Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

ABD ve İsrail’in Saldırısı Sadece İran’da Hissedilmeyecek –Reşit Kemal As

Reşit Kemal AS – 28 Şubat 2026

 

 

Daha önce kaleme aldığım “İran vurulursa sadece füze değil, fay hatları da harekete geçer” tespitinin bugün sahada karşılık bulduğunu görüyoruz. İran’a yönelik saldırılar artık yalnızca askeri bir operasyon başlığı değil; bölgesel dengeleri yeniden yazabilecek bir kırılma anıdır.

Mesele İran’ın kaç füze fırlattığı ya da hangi hedeflerin vurulduğu değil. Mesele, bu ateşin hangi coğrafi ve siyasi zemini ısıttığıdır.

Hedef Ülke mi, Hedef Harita mı?

İran’a yönelik her saldırı üç katmanlı bir etki üretir:

 

Birincisi askeri.

İkincisi ekonomik.

Üçüncüsü jeopolitik.

 

Askeri boyut görünürdür. Ekonomik boyut hissedilir. Jeopolitik boyut ise yavaş ilerler ama kalıcıdır.

Hürmüz hattındaki risk artışı, petrol fiyatlarını yukarı iter. Enerji fiyatlarındaki her artış Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için doğrudan maliyet demektir. Enflasyon, cari denge ve üretim maliyetleri zincirleme etkilenir.

Ancak daha kritik olan, İran’ın sadece sınırları olan bir devlet değil; Irak, Suriye ve Lübnan hattında etki alanı bulunan bir güç olmasıdır. Bu ağın refleksi klasik bir savaş refleksi değildir. Vekalet savaşları, hibrit tehditler ve asimetrik hamleler devreye girer.

Bu tablo Türkiye’yi doğrudan ilgilendirir.

Türkiye Neden Merkezde?

Türkiye hem İran’ın komşusu hem de Batı güvenlik mimarisinin bir parçasıdır. Bu iki yönlü konum, Ankara’yı pasif bir izleyici olmaktan çıkarır.

Olası senaryoları açık konuşmak gerekir:

  • İran içinde oluşabilecek bir istikrarsızlık yeni bir göç dalgası üretebilir.
  • Kuzey İran’da doğacak bir otorite boşluğu, terör örgütleri için alan açabilir.
  • Irak ve Suriye’de güç dengeleri yeniden şekillenebilir.
  • Enerji piyasasındaki sert dalgalanma Türkiye ekonomisini zorlayabilir.

Daha önce Irak’ta ve Suriye’de gördüğümüz gibi, sınırın ötesindeki kırılma sınırın bu tarafında da güvenlik riski üretir.

Fay Hatları Nerede Kırılabilir?

İran’a yönelik saldırının tetikleyebileceği üç temel fay hattı var:

Mezhepsel Gerilim

Şii-Sünni eksenli gerilim yeniden ısınabilir. Bu durum Irak ve Suriye sahasında tansiyonu artırır.

Etnik Denge

İran’ın kuzeybatısı ve kuzeyindeki hassas bölgeler, zayıflama durumunda dış müdahaleye açık hale gelebilir. Bu da sınır hattımızı doğrudan etkiler.

Enerji ve Ekonomi

Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerinden ulaşıma kadar geniş bir etki alanı oluşturur. Türkiye için bu yalnızca dış politika meselesi değil, iç ekonomik denge meselesidir.

Ankaranın Stratejik Testi

Türkiye için kritik soru şudur: Bu krizi taraf olarak mı yöneteceğiz, yoksa denge unsuru olarak mı?

Ankara son yıllarda krizleri yönetme konusunda önemli bir diplomasi kapasitesi gösterdi. Ancak İran dosyası daha karmaşık. Çünkü bu mesele doğrudan sınır güvenliğimizi ve iç istikrarımızı ilgilendiriyor.

Türkiye’nin atması gereken adımlar net:

  • Sınır güvenliğinin en üst seviyede tutulması
  • Enerji tedarik planlarının çeşitlendirilmesi
  • Bölgesel diplomasi kanallarının açık kalması
  • İç kamuoyunda provokatif söylemlere karşı dikkatli olunması

Unutulmamalıdır ki modern savaş yalnızca sahada değil, algı alanında da yürütülür.

Füze Değil, Zemin Konuşuyor

Bugün İran’a yönelik saldırılar üzerinden yapılan tartışmaların çoğu askeri boyutta sıkışıyor. Oysa asıl mesele, bu saldırının hangi siyasi ve jeopolitik zemini hareketlendireceğidir.

Ortadoğu’da bir ülke vurulduğunda sadece gökyüzü değil, yer de sarsılır. Türkiye bu sarsıntının dışında değildir.

Bu sarsıntıyı kriz olarak mı yaşayacağız, yoksa stratejik bir yeniden konumlanma fırsatına mı çevireceğiz?

Cevap, Ankara’nın soğukkanlı aklında gizli.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER