Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı – Mehmet Uslu – 27 Şubat 2026
Rusya – Ukrayna ve hatta Rusya – Avrupa arasındaki büyük kırılmanın miladı olarak nitelendirebileceğimiz 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile başlayan süreç üzerinden tam 4 yıl geçti. Milyonlarca insanın öldüğü savaş doktrinlerinin köklü değişiklikler yaşadığı bu zaman diliminde savaş farklı noktalara yayılma potansiyeli taşımaktadır.
Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımıyla Baltık Denizi kıyılarının neredeyse tamamı İttifak’ın kontrolüne geçmiş ve bölge gayri resmi olarak bir “NATO Gölü” ne dönüşmüştür. Ancak bu durum, Rusya’nın agresif tutumunu dindirmemiş, aksine taktik değiştirmesine neden olmuştur. Günümüz 2026 yılı itibarıyla bölgedeki askeri denge, nicelik ve nitelik bakımından keskin bir ayrışma sergilemektedir:
- NATO Kapasitesi: Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla NATO, Baltık kıyılarının %90’ından fazlasını kontrol eder hale gelmiştir. NATO’nun Müttefik Tepki Kuvveti (ARF), bölgede yüksek hazırlık seviyesinde beklemektedir. Estonya, Letonya ve Litvanya’da bulunan “İleri Varlık” (EFP) birlikleri, hava polisliği görevleri ve yeni nesil denizaltı savunma harbi (ASW) yetenekleri ile desteklenmektedir.
- Rusya Kapasitesi: Rusya’nın Baltık Filosu, Kaliningrad ve St. Petersburg merkezli olarak faaliyet göstermektedir. Rusya, bölgede A2/AD (Erişimi Engelleme ve Bölgeden Men Etme) kapasitesine güvenmektedir. Özellikle İskender füzeleri ve S-400 sistemleri ile donatılmış Kaliningrad, NATO için en büyük “diken” olma özelliğini korumaktadır. Ancak Rusya, konvansiyonel deniz gücünden ziyade asimetrik ve hibrit yöntemlere odaklanmıştır.
Deniz Altı Sabotajları ve Hibrit Savaş
Baltık Denizi, son yıllarda kritik altyapıya yönelik “açıklanamayan” saldırıların merkezi olmuştur.
- Kablo ve Boru Hattı Kesintileri: 2024 sonu ve 2025 boyunca Finlandiya-Almanya ve İsveç-Litvanya arasındaki fiber optik kablolarda kopmalar yaşanmıştır. 2022’deki Nord Stream sabotajıyla başlayan bu süreç, deniz tabanındaki iletişimin ve enerji hatlarının ne kadar savunmasız olduğunu göstermiştir.
- Sabotaj İhtimali: İstihbarat raporları, Rusya’ya ait “araştırma gemilerinin” (Yantar gibi) kablo hatları üzerinde şüpheli manevralar yaptığını doğrulamaktadır. Bu durum, doğrudan bir savaş ilanı olmadan karşı tarafın ekonomisini ve iletişimini felç etmeyi amaçlayan “Gri Bölge” taktiklerinin bir parçasıdır.

Steadfast Dart 2026 Tatbikatı ve Detayları
ABD’nin Avrupa ve NATO üzerindeki askeri desteği azaltma ve Rusya’ya karşı öz savunmalarını yapabilmeleri adına riskli bir süreç yaşanırken 15 Ocak 2026’da başlayan Steadfast Dart 2026, NATO’nun yeni kurulan Müttefik Tepki Kuvveti’nin (ARF) ilk büyük ölçekli sınavını verdi.
- Yapılış Amacı: NATO’nun kolektif savunma (Madde 5) kapsamında, kuvvetlerini çok kısa sürede uzun mesafelere intikal ettirme ve entegre etme kabiliyetini test etmektir. Rusya’nın “hibrit” baskılarına karşı bir caydırıcılık mesajı niteliğindedir.
- Katılımcı Güç: 13 müttefik ülkeden yaklaşık 000 personel 1.500’den fazla zırhlı araç ve çok sayıda deniz/hava unsuru tatbikatta görev almaktadır.
- Tatbikat Almanya ev sahipliğinde başlayıp Baltık Denizi ve çevresine yayılmıştır.

Türkiye’nin Rolü ve Katkıları
Türkiye, bu tatbikatta sadece bir katılımcı değil, stratejik bir lider olarak öne çıkmıştır:
- Personel Katkısı: Yaklaşık 2.000 aktif personel ile tatbikata en büyük askeri katkıyı sağlayan ülke olmuştur.
- TCG Anadolu ve SİHA Gösterisi: Türkiye’nin amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, Baltık Denizi’nde ilk kez bu ölçekte görev almıştır. Gemiden havalanan Bayraktar TB3 SİHA’ların zorlu Baltık şartlarındaki başarısı, NATO yetkilileri tarafından “ezber bozan” bir yetenek olarak tanımlanmıştır.
- Komuta Görevi: Türk Deniz Kuvvetleri, tatbikat kapsamında Amfibi Görev Grubu Komutanlığı (CATF) gibi kritik liderlik rollerini üstlenmiştir.
- Çatışma ve Savaş Başlama Riski Analizi
Çatışma ve Savaş Başlama Riski Analizi
Bugün itibarıyla Avrupa ülkeleri ve Rusya arasında Baltık Denizi üzerinde topyekûn bir konvansiyonel savaş çıkma ihtimali, NATO’nun 5. Madde güvencesi ve ezici konvansiyonel üstünlüğü nedeniyle düşük kabul edilmektedir. Baltık Denizi’nde 2026 yılı itibarıyla durum “soğuk bir barış” olarak nitelendirilebilir: Tam ölçekli bir savaş riski, NATO’nun caydırıcılığı nedeniyle düşük kalmaya devam etmektedir. Ancak Kaliningrad üzerinden bir koridor açma (Suwalki Boşluğu) veya hava sahası ihlalleri kaynaklı bir kaza, gerilimi hızla tırmandırabilir. Enerji hatlarına saldırılar, siber operasyonlar ve GPS sabotajları “yeni normal” haline gelmiştir. Rusya, konvansiyonel olarak kuşatıldığı bu denizde, NATO ülkelerini içten zayıflatmak için bu yöntemleri kullanmaya devam edecektir.
Yanlış Hesaplama ve Kaza Riski Rus savaş uçaklarının Baltık hava sahasını rutin olarak ihlal etmesi ve denizde NATO gemilerine yönelik tehlikeli yakınlaşmalar, anlık bir askeri reaksiyonu (kaza veya düşürme) tetikleyebilir. Bu tür bir kıvılcım, krizin bir anda kontrolden çıkmasına neden olabilir. Montrö Boğazlar Sözleşmesini harfiyen uygulayan Türkiye Karadeniz’i Barış Denizi olarak kalmasının yegâne aktörüdür. Baltık denizinde olası savaş riskini azaltmanın tek çözümü karşılıklı savaş çığırtkanlıklarından ziyade tüm tarafların uyacağı bir anlaşmadan geçmektedir. Avrupa’nın Ukrayna’yı silahlandırması Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal etmeye ve daha fazla ilerleme arzusu tüm bu barış olasılıklarını azaltırken Avrupa ile savaşın patlama noktası Baltık denizi olacaktır. Ateş dünyanın farklı noktalarında savaşlar çıkartarak milyonlarca insanın ölmesine sebep olan Avrupa’ya düştüğünde gerçekle yüzleşeceklerdir.
