şekillenen ve iddialara göre yaklaşık bir milyon insanın katıldığı cenaze ve cenaze namazı, yalnızca bir yas töreni değil; bastırılmış bir özlemin, yarım kalmış bir hikayenin ve derin bir siyasal arayışın dışavurumudur.
Bu kalabalık, Seyfülislam’ın kim olduğundan çok, neyi temsil ettiğini göstermektedir. Bir kesim Libyalı için o, geçmiş rejimin günahlarını taşıyan bir isim değil; devlet fikrinin, merkezi otoritenin ve parçalanmış ülkenin yeniden toparlanabileceği umudunun sembolüdür. İç savaşın yarattığı kaos, milislerin hüküm sürdüğü şehirler ve bitmek bilmeyen geçiş süreçleri, insanları “istikrar” fikrine her zamankinden daha fazla yaklaştırmıştır. Seyfülislam’ın etrafında oluşan bu sessiz ama derin destek, aslında Libya halkının büyük bölümünün “normal bir devlet” talebidir.
Rahatsız Edici Sorular
Tam da bu noktada rahatsız edici sorular ortaya çıkıyor. Eğer Libya halkının önemli bir kısmı birleşik, egemen ve merkezi bir devlet istiyorsa, bu irade neden sürekli akamete uğruyor? Neden her uzlaşı girişimi, her seçim ihtimali ya erteleniyor ya da sabote ediliyor?
Cevap yalnızca Libya’nın iç dinamiklerinde değil. Elbette kabileler arası çekişmeler, tarihsel bölünmüşlükler ve silahlı grupların çıkarları bu tablonun bir parçası. Ancak asıl belirleyici olan, Libya’nın kendi kaderini tayin etme sürecinin hiçbir zaman sadece Libyalılara bırakılmamış olmasıdır. Enerji kaynakları, stratejik konumu, Akdeniz’e açılan kapısı ve Afrika–Avrupa hattındaki rolü, Libya’yı bölgesel ve küresel aktörler için vazgeçilmez bir satranç tahtasına dönüştürmüştür.
Parçalı Libya, Yönetilebilir Libya
Parçalı bir Libya; zayıf, yönlendirilebilir ve pazarlığa açık bir Libya demektir. Birleşik ve güçlü bir Libya ise, kendi kararlarını alan, kaynaklarını kontrol eden ve dış müdahalelere kapalı bir aktör anlamına gelir. Bu da herkesin çıkarına değildir. Bu nedenle Libya’da barış ihtimali belirdiğinde, bir yerlerden mutlaka yeni bir kriz filizlenir.
Seyfülislam Kaddafi etrafında oluşan toplumsal yankı, bir kişiye duyulan sevgiden ziyade, kaybedilmiş bir egemenlik duygusunun yasını tutmaktadır. O cenazeye katılan kalabalıklar belki de şunu söylemektedir: “Biz dağınık kalmak istemiyoruz.”
Libya’nın asıl trajedisi, liderlerini kaybetmesi değil; kendi geleceğine karar verme hakkının sürekli elinden alınmasıdır. Ve bu hak geri verilmedikçe, cenazeler yalnızca ölüleri değil, umutları da gömmeye devam edecektir.



YORUMLAR