Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Avrupa’nın güvenlik mimarisinin geleceği, ABD ile ayrışma ve yeni müttefiklik hamleleri. ABD ve Avrupa arasında giderecek açılan uçurumun etkileri ne olacak?

Avrupa'nın güvenlik mimarisinin geleceği, ABD ile ayrışma ve yeni müttefiklik

ABD merkezli yayın organlarından The Realist Review’de, Avrupa’nın güvenlik mimarisinin geleceği, NATO’nun dönüşümü ve ABD’nin kıtadaki askeri varlığını azaltma planlarının doğurabileceği sonuçların ele alındığı bir analiz yayınlandı.

Analizde, Avrupa’nın uzun yıllardır tartıştığı stratejik özerklik hedefinin Rusya-Ukrayna savaşı ve Trump yönetiminin NATO’ya yönelik yaklaşımıyla yeniden gündeme geldiği belirtilirken, Avrupa Birliği’nin ekonomik gücüne rağmen güvenlik konusunda hala ABD’nin askeri kapasitesine ve nükleer caydırıcılığına bağımlı olduğu vurgulandı.

Analizde ayrıca, Avrupa’nın ABD’ye alternatif olarak Çin, Körfez ülkeleri veya Hindistan gibi aktörlerle geliştirebileceği ilişkilerin güvenlik alanında NATO’nun yerini dolduramayacağı değerlendirilirken, Washington ile Avrupa arasında tercih yapmanın değil, transatlantik ittifakın yeni şartlara göre yeniden dengelenmesinin gerektiğine ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

İşte The Realist Review’de yayınlanan analiz:

Tarihin farklı dönemlerinde Avrupa güvenliğinin temel dayanağını oluşturan transatlantik ittifak, son yıllarda ciddi bir sorgulama sürecinden geçiyor.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltma yönündeki politikaları, kıta genelinde uzun süredir teorik düzeyde tartışılan bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Avrupa kendi güvenliğini ABD olmadan sağlayabilir mi?

Bu tartışma, NATO içerisinde yaşanan dönüşüm ve Avrupa Birliği’nin stratejik özerklik arayışları bağlamında daha da önem kazanırken, kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği sorusu da giderek daha fazla öne çıkıyor.

NATO’da yeni dönem

Bu hafta gerçekleştirilen NATO Kuvvet Planlama Konferansı’nda müttefik ülkelerin ittifakın komuta yapısına sağlayacağı askeri katkılar ele alındı.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Aynı süreçte Washington yönetiminin, Almanya’dan daha önce açıklanan 5 bin askerlik çekilmeye ek olarak Avrupa’daki Amerikan askerî varlığını daha da azaltmaya yönelik planlarını açıklamaya hazırlandığı bildirildi.

Bu gelişmeler, Avrupa’nın uzun yıllardır teorik olarak tartıştığı bir gerçeği somut biçimde ortaya koyuyor: Kıta ülkeleri ya kendi savunma kapasitelerini ciddi biçimde geliştirecek ya da ABD’ye bağımlılığın kalıcı olmadığı gerçeğiyle yüzleşecek.

Ancak NATO’nun doğu kanadında yer alan Vilnius, Varşova ve Bükreş gibi başkentlerden Londra, Paris ve Berlin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni bir tartışma ortaya çıkmış durumda.

Tartışmanın merkezinde ise şu soru yer alıyor: Amerika mı, Avrupa mı?

Bu yaklaşım, ABD ile Avrupa’yı aynı ittifakın iki temel ayağı olarak görmek yerine birbirlerinin alternatifi gibi değerlendiriyor. Bazı çevreler Avrupa Birliği’nin kendi başına hareket etmesi, farklı ortaklar bulması ya da Trump döneminin sona ermesini beklemesi gerektiğini savunuyor. Ancak transatlantik güvenliği sıfır toplamlı bir tercih olarak değerlendirmek hem tehditleri hem de çözüm yollarını yanlış okumak anlamına geliyor.

Stratejik özerklik tartışmaları

Avrupa Birliği’nin stratejik özerklik hedefi yeni bir olgu değil. Bu hedefin kökenleri, 1992 Maastricht Antlaşması ile oluşturulan Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’na kadar uzanıyor. Daha sonra 2016 yılında dönemin AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin Küresel Strateji belgesiyle bu yaklaşım yeniden güç kazandı.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından ise tartışmalar savunma ve güvenlik alanına daha fazla kaydı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa egemenliği” vizyonu ve Avrupa Birliği’nin 2022 Stratejik Pusula Belgesi bu sürecin en somut örnekleri arasında yer aldı.

Ancak Avrupa’nın stratejik özerklik arayışını yalnızca Trump’ın NATO’ya yönelik eleştirilerine bağlamak, daha derin bir sorunu göz ardı ediyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin üzerinden 35 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, yaklaşık 20 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip Avrupa Birliği hâlâ kendisini, ekonomisi yaklaşık on kat daha küçük olan Rusya’ya karşı bağımsız şekilde savunabilecek kapasiteye ulaşabilmiş değil.

Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın şu sözleri bu çelişkiyi net biçimde ortaya koyuyor:

“500 milyon Avrupalının, 140 milyon Rus’a karşı kendilerini savunması için 300 milyon Amerikalıya ihtiyaç duyması büyük bir paradokstur.”

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Ancak daha derin bir paradoks da bulunuyor. Avrupa bir yandan Amerikan güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyarken, diğer yandan Almanya’nın eski Başbakanı Gerhard Schröder, Fransa’nın eski Başbakanı François Fillon, Avusturya’nın eski Dışişleri Bakanı Karin Kneissl ve Finlandiya’nın eski Başbakanı Paavo Lipponen gibi isimlerin Rus devlet çıkarları doğrultusunda faaliyet göstermesine uzun yıllar göz yumdu.

Avrupa neyi başarabilir?

Asıl soru Avrupa’nın kendisini savunup savunamayacağı değil, bunu hangi ölçüde başarabileceğidir.

Avrupa ülkeleri uzun vadeli ve kararlı yatırımlarla kara, hava ve deniz kuvvetleri, özel kuvvetler ve siber savunma alanlarında kendi kıtasını koruyabilecek seviyeye ulaşabilir.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Aynı şekilde hava istihbaratı, keşif-gözetleme sistemleri, stratejik hava taşımacılığı, havada yakıt ikmali ve hava-füze savunma alanlarında da zamanla önemli eksikliklerini kapatabilir.

Nitekim NATO’nun eski Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, son dönemde Avrupa’nın konvansiyonel savunmasını üstlenecek ve Ukrayna’yı da kapsayacak yeni bir Avrupa savunma ittifakı kurulmasını önerdi. Ancak Rasmussen dahi NATO’nun ve Amerikan nükleer şemsiyesinin vazgeçilmez olduğunu kabul ediyor.

Amerikan gücünün yerini doldurmak mümkün mü?

Avrupa’nın kısa ve orta vadede kopyalaması neredeyse imkânsız görünen alanlar ise ABD’nin sağladığı küresel kapasitelerdir.

Bunlar arasında geniş kapsamlı nükleer caydırıcılık, gelişmiş keşif ve istihbarat uyduları, küresel sinyal istihbaratı ağları, ittifak genelinde komuta-kontrol sistemleri, dünya çapında lojistik hareket kabiliyeti, entegre hava ve füze savunması ile gelişmiş elektronik harp kapasitesi bulunuyor.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Avrupa kendi kıtasında Amerikan konvansiyonel gücüne yaklaşsa bile, güvenlik tehditlerinin artık sadece Avrupa sınırlarından kaynaklanmadığı gerçeği değişmeyecek. Çin’in ekonomik baskıları, İran’ın nükleer programı, Kuzey Kore’nin silah teknolojileri, uluslararası terör örgütleri ve küresel siber tehditler Avrupa’nın tek başına mücadele edebileceği sorunlar değil.

Bu nedenle Avrupa’nın ABD’ye, ABD’nin de Avrupa’ya ihtiyacı bulunuyor.

Çin ve alternatif ortaklar arayışı

Avrupa stratejik çevrelerinde zaman zaman Washington’a alternatif ortaklar bulma fikri de gündeme geliyor.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Özellikle Trump dönemlerinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez gibi isimler Çin ile ilişkileri geliştirme yönünde çeşitli girişimlerde bulundu. Amaç hem Avrupa ihracatını korumak hem de Washington’a karşı diplomatik manevra alanı oluşturmaktı.

Brüksel bu yaklaşımı “risk azaltma” politikası olarak tanımlasa da uygulamada Çin çoğu zaman Washington karşısında bir pazarlık unsuruna dönüşüyor.

Benzer şekilde Körfez ülkeleri ve Hindistan ile geliştirilen ekonomik ilişkiler de ABD’nin yerini doldurabilecek güvenlik ortaklıkları olarak görülmüyor. Çünkü bu ülkelerin ne NATO benzeri savunma taahhütleri bulunuyor ne de Avrupa’ya Amerikan düzeyinde güvenlik garantisi verebilecek kapasiteye sahipler.

Trump sonrasını beklemek çözüm mü?

Avrupa’da yaygın olan bir diğer görüş ise Trump döneminin geçici olduğu ve daha uzlaşmacı bir Amerikan yönetimiyle eski düzene dönülebileceği yönünde.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Ancak bu yaklaşım da Amerikan siyasetindeki yapısal değişimi göz ardı ediyor.

Afganistan ve Irak savaşlarının yarattığı yorgunluk, bütçe baskıları ve Çin’in yükselişi gibi faktörler, yalnızca Trump’a özgü değil. Demokrat ve Cumhuriyetçi çevrelerde giderek güçlenen ortak kanaat, ABD’nin artık dünyanın her bölgesinde tek başına güvenlik sağlayamayacağı yönünde.

Dolayısıyla Washington’da kim iktidara gelirse gelsin, Avrupalı müttefiklerden daha fazla sorumluluk üstlenmeleri talep edilmeye devam edecek.

Sonuç

Avrupa’nın karşı karşıya olduğu güvenlik sorunu artık ertelenebilir bir mesele olmaktan çıktı. Kıta ülkeleri ne bekleyerek ne denge politikaları kurarak ne de alternatif ortaklar arayarak bu gerçeklikten kaçabilir.

The Realist Review: ABD ve Avrupa yol ayrımına mı geldi?

Asıl soru hiçbir zaman “Amerika mı Avrupa mı?” olmadı.

Büyük güç rekabetinin belirlediği yeni uluslararası sistemde güçlü bir Avrupa ile güçlü bir Amerika birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Avrupa’nın kendi kıtasındaki konvansiyonel savunmanın ana sorumluluğunu üstlenmesi, NATO taahhütlerini sürdürmesi ve caydırıcılık kapasitesini güçlendirmesi gerekiyor.

Bu hedeflere ulaşılıp ulaşılamayacağını ise strateji belgeleri değil, savunma bütçeleri ve siyasi irade belirleyecek. Stratejik belirsizlik dönemi sona ererken, Avrupa artık güvenliğinin gerçek maliyetiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.