Reşit Kemal AS – 10 Şubat 2026
Ankara’da başlayan Türkiye–Afrika Stratejik Diyaloğu, sıradan bir diplomatik etkinlik değil, küresel düzenin nereye savrulduğunu ve nerede yeniden kurulabileceğini gösteren güçlü bir işaret fişeği niteliğinde. Milli İstihbarat Akademisi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, Afrika’yı hala “yardım alan”, “kriz üreten” ya da “rekabet sahası” olarak gören ezberlerin artık miadını doldurduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Akademi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse’nin şu tespiti ise meselenin özünü tek cümlede özetliyor:
“Afrika ülkelerinin güçlenmediği bir küresel düzen sürdürülebilir olamaz.”
Bu cümle, yalnızca Afrika’ya dair bir değerlendirme değil ; Batı merkezli dünya sisteminin içine düştüğü krizin de teşhisidir.
Afrika’ya Bakış Değil, Afrika’yla Bakmak
Türkiye’nin Afrika politikasını farklı kılan en temel unsur, Prof. Dr. Köse’nin de altını çizdiği gibi, sömürgeci reflekslerden bilinçli bir kopuştur. Türkiye, Afrika’yı başkalarıyla yarışılacak bir jeopolitik satranç tahtası olarak değil; kendi iradesi, tarihi ve gelecek vizyonu olan eşit aktörler bütünü olarak görüyor.
“Afrika’nın sorunlarına Afrikalı çözümler” yaklaşımı, kulağa diplomatik bir slogan gibi gelebilir. Oysa bu ilke, sahada karşılığı olan, zihniyet değişimini temsil eden bir duruştur. Çünkü asıl mesele, Afrika’ya ne verildiği değil; Afrika’nın kendi kapasitesini nasıl inşa ettiği ve buna kimin gerçekten saygı duyduğudur.
Çöken Düzen, Yükselen Kıta
Bugün küresel sistem; savaşlar, göç krizleri, ekonomik eşitsizlikler ve temsil adaletsizliğiyle derin bir meşruiyet bunalımı yaşıyor. Bu krizlerin önemli bir kısmı, Afrika’nın onlarca yıldır sistemin dışında tutulmasının doğal sonucudur. Genç nüfusu, doğal kaynakları, kültürel zenginliği ve büyüme potansiyeliyle Afrika’yı dışlayan bir düzenin ayakta kalması zaten mümkün değildi.
Türkiye’nin yaptığı şey tam da burada anlam kazanıyor: Afrika’yı “geleceğin problemi” değil, geleceğin ortağı olarak konumlandırmak.
Stratejik Aklın Sessiz Ama Derin Dili
Talha Köse’nin açıklamaları, yüksek sesli ideolojik çıkışlardan uzak; ama bir o kadar derin ve net. Bu da Türkiye’nin Afrika vizyonunun geçici konjonktürlere değil, uzun vadeli stratejik akla dayandığını gösteriyor. Güç hiyerarşisi kurmayan, karşılıklı saygıyı esas alan ve yerel dinamikleri merkeze alan bu yaklaşım, Türkiye’yi Afrika’da güvenilir bir aktör haline getiriyor.
Bu nedenle bugün Ankara’da konuşulanlar, yalnızca bugünün değil; önümüzdeki on yılların dünya düzenine dair güçlü ipuçları barındırıyor.
Afrika güçlenmeden dünya dengelenmez. Afrika söz sahibi olmadan küresel adalet kurulmaz. Ve Afrika, başkalarının çizdiği rotalarla değil, kendi iradesiyle yürüdüğünde insanlık kazanır.
Türkiye’nin bu gerçeği erken fark etmiş olması ve bunu sahici bir politika haline getirmesi, takdiri fazlasıyla hak ediyor.
Bu vizyona yön veren, derinlikli ve berrak açıklamalarıyla yol açan Prof. Dr. Talha Köse’yi yürekten kutlamak da bu yüzden yalnızca bir nezaket değil, hakkaniyet meselesidir.
Not: Aralık 2025’de yayınlanan raporum: TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ VARLIĞINI SÜRDÜRÜLEBİLİR KILMANIN ANAHTARI



YORUMLAR