Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

Küçük Şeylerin Büyük Hikmeti – Rabia Yavuz

Rabia YAVUZ – 14 Şubat 2026

 

Hayat sadece büyük krizlerle değil, çoğu zaman küçük rahatsızlıklarla da bizi yorar. Asıl yorgunluk, çoğu zaman küçük ve birikmiş rahatsızlıklardan sızar ruhumuza. Toparlanmayı bekleyen bir masa, cevapsız kalmış e-postalar, ertelenmiş bir telefon, içimizde “yapmalıyım” diye yankılanan ama bir türlü harekete geçemeyen o ses… İnsan bazen büyük bir felaket yaşamaz; fakat küçük düzensizliklerin içinde de yavaş yavaş dağılır.

Modern çağın insanı, hayatını düzeltmek için büyük hamleler yapması gerektiğine inanır. Hayatı iyileştirmek için büyük kararlar almak gerektiği düşünülür. Radikal değişimler, keskin dönüşler. Mesela yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir şeyler aranır.

İnsan, mutsuzluğunu büyük nedenlere bağlamaya meyillidir. “Hayatım berbat”, “Yolumu kaybetmiş gibiyim”, “Her şey ters gidiyor.” Sanki kurtuluş hep dramatik bir değişimin arkasındadır. Oysa çoğu zaman hayatın bütünü değildir yoran insanı. Sadece birkaç düğüm çözülmeyi bekliyordur. O düğümler ise sert bir iradeyle değil, yumuşak bir dikkatle çözülür.

Biz büyük değişimlerin peşindeyken ruhumuz küçük temaslara muhtaçtır.

Küçük Rahatsızlıkların Fısıltısı

Günlerdir yapılmayan bir işi düşünün. Her hatırladığınızda içinizde hafif bir sıkışma olur. Bu sıkışma büyür, genelleşir. Büyük cümlelere dönüşerek tüm gününüze sirayet eder: Ben zaten dağınık biriyim, ben disiplinli değilim, ben beceremiyorum…Küçük bir erteleme, büyük bir benlik anlatısına dönüşür.

İnsan zihni dramatize etmeye yatkındır. Çünkü dramatik anlatılar, belirsizliğe katlanmaktan daha kolaydır. Oysa çoğu zaman mesele kimliğimiz değil, basit bir başlangıç eşiğidir.

Belki de sormamız gereken ilk soru şudur:
Beni şu anda rahatsız eden şey tam olarak ne?

Bu soru insanı varoluşsal bir uçuruma sürüklemez. Aksine, dikkati somut olana yöneltir. Masanın üzerindeki kağıtlara. Mutfaktaki dağınıklığa. Göğsümüzdeki hafif daralmaya. Somut olanlara odaklanmak büyük kelimelerden küçük gerçeklere döndürür bizi.

İkinci soru daha ayıklayıcıdır:
Bunu değiştirmek benim elimde mi?

Çünkü her rahatsızlık müdahale edilebilir değildir. Hayatın bir kısmı bizim irademizin dışındadır. Kontrol edemediklerimiz için kendimizi hırpalamak faydalı değildir, hatta duygusal bir israftır. Ama kontrol edebileceklerimizi de görmezden gelmek, içimizde sessiz bir çaresizlik üretir.

Üçüncü soru ise en dürüst olanıdır:
Bunu değiştirmeye gerçekten istekli miyim?

Bu soru ahlaki değildir. “İstemeliyim” demez. “İstiyor muyum?” der. Cevap ise her zaman evet olmayabilir. İnsan bazen hazır değildir. Bazen yorgundur. Bazen değişim fikri, değişmeden kalmaktan daha ürkütücüdür.

Kendimize karşı dürüst olabildiğimiz yerde, dönüşüm başlar.

Hedefi Küçültmenin Hikmeti

Hayatı iyileştirmek çoğu zaman her şeyi düzene sokmak değildir. Bazen yalnızca beş dakikalık bir cesaret alanı yaratmaktır. Zihin bütünü taşıyamaz ama parçalarla ilişki kurabilir.

Masası haftalardır dağınık olan birini düşünelim. Tümünü düzenlemek göz korkutucudur. Ama şu soru mümküne kapı aralayabilir: Sadece bir köşesine beş dakika bakabilir miyim?

Beş dakika hayatı değiştirmez belki. Ama ruh halinin tonunu değiştirir. Başlamış olmak, zihinsel yükü hafifletir. Çünkü insanın en büyük yorgunluğunun kaynağı yapmadığı şeylerin gölgesinde yaşamaktır.

Burada önemli bir psikolojik gerçeği hatırlamak gerekir. Motivasyon çoğu zaman başlangıcın sebebi değil, sonucudur. İnsan motive olduğu için harekete geçmez. Harekete geçtiği için motivasyon oluşur.

Biz çoğu zaman “İçimden gelmiyor, o yüzden yapamıyorum” deriz. Oysa başka bir cümle şu olabilir: İçimden gelmese de küçük bir şey yapabilirim. Bu küçük adım, içimizdeki utanç, çaresizlik ve bıkkınlık döngüsünü kırar. Çünkü utanç ya da çaresizlik insanı felç ederken hareket ise bu döngüleri kırar.

Takdir Edilme İhtiyacı

Küçük bir adım attığımızda, onu fark etmek gerekir. Fakat biz çoğu zaman yaptıklarımızı küçümseriz. “Zaten yapmam gerekiyordu”, “Ne var bunda?” der geçeriz. Oysa insan ruhu görülmeye ihtiyaç duyar. Takdir edilmek sadece çocuklara mahsus bir ihtiyaç değildir. Yetişkin insan da emeğinin fark edilmesini ister. Bu bazen bir başkasından gelen basit bir teşekkürdür. Bazen kendi kendimize verdiğimiz küçük bir ödül de aynı görevi görebilir. Sıcak bir duş, kısa bir yürüyüş, sevdiğimiz bir diziden bir bölüm.

Toplum bize güçlü olmayı öğretir ama ihtiyaçlarımızı kabul etmeyi öğretmez. Oysa olgunluk, ihtiyaç duymamak değildir. İhtiyacını tanıyabilmektir. Elbette başkaları her zaman nasıl takdir edeceğini bilemeyebilir. İlk denemeler beceriksiz olabilir. Bu, talebimizin yanlış olduğu anlamına gelmez. Aksine, ilişkiler tam da bu kırılgan temaslarda sahicileşmeye başlar.

Kendini Zorlayarak Değil, Kendine Yaklaşarak

Hayatı daha yaşanır kılmak, büyük anlam arayışlarıyla beraber küçük rahatsızlıklara gösterilen özenli dikkatten de geçer. İnsan kendine ne kadar sertse, o kadar donakalır. Kendine ne kadar yumuşaksa, o kadar kendini teşvik edebilir.

Biz çoğu zaman içimizdeki yargıcı harekete geçirecek şekilde kendimizle konuşuruz. Aşağıdaki cümleler size de tanıdık gelebilir
“Yine erteledin.”
“Yine beceremedin.”
“Sen zaten böylesin.”

Oysa insanın içindeki en güçlü dönüşüm, yargıdan değil merhametten doğar. Kendine yumuşak bakabilen biri, değişim için daha fazla enerji bulur. Çünkü savunma azalır. Suçluluk yerini sorumluluğa bırakır. Merhamet ise gevşeklik değildir. Aksine, sürdürülebilir çabanın zemini merhamettir.

Anda Kalmak mı, Kendinden Kaçmak mı?

Günümüzde sıkça duyduğumuz bir öneri var: “Anda kal.” Fakat anda kalmak bazen içimizdeki karmaşadan kaçmanın inceltilmiş bir yolu haline gelebilir. Dikkatimizi işe, programa, yoğunluğa vererek iç sesimizi sustururuz.

Gerçek anda kalmak, yalnızca şimdiye odaklanmak değildir. Neden yaptığımızı bilerek şimdiyle ilişki kurmaktır. İnsan bazen çalışarak değil, çalışmanın arkasına saklanarak yorulur.

Kendimize şu soruyu sormak cesaret ister:
Ben gerçekten ne hissediyorum?
Bu dağınıklık sadece fiziksel mi, yoksa içimde de bir dağınıklık var mı?

Hayatın küçük düzensizlikleri çoğu zaman içsel bir düzensizliğin sembolüdür. Fakat bu sembolü çözmek için önce yüzeydeki düğüme dokunmak gerekir. Bazen masayı toplamak, yalnızca masayı toplamak değildir. İçimizdeki dağınıklığa atılmış ilk adımdır.

Küçük Cesaret Alanları

Hayatı daha az can sıkıcı hale getirmek, dramatik bir aydınlanma gerektirmez. Küçük cesaret alanları yeterlidir. Beş dakika. Tek bir telefon. Bir köşe. Bir adım.

İnsan sandığından daha karmaşık ama sandığından daha dayanıklıdır. Çelişkilerimiz bizi zayıf değil, insan kılar. Tutarsızlıklarımız, gelişimin ham maddesidir.

Asıl mesele şudur: Kendimizi harekete geçirmek için neye ihtiyaç duyduğumuzu gerçekten soruyor muyuz? Hatta cevabı küçümsemeden kabul edebiliyor muyuz?

Belki ihtiyacımız olan şey büyük bir motivasyon konuşması değil, biraz dinlenmektir.
Belki ser sözcüklerden oluşmuş bir disiplin konuşması değil, küçük bir başlangıçtır.
Belki köklü bir değişim değil, bir köşeyi toparlamaktır.

Hayat bazen büyük anlam krizlerinden değil, küçük ihmal yığınlarından ağırlaşır. İnsan ise çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük dikkat girişimleriyle iyileşir.

Bugün yalnızca beş dakika ayırmak…
Belki de hayatı daha az can sıkıcı hale getirmenin ilk adımıdır.

Dilerseniz siz de dürüstçe kendinize sorun: Bugün hangi küçük düğüme dokunabilirsiniz?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER