Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Türkiye’nin Hızla Gelişen Savunma Sanayisi’nin Türk Dış Politikasına Etkisi

Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı – Mehmet Uslu – 08

Dış Politika ve Güvenlik Uzmanı – Mehmet Uslu – 08 Haziran 2026

 

Türk savunma sanayisi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan köklü bir askeri miras üzerine inşa edilmiş, ancak tarihsel süreçte çeşitli kesintilere ve dışa bağımlılık dönemlerine maruz kalmıştır. Osmanlı döneminde özellikle top döküm ve gemi inşa teknolojilerinde dünyadaki en büyük komplekslerden birine sahip olan sektör, 18. yüzyıldan itibaren teknolojik üstünlüğünü kaybetmiş ve Batılı güçlere bağımlı hale gelmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Şakir Zümre, Nuri Killigil, Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş gibi öncü isimlerin bireysel çabalarıyla önemli mühimmat ve havacılık hamleleri yapılmışsa da, bu girişimler yeterli devlet desteği alamamış ve siyasi nedenlerle kurumsallaşamamıştır.

I. Dünya Savaşı sonrasında NATO üyeliği ve Marshall yardımlarıyla başlayan süreç, Türkiye’nin savunma tedarikini büyük ölçüde ABD merkezli bir yapıya bağlamış, bu da yerli üretim iradesinin uzun yıllar zayıflamasına neden olmuştur. Ancak 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında uygulanan silah ambargosu, stratejik bağımsızlığın yerli bir savunma sanayisinden geçtiğini acı bir tecrübeyle göstermiştir. Bu dönemde ASELSAN, TUSAŞ, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi bugün sektörün bel kemiğini oluşturan vakıf şirketlerinin temelleri atılmıştır. 1985 yılında kurulan Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi (bugünkü SSB), sektörün kurumsallaşması için milat olmuş; hazır alımdan ortak üretime geçiş süreci başlamıştır.

2002 yılından günümüze gelindiğinde ise Türk savunma sanayisi gerçek bir kırılma ve atılım dönemi yaşamıştır. 2002 yılında 62 proje ve yaklaşık %20 yerlilik oranı ile yürütülen sektör, 2024 ve 2026 verilerine göre %80’in üzerinde bir yerlilik oranına, 1.400’den fazla aktif projeye ve 100 milyar dolarlık bir proje hacmine ulaşmış durumda. 2025 yılı sonu itibarıyla savunma ihracatı 10 milyar dolar barajını aşarak 10,054 milyar dolar ile rekor kırmış,  2026 yılı hedefi ise 11 milyar doların üzerine çıkmak olarak belirlenmiştir.

Türkiye’nin 2026 yılı güncel verilerine göre savunma sanayi ürünü ihraç ettiği ülke sayısı 185’e ulaşmıştır. Ayrıca Türkiye, savunma sanayisi alanında iş birliğini güçlendirmek amacıyla 84 ülke ile “savunma sanayisi iş birliği anlaşması” imzalamış durumdadır.

Türk savunma ve havacılık sanayii ürünlerinin ihracatında Avrupa, en büyük pazar payına sahip bölge olarak öne çıkmaktadır. 2025 yılı verilerine göre, toplam 10 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 5,6 milyar dolarlık (%56) kısmı Avrupa Birliği (AB), NATO ülkeleri ve ABD‘ye gerçekleştirilmiştir.

Bölgelere göre ihracat dağılımı ve öne çıkan detaylar şöyledir:

Avrupa: 2025 yılında Türk savunma sanayii Avrupa’ya 4,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek bu bölgeyi liderliğe taşımıştır. Avrupa ülkeleri arasında özellikle Birleşik Krallık ve Slovakya en çok ihracat yapılan ülkeler arasındadır. Ayrıca İspanya, Portekiz, Polonya, Romanya ve İtalya ile yapılan büyük ölçekli anlaşmalar bu bölgedeki etkinliği artırmıştır.

Orta Doğu ve Körfez: Avrupa’yı takip eden en önemli pazarlardan biridir. 2025 yılında bu bölgeye yapılan ihracat 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bölgedeki en büyük müşteriler arasında Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan yer almaktadır.

Kuzey Amerika (ABD): ABD, 2025 yılında Türkiye’nin savunma ürünlerini en çok ihraç ettiği ülkeler listesinde ilk sırada yer almaktadır.

Asya-Pasifik: Bu bölge, Avrupa ve Orta Doğu’nun ardından en çok ihracat yapılan alanlar arasındadır. Pakistan, %16’lık pay ile Türk savunma ürünlerinin küresel ölçekteki en büyük alıcısı konumundadır. Ayrıca Endonezya, Malezya ve Filipinler bu bölgedeki diğer kritik pazarlardır.

Afrika: Türk savunma sanayisinin son yıllarda en hızlı büyüme kaydettiği bölgelerden biridir. Özellikle Sahra Altı Afrika‘ya yapılan silah transferlerinde Türkiye, %11’lik pay ile bölgenin üçüncü büyük tedarikçisi haline gelmiştir. Nijerya, Somali, Etiyopya, Çad, Libya ve Fas bölgedeki başlıca kullanıcılar arasındadır.

Savunma Sanayi ve Diplomasi

Son yıllarda Türkiye’nin gelişen ve proaktif hale gelen diplomasisi, savunma sanayisi ile tam bir sinerji içinde hareket etmektedir. Diplomasi, savunma ürünleri için yeni pazarlar açarken; savunma sanayisindeki başarılar da Türk dış politikasına stratejik bir kaldıraç ve oyun kurucu bir güç sağlamaktadır. “Dron Diplomasisi” olarak da adlandırılan süreçte, Türk SİHA’larının Libya, Karabağ ve Ukrayna gibi sahalarda sergilediği performans, Türkiye’nin uluslararası arenadaki prestijini artırmış ve bölgesel dengeleri değiştirebilen bir aktör konumuna yükseltmiştir. Bu başarılar, Türkiye’nin dış politika kararlarını alırken dış baskılara karşı daha dirençli olmasını ve daha otonom kararlar alabilmesini mümkün kılmıştır.

Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, savunma sanayisi ve diplomasi arasındaki bu güçlü bağı çeşitli platformlarda dile getirmiştir. Bakan Fidan, Japonya merkezli Nikkei Asia gazetesine verdiği demeçte, “Türkiye ve Japonya’nın birbirini tamamlayıcı yetenekleri var ve karşılıklı yarar sağlayacak iş birliği için güçlü bir potansiyel olduğuna inanıyoruz” diyerek özellikle İHA ve İHA önleme teknolojilerinde derin iş birliği vurgusu yapmıştır.

Ayrıca ABD ziyareti sırasında Milli Muharip Uçak KAAN’ın motorlarının Kongre onayında beklemesine atıfta bulunarak, “KAAN’ın motorları ABD Kongresi’nde bekliyor… Bu hususun müttefiklik ruhuna, stratejik ortaklık ruhuna yakışmadığı” sözleriyle, savunma sanayisindeki kısıtlamaların diplomatik ilişkiler üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekmiştir.

Türk savunma sanayisi bugün yalnızca askeri bir güç unsuru değil; ekonomik kalkınmanın lokomotifi, yüksek teknolojili üretimin merkezi ve Türk dış politikasının en etkili enstrümanlarından biri haline gelmiştir. Türkiye, kendi kaderini belirleyen bir ülke olma vizyonuyla, 2026 ve sonrası hedeflerine güçlü bir ivme ile ilerlemektedir.