ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Arab Center Washington DC’de, İsrail yanlısı lobi faaliyetlerinin ABD siyasetindeki etkisinin, Washington-Tel Aviv askeri ilişkilerinin kurumsal boyutunun ve bu sürecin Amerikan kamuoyu üzerindeki yansımalarının değerlendirildiği bir analiz yayımlandı.
İsrail yanlısı çevrelerin Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na (NDAA) eklenen bir düzenleme aracılığıyla iki ülke orduları arasındaki entegrasyonu derinleştirmeye çalıştığına dikkat çekilen analizde, söz konusu girişimin ABD’de artan İsrail karşıtı toplumsal tepkiyi kurumsal mekanizmalar üzerinden dengeleme çabası olarak yorumlandığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Kongre içindeki itirazlara rağmen düzenlemenin tasarıda tutulmasının İsrail yanlısı lobinin etkisini koruduğuna işaret ettiği, Pentagon’un İsrail kaynaklı casusluk faaliyetlerine ilişkin endişelerinin arttığı ve Amerikan kamuoyundaki farkındalık artışının henüz geniş ölçekli siyasi baskıya dönüşmediği yönündeki değerlendirmelere yer verildi.
İşte Arab Center DC’de yayınlanan analiz:
Amerikalılar yavaş yavaş vergi gelirlerinin neden bir soykırımı finanse etmek için kullanıldığını sorgulamaya başlıyor.

Özellikle sağlık hizmetlerine ve yükseköğrenime erişimde ciddi sorunlar yaşayan, evsizlik gibi problemlerle mücadele eden birçok Amerikalı, Washington’un İsrail’e sağladığı desteği daha fazla sorgular hale geliyor. İsrail ise askeri yardım konusundaki tartışmanın artık kendi açısından kaybedilen bir mücadeleye dönüştüğünü görmüş durumda.
Bunun üzerine Tel Aviv yönetimi, Kongre’deki etkisini kullanarak Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na (NDAA) bir değişiklik maddesi eklenmesini sağladı.
Söz konusu düzenleme, “iş birliği” söylemi altında ABD ve İsrail ordularının fiilen daha entegre hale gelmesini öngörüyor. Eleştirilere göre bu girişim, İsrail’in ABD ordusu üzerinde etkisini kurumsallaştırma ve Amerikan askeri yapısına daha derin nüfuz etme çabası olarak değerlendiriliyor.
Savunma bütçesindeki tartışmalı madde
İsrail, kamuoyundaki öfkeyi yatıştırmak ve Amerikan vergi gelirlerinden faydalanmayı sürdürmek amacıyla sistemdeki boşluklardan yararlanma stratejisini devam ettiriyor. Bu kapsamda İsrail yanlısı lobi çevreleri, harcama tasarısına iki ülke orduları arasındaki entegrasyonu artıracak bir hüküm eklenmesini destekledi.

Tasarı yasalaşırsa İsrail’in ABD ordusunun kaynaklarına ve yapısına erişiminin önemli ölçüde genişleyeceği ifade ediliyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat kanattan bazı Kongre üyeleri söz konusu düzenlemenin çıkarılması için girişimlerde bulunsa da şu ana kadar başarılı olamadılar.
“224. Madde” olarak bilinen hüküm, iki ülke orduları arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlıyor. Düzenleme, ABD Savunma Bakanı’nın, ABD ile İsrail arasındaki ortak faaliyetlerin koordinasyonundan sorumlu bir yürütücü temsilci atamasını zorunlu kılıyor.
Ancak eleştirmenler, metinde geçen “iş birliği” kavramının sınırlarının belirsiz olduğunu ve ABD’nin neden hassas askeri teknolojilerini İsrail ile paylaşması gerektiğinin açıklanamadığını savunuyor.
Kongre içindeki muhalefet
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna ile Cumhuriyetçi Thomas Massie, savunma bütçesindeki bu düzenlemeyi kaldırmaya çalıştı. Khanna, Silahlı Hizmetler Komitesi’ndeki konumunu kullanarak 224. Maddenin tasarıdan çıkarılması için bir değişiklik önergesi sundu.

Khanna, Kongre’de yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Amerikan halkı, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Amerika’ya ne yapması gerektiğini söylemesindeki kibir ve saygısızlıktan bıkmış durumda.”
Khanna ayrıca Amerikalıların “İsrail’e daha fazla iş birliği ve koşulsuz destek değil, daha azını istediğini” belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Tam da böyle bir dönemde yalnızca ABD Kongresi çıkıp ‘İsrail için daha fazlasını yapalım’ diyebilir.”
Netanyahu’nun Kongre üyelerine baskı yaparak bu düzenlemenin tasarıya eklenmesini sağladığı yönündeki iddialara değinen Khanna,
“Bildiğim kadarıyla Netanyahu’nun bu komitede bir koltuğu yok”
ifadelerini kullandı.
Buna rağmen düzenlemenin tasarıda kalmaya devam etmesi, eleştirmenlere göre İsrail yanlısı lobinin Kongre üzerindeki etkisinin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Taban düzeyinde farkındalık artsa da karar alma mekanizmaları üzerindeki etkinin sürdüğü belirtiliyor.
İsrail casusluğu ve Pentagon’un endişeleri
ABD Savunma Bakanlığı’nın son dönemde İsrail kaynaklı casusluk faaliyetlerine ilişkin tehdit değerlendirmesini en üst seviyeye çıkardığı ileri sürülüyor. Savunma İstihbarat Ajansı’nın özellikle son haftalarda İsrail’in faaliyetlerinin daha agresif hale geldiği yönünde kaygılar taşıdığı ifade ediliyor.

Ancak İsrail’in ABD’ye yönelik istihbarat faaliyetleri yeni bir olgu değil. Geçtiğimiz yıl gazeteci Tucker Carlson, İsrail’in güçlü destekçilerinden Senatör Ted Cruz’a İsrail’in ABD’ye karşı casusluk faaliyetleri yürütürken nasıl müttefik olarak görülebileceğini sormuştu.
Bu konudaki en bilinen örneklerden biri, ABD doğumlu istihbarat görevlisi Jonathan Pollard’dır. Pollard, devlet sırlarını İsrail’e aktardığı gerekçesiyle 1987 yılında hapse mahkûm edilmişti.
Yazarın değerlendirmesine göre İsrail’in casusluk faaliyetleri uzun yıllar boyunca Amerikalı siyasetçiler tarafından görmezden gelindi. Bu nedenle konunun The New York Times ve NBC gibi ana akım medya kuruluşlarında geniş yer bulması, İsrail’in Washington açısından hassas kabul edilen bazı sınırları aşmış olabileceği şeklinde yorumlanıyor.
İddialara göre İsrail, Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da dahil olmak üzere bazı Amerikalı yetkililerin görüşmelerini dinledi. Buna rağmen ABD siyasetinde kayda değer bir tepki oluşmadığı belirtiliyor.
Lobi gücü ve kamuoyu arasındaki fark
İsrail yanlısı lobi faaliyetlerinin etkili olmasının temel nedenlerinden biri, Amerikan kamuoyunda bu konuda kalıcı politika değişikliği talep eden güçlü bir taban hareketinin bulunmaması olarak gösteriliyor.

Bununla birlikte Track AIPAC ve Anti-Zionist America Political Action Committee gibi yeni oluşumlar, İsrail yanlısı lobi faaliyetlerini daha görünür hale getirmeye çalışıyor. Kamuoyu araştırmaları da Amerikalıların İsrail’e yönelik bakışının giderek daha olumsuz hale geldiğini ortaya koyuyor.
Yazar, giderek daha fazla Amerikalının İsrail’i apartheid uygulayan ve Amerikan vergi gelirlerinden beslenen bir devlet olarak gördüğünü savunuyor. Ancak bu farkındalığın henüz siyasi eyleme dönüşmediği ifade ediliyor.
Farkındalıktan siyasi eyleme geçiş sorunu
Kamuoyundaki algı değişimine rağmen bunun sahaya yansıdığı söylenemez. Ülke genelinde büyük protestoların gerçekleşmemesi dikkat çekiyor.

Örneğin Kentucky’den Cumhuriyetçi Kongre üyesi Thomas Massie, İsrail yanlısı lobi tarafından desteklenen nispeten az tanınan bir rakibine karşı ön seçimleri kaybetti. Bu durum, lobi gruplarının seçim süreçlerindeki etkisinin devam ettiğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Code Pink gibi bazı aktivist gruplar İsrail yanlısı siyasetçileri doğrudan hedef alan kampanyalar yürütse de, Kongre üyelerinin yerel ofisleri önünde geniş katılımlı protestolar veya seçmen baskısı oluşturabilecek kampanyalar henüz ortaya çıkmış değil. Aynı şekilde Kongre üyelerine ve senatörlere yönelik kitlesel mektup kampanyaları da görülmüyor.
Sonuç olarak, kamuoyundaki farkındalık artarken bunun siyasi baskıya dönüşmesi zaman alıyor. Yazarın değerlendirmesine göre İsrail yanlısı lobi de bu gecikmeden faydalanarak Kongre üzerinden kendi kazanımlarını mümkün olduğunca kurumsallaştırmaya ve ileride geri çevrilmesi zor düzenlemeleri yasalaştırmaya çalışıyor.
