Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

İran’ın ABD ve İsrail’le Danışıklı Dövüşü Diyenler Nerede?

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 10 Nisan 2026

 

8 Nisan 2026’da, ABD-İsrail İran’a saldırısıyla başlayan savaşın ateşkesi başladı. İran ve İsrail’le sınırlı kalmayan savaş, ABD’nin bölge ülkelerindeki üsleri sebebiyle Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar, BAE, Umman, Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye’yi de etkiledi. Hizbullah sebebiyle İsrail’in işgale başladığı Lübnan ve savaşa son hafta katılan Yemen’deki Husiler de etkileniyor.

Tabii ki dünya petrol tüketiminin %20’sini karşılayan Körfez petrolünün güzergahı üzerindeki Hürmüz Boğazı’nın geçişlere kapatılması sebebiyle küresel ölçekte zincirleme bir ekonomik etkilenme de yaşandı.

Bölge ülkelerinden Pakistan, Katar ve Türkiye’ye ilaveten, özellikle İran’ı ikna konusunda araya Çin’in de girmesiyle şimdilik İsrail’in Lübnan işgali dışında savaşa ara verildi.

Ancak İran, ileri sürdükleri ve ABD’de Trump yönetimi tarafından kabul edilen 10 madelik şarttan daha ateşkesin ilk gününde ihlallerin başladığını  edildiğini ileri sürdü. Bunlar; İsrail’in Lübnan işgalini sürdürmesi, uranyum zenginleştirme çalışmalarının reddedilmesi ile ateşkes başladıktan sonra düşürülmüş olsa dahi bir İHA’nın İran hava sahasına girmiş olması.

İsrail’in Lübnan saldırganlığına ilaveten “her an savaşı başlatabilecekleri” yönündeki açıklamaları ile artık devlet adamı kişiliği oldukça aşınan ABD Başkanı Trump’a güvenilemeyeceği de dikkate alındığında, çok arzu etsek de barış konusunda temkinli olmaya çalışıyoruz.

40 Günlük Savaş: Hala İran’ın ABD ve İsrail’le ‘Danışıklı Dövüşü’ Diyor musunuz?

40 gün içerisinde İran’ın hava üslerini, deniz üslerini, füze rampalarını, nükleer tesisler ile silah fabrikalarını, İran donanma unsurlarını, ulaştırma hatlarını, bazı enerji tesislerini, su kaynaklarına büyük hasarlar verdiren, devletin en üst düzeydeki yöneticilerini ve komutanlarını ortadan kaldıran saldırılar ortada iken, hala İran’ın ABD ve İsrail’le danışıklı dövüş yaptığını ileri süren “Güvenlik Politikası ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı” var mı diye soruyoruz?

Zira savaşın ilk günü Dini Lider Hamaney dahil, çok sayıda devlet adamı ve komutan Tahran’da vurulduktan sonra bile 24 Mart 2026’da hala İran’ın “mış gibi” saldırılara karşılık verdiğini “Birlikte hareket eden İran’ın paralel yapısı, Amerika’nın paralel yapısı ve İsrail ise savaşı yıllarca sürdürmenin, savaşı alabildiğine yaymanın, her yeri kana bulamanın hesabını yapıyor!” diyerek ileri süren “uzmanlar” vardı.

Bu “uzman”ın bu ve 20 Ocak 2026’da yayınlanan, “Acem’de Oyun Bitmez” başlıklı köşe yazısına göre İran’da da FETÖ benzeri bir “paralel yapı” varmış. Bunlar da rejimin dini kanadı. Güya “Dövüşüyormuş gibi yapıyorlar aslında dövüşmüyorlar, birbirlerine düşmanmış gibi yapıyorlar aslında dostturlar. Her şey ortak bir güdümle planlanıyor!” imiş. Bu muhterem ve onun gibi düşünenler genelde Ak Parti iktidarına yakın Tv ekranlarında ve gazetelerde boy gösteriyorlar. Sanki FETÖ, Türkiye’de en azından 2012 yılı başlarına kadar iktidar ortağı değilmiş gibi bir algı yönetimi içerisindeler.

Yazısının devamında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Arakçi uzlaşma yanlısı olup, ateşkes için çabalarken, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney ve Laricani ise savaş naraları atacak kadar savaştan yanaymış. Bu gelişmeleri kabul etmeyenleri de “Bu tablo bile kimin nerede durduğunu, gerçekte neye hizmet ettiğini net gösteriyor. Ama elbet görmeyi bilene…” diyerek, farklı düşünenleri de bir bakıma cehaletle değerlendiriyor.

Bu değerlendirmeye nasıl inanılır? İran’da anayasal olarak geleceği korunan bir dini yapı var. Yani devletin asli yöneticileri ruhani liderle başlıyor. Cumhurbaşkanı ise dışarıya karşı kullanılan bir yüz. Eğer İran’da bir “paralel yapı” varsa, bu ruhani lider ve çevresi değil, onlara aykırı davranan grup, yani Pezeşkiyan ve Arakçi olabilir… Ancak bizim böyle bir iddiamız yok!

Bunu görebilmek Tv ekranlarının birinden diğerine her gün dolaşmakla değil, İran’ın devlet yapısını öğrenmekle mümkündür. Her nedense “danışıklı dövüş” yaptığı ileri sürülen Hamaney, daha sonra Laricani  ve onlara yakın olanların hava  saldırılarında katledilmeleri de anlaşılamamış! Yani, “Ya tutarsa!” denilerek işkembe-i kübradan sözde bir fikir atılmış ortaya…

Bu uzmanımıza göre ABD’de de paralel yapı varmış. ABD’nin “müesses nizam”ını ABD’nin  FETÖ’sü yapmış. Her nedense toz konduramadığı “Dostum” Trump ile onun bölge Temsilcisi Witkoff “ulusalcı kanadın” öne çıkanları imiş. ABD Dışişleri Bakanı Rubio ve Cumhuriyetçi Senatör Graham ise müesses nizamın öne çıkanları imiş… Kısacası “Ben dedim oldu!” fikri…

İran-İsrail-ABD Danışıklı Dövüşünü “Görebilen” Uzmanlara Bazı Örnekler

Bu muhteremin İran’ın İsrail ve ABD ile danışıklı dövüş yaptığını ileri sürmesi yeni de değil. İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki katliamı için masa kurulduğunu, 14 Ekim 2023’teki yazısında, İran’ın HAMAS içerisindeki kriptoları sayesinde HAMAS’ı 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırttığını, böylece de İsrail’e Gazze Şeridi’ne saldırı için meşruiyet kazandırıldığını ileri sürdü.

1 Nisan 2024’te İran’ın Şam Başkonsolosluğu’na İsrail uçaklarının saldırısı sonucu içinde generaller de dahil 6 İranlının katledilmişti. Aynı kişi bu olay üzerine, iktidara yakın bir günlük gazetedeki bir diğer yazarın “Orta Doğu resmen ateş çemberi! İran, ABD ve İsrail üçgeni: ‘Danışıklı dövüş’ vurgusubaşlıklı 2 Nisan 2024 tarihli yazısında; İran, ABD ve İsrail arasında görünmeyen bir işbirliği bulunduğundan hareketle “İran ile ABD arasında hiçbir zaman savaş çıkmayacağını” ileri süren bir katkıda bulunmuştu.

Benzer şekilde Nisan 2024’te “İran ve İsrail hiçbir zaman savaşmaz. ABD hiçbir zaman İran ile yüz yüze karşı karşıya gelmez. Birbirlerini asla vurmazlar!” başlığı altındaki yazısında, İran-ABD ilişkisini “Dostlar alışverişte görsün!” şeklinde nitelemişti.

Bir diğer iktidara yakın günlük gazetede “Kağıttan kaplan Tahran! Plan tıkır tıkır işledi!  Algı oyunu İsrail’e yaradı! Trump’ın ‘danışıklı dövüş’ itirafı unutulmasın-Uzmanlar ne diyor?-5” başlıklı yazıda İran’ın İsrail’e karşı İHA ve füzelerle misilleme saldırısını “havai fişek gösterisi” gibi gösteren, 14.04.2024 tarihli köşe yazısı da çok iddialıydı.

Görüşlerine başvurulan “uzmanlar”dan biri,  “çocuk katili” diye protesto edilmekte olan İsrail’in, “İran’ın göstermelik” saldırısıyla “mağdur” durumuna getirildiğini ileri sürdü. Bir diğer yazar; “Dünya zalimlerin muazzam bir oyunu ile karşı karşıya. İran ve İsrail arasındaki gerilim tamamen ve planlanmış bir çatışma. Burada asıl amaç İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırım ve işlediği savaş suçlarını ikinci plana itip üzerini örtmek! İsrail’i ‘Katil’ statüsünden meşru bir devlet haline dönüştürmek. Bu bir algı operasyonu!”  derken, sözlerini “Teşekkürler Tahran!” diye bitirmekteydi.

Bir diğer iktidara yakın gazetede “ezberbozan” bir köşe yazarı da 15 Nisan 2024’teki  “Danışıklı dövüş yahut savaş tiyatrosu” başlıklı yazısında, İran’la ABD’nin bu “orta oyunu” benzeri ilişkisini o dönem “eski ABD Başkanı” olan Trump’ın 7 Kasım 2023’te “Bu, daha önce hiç anlatmadığım bir hikâye: İran bir İHA’mızı düşürdü. İran’ı vurmamız gerekiyordu. Onları, çok sert vurduk… İran tarafı bizi aradı: ‘Başka çaremiz yok. İtibarımızı kurtarmak için sizi vurmamız lazım. Belli bir askeri üssünüze on sekiz füze fırlatacağız. Ancak, endişelenmeyin füzeler üsse ulaşamayacak!’ diyerek garanti verdiler. Söyledikleri gibi on sekiz füze attılar beşi havada imha oldu, diğerleri üssün çevresine düştü!” şeklinde açıkladığını ileri sürdü.

ABD-İran arasındaki ilişkiyi “danışıklı dövüş” yahut “kayıkçı kavgası” olarak niteleyen yazarın belirttiği olay, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020’de Bağdat’ta ABD İHA’larıyla katli idi. Bu olayın ardından, Trump’ın iddiasına göre İran yöneticileri Trump’a yukarıdaki gibi bir mesaj göndermiş!

Aynı tarihlerde Ankara’da iktidara yakın bir düşünce kuruluşunda “45 Yıldır Oynanan İran-İsrail-ABD Tiyatrosu: ‘Faydalı Düşmanlar” başlığıyla yayınlanan yazıda ABD’nin Ortadoğu’daki CENTCOM Komutanı General Kurilla’nın İsrail’i “İran saldırısını köpürtmemesi” yönünde uyardığı, Kasım Süleymani’nin katli üzerine İran-ABD arasındaki “göstermelik” saldırının benzerinin yapılacağını ifadeyle, yaşananların ABD ile İran arasında bir “gaz alma alışverişi” olduğu ileri sürüldü.

Bir diğer iktidara yakın gazetenin 20 Nisan 2024 tarihli sayısında “Tiyatroda ikinci perde! İsrail’den İran’a göstermelik saldırı” başlıklı yazıda, İran’ın 13 Nisan 2024’teki İsrail saldırısı üzerine “İran ve İsrail arasında bir rol dağılımı var. Bölgeyi dizayn amaçlı bu dağılım artık çok daha net görülebiliyor. Hem Tel Aviv hem de Tahran’dan gelen tepkiler artık ‘dosya kapandı’ tonunda. İran zaten İsrail’i suçlamıyor. Hatta sırf misilleme beklentisi olmaması adına silahların İran içerisinden ateşlendiğini iddia ediyor!” şeklinde bir iddiada bulunuldu.

Haniyye, Aruri ve Hizbullah’a Suikastlar ve 12 Gün Savaşlarına Rağmen Danışıklı Dövüş İddiası

Ağustos 2024’te, gene Tv ekranlarımızda her konunun “uzmanı” olarak konuşan kişi, iktidara yakın bir gazetede “Haniyye en büyük hatasını onlara güvenerek yaptı! İşte kirli ilişkiler yumağıbaşlıklı yazısında, Trump’ın “küreselcilerden intikam” almak maksadıyla onların yıllardır kullandığını iddia ettiği Kasım Süleymani’yi Bağdat’ta 2020 başlarında suikastle katlettiğini ileri sürdü.

Aynı yazıda Pezeşkiyan’ın yemin töreni için Tahran’a giden HAMAS Lideri Haniyye’nin de İran’a fazla güvenmenin bedelini ödediğini iddia etti.

Hatta aynı yazıda HAMAS’ın iki numaralı lideri Salih Aruri’nin de Ocak 2024 Hizbullah liderleri tarafından İsrail’e satılarak katledildiğini de ekledi. Son cümlelerinden biri de “İsrail ve Amerika İran için sözde baş düşmandır. İran da Amerika ve İsrail için sözde baş düşmandır. Bu danışıklı dövüş, bu kayıkçı kavgası yıllardır böyle işleye gelmiştir.” şeklindeydi.

Bu “her konunun uzmanı”, Ekim 2024’te bir iktidar gazetesinde “İsrail ve İran gizli ittifakta! Ortadoğu’daki en büyük yalan böyle açığa çıktı” başlıklı yazısında bu kez kendisinden farklı düşünenleri de adeta aşağılarcasına şöyle yazdı: “Nasrallah dahil Hizbullah’ın şu an hayatta olmayan tepe kadrolarının yıllardır FETÖ benzeri bir yapı içinde olduklarını halen söylüyorum. Sizin anlayamadığınız taraf bu. Benim teşhisi örgüte konduramayanlara tavsiyem odur ki bir an olsun hissi davranmayı bırakın ve sağlıklı bir akılla ‘ne oldu da aynı Hizbullah bir anda bu saldırıları yapabilir oldu, yoksa birileri örgütü frenliyor muydu?’ diye sorgulayın.

Önyargılı olmasanız bu soruyu benden önce sizin sormanız gerekirdi ama at gözlüğünüzden dolayı soramadınız. Soramazsınız çünkü sorduğunuzda karşılaşmaktan korktuğunuz o acı gerçekle yüzleşirsiniz.

Bu muhterem Ocak 2026’daki bir diğer yazısında “Birbirleriyle savaşıyormuş gibi yapan İran, Amerika ve İsrail esasında birbirlerinin ruh üçüzleridir!” derken, İran’ı İslam coğrafyasında süregelen mezhep kavgasının tek mucidi ve sebebi olduğunu, bunu “Haçlı dünyasının kendisine yüklediği bir görev” gibi göstererek, “Almayan akıllara bir kez daha söyleyeyim… Bu iki gerçeği görmeyenler artık görmeli, bu iki gerçeği göremeyenler İran’ın değirmenine dolayısıyla Amerika’nın, İsrail’in, batının Değirmenine su taşıdıklarını bilmeli!” ifadesiyle, kendisinden farklı düşünenleri ABD ve İsrail işbirlikçisi olarak suçlamaktaydı.

İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah liderlerine ve elemanlarına çağrı cihazı marifetiyle düzenlediği saldırı üzerine çok sayıda Hizbullah mensubu ölmüş veya yaralanmıştı. Bunun üzerine İran 1 Ekim 2024’te İsrail’e füze saldırısı düzenledi. Saldırının ardından 2 Ekim’de iktidar medyasının bir köşe yazarı “181 füzeli tiyatro: İran’ın saldırısında nasıl oldu da bir tane İsrailli ölmedi?başlıklı yazsısında İran’ın, İsrail’in başkenti Tel Aviv’e 500’den fazla füzeyle saldırdığını, ancak bunlardan 3’te birinin hedef ülkede düştüğünü yazdı.

Aynı gazetenin bir diğer köşe yazarı da “iki ülke arasındaki gerilimin ‘danışıklı dövüş’ olduğunu” ifadeyle, atılan füzelerin çokluğuna rağmen bir İsraillinin bile ölmemesi üzerine  “İran yönetimi kendi halkına durumu anlatamayacak hale geldi, bir şeyler yapıyormuş gibi görünmeye çalışıyor!” diyerek, İran yönetimini zan altında bıraktı. Hatta Çin’deki eski bir yangın görüntüsünün Tel Aviv’de yaşanmış gibi gösterdiği gerekçesiyle İran basının yerden yere vurdu.

Başlangıçta Milli Görüş çizgisinde iken Erbakan’ın ölümünden sonra ayrılan bir grubun el-Aziz adlı e-gazetesinde 26 Ekim 2024 tarihli “İsrail, İran, ABD Üçgeninde Tiyatrodan Öte Bir Orta Oyunu Sergilenmektedir” başlıklı analizinde de “İsrail, ABD, İran arasında oynanan bu orta oyununu ciddi, gerçek, sahici göstermek için her türlü şaklabanlığı utanmazca, yüzsüzce sergiliyorlar!” diyerek, farklı düşünenlere hakaret edilmişti.

İran yöneticilerini İsrail ve ABD ile işbirliği içerisinde gösterme alışkanlığı, Haziran 2025’teki “12 Gün Savaşları” sırasında da tekrarlandı. Hatta oldukça uzun olsa da genellikle sağduyulu ve isabetli analizlerini paylaşan bir emekli TSK mensubu, 13 Haziran 2025 tarihli analizinde  İsrail’in, İran’a saldırısı” başlığı altında, anılan savaşta İsrail saldırısının ardından hamasi nutuklar atan İranlı yöneticilerin İsrail’e göstermelik İHA saldırıları ile yetineceğini, “sonunda ABD’nin teklifini (uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurma) kabul edip ABD ile anlaşacağını” ileri sürdü.

Bu iddiasını ayrıca “13 Haziran 2025 günü İran’a sadece İsrail saldırıyor. Ancak İsrail saldırısını da mahdut hedefli olarak sadece askeri kişilere ve askerî tesislere saldırıyor. İsrail, İran’a yaptığı bu saldırıda İran’ın altyapısını, sanayi tesislerini, yollarını, köprülerini hedef almıyor. En azından İsrail’in, Gazze’ye yaptığı bombardımanı İran’a yapmadığı gözüküyor!” şeklinde sürdürerek, yazısını “Sadece dinci bir Molla rejiminin ciddi bir Fars kültürüne sahip köklü bir İran devletini nasıl bir  şamar oğlanına çevirdiğini görmemiz ve bundan da ders çıkarmamız gerekiyor!” şeklinde sonuçlandırdı.

İran, İsrail-ABD İşbirliği Olduğu İddiasından Farklı Düşünenler

Yukarıda İran-İsrail-ABD’nin göstermelik düşmanlığı ve aslında işbirliği olduğuna yönelik iddialara karşılık olayları sorgulayarak farklı düşünenler de var. Bunlardan C. Sözeri adlı bir akademisyen 14 Nisan 2024’te, iktidara yakın gazetelerde yer alan ve İran’ı işbirlikçi gibi gösteren yazıları özetleyerek İran’ın İsrail saldırısı Türkiye basınında: İran düşmanlığı – İsrail meşrulaştırması” başlıklı bir analizi kaleme aldı.

Analizde, bu İran karşıtı yazarların İran’ın PKK terörü konusundaki yanlışlarda ve Dağlık-Karabağ meselesinde haklılıklarının altını çizerken, “Gazze’deki katliama rağmen Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkileri kesmediğinin ortaya çıkması ve ticareti yürütenlerin iktidara yakın sermayedarlar olmasının AKP’yi ve medyasını sıkıştırdığını” ifadeyle, “Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini eleştirenlerin İsrail veya İran ajanı olmakla” suçlandıklarını ileri sürdü.

Şahsen “komplo teorileri”ne fazlaca prim vermeyenlerdenim. Şayet İran’da, iddia edildiği gibi “paralel yapı” var olsa ve bu yapı ruhani lider ve Devrim Muhafızları ağırlıklı olsaydı, hele de bu yapının ABD ve İsrail’le “danışıklı dövüş” içerisinde olsa aşağıda belirtilen gelişmeler nasıl açıklanabilirdi? 

Pezeşkiyan cumhurbaşkanı adayı yapılır mıydı?

– Devrim Muhafızlarının en önemli komutanlarından Kasım Süleymani, 2020 başlarında ABD tarafından katledilmesine izin verilir miydi?

– Şii oldukları halde yıllardır “Müslüman Kardeşlere ait” Sünni HAMAS’a en önemli silah ve maddi yardım yapan ülke olur muydu?

İsrail’e en önemli tehdidi oluşturan Hizbullah’ı yıllarca maddeten ve silah tedarikiyle destekler miydi?

– 1 Nisan 2024’te İran’ın Şam Başkonsolosluğu’na İsrail uçaklarının saldırısı sonucu 6 general/subayının öldürülmesine göz yumabilir miydi?

– Temmuz 2024’te HAMAS Lideri Haniyye’nin başkent Tahran’da “korunamayarak” katledilmesi, İran rejimine prestij kaybettirmez miydi? Benzer hususlar Ocak 2024’te Lübnan’da katledilen HAMAS liderlerinden Aruri için de geçerli olamaz mıydı?

– 2018 yılından beri “ulusalcı” Dostum Trump’ın İran’a yeniden başlattığı, ancak “küreselci” Biden yönetiminin de devam ettirdiği yaptırımlarla İran’daki rejime karşı halkın desteğinde kırılma yaşanacağını göremez miydi?

– Nasrallah dahil Lübnan Hizbullahı’nın tüm lider kadrosunun katledilmesine İran’ın göz yumması mantıklı olabilir miydi?

– 12 Gün Savaşları sırasında İran’ın genelkurmay başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı dahil 20 generali ile nükleer araştırmalar uzmanı 6 kişinin katledilmesine göz yumulur muydu?

– Son savaşta hipersonik füzeler de dahil, İran’dan İsrail’e ateşlenen füzelerin, mevcut “Demir Kubbe” adlı hava/füze savunma sisteminin tahkim edilmesi sebebiyle İsrail’de çok ciddi hasarlar verememesi dikkate alındığında, İran’ın daha önceki İsrail saldırılarının “Dostlar alış verişte görsün!” şeklinde değerlendirilmesi mantıki olabilir mi?

– Diyelim ki İran’da iktidara hakim olmasına rağmen “paralel yapı” olarak gösterilen Hamaney ve Laricani gibiler, şayet ABD ve İsrail’le “göstermelik” düşman olsalar kendi hayatlarına kıyılmasına rıza gösterebilirler miydi?

Sonuç

Bir İran hayranı değilim. Hatta İran’ın vekil güçlerle İsrail’i tedirgin ederken, aslında İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğünü de iddi edenlerdenim. Şii rejimini Türkiye dahil bölge ülkelerine ihraç çabası kabul edilemez. Keza PKK terör örgütüne vaktiyle Türkiye aleyhinde verdiği destekler de… Hele de Dağlık Karabağ konusunda Ermenistan’a desteği…

Pamuk ipliğine bağlı 40 günlük son savaş sonucundaki ateşkes süreci başladı. Dileriz ki özlenen barış sağlanabilir. Ancak buna rağmen, ABD ile İran arasında aracılı görüşmeler devam ederken masadaki İran’a karşı ABD-İsrail saldırganlığı bir “dostlar alış verişte görsün!” mantığına sığdırılabilir mi?

Mollalar rejimi de olsa, yüzlerce yıldır devletleşme ve milletleşme sürecinden geçmiş bir ülkenin yöneticileri son savaşla birlikte ülkenin kaybettiği altyapının en az 10-15 yılda tamamlanabileceğini göremiyor mudur?

Bu özetlenenlere göre iddiamız odur ki; İran’daki molla rejiminin ABD ve İsrail’le “danışıklı dövüş” içerisinde olduğunu ileri sürmek, son savaşta devletiyle bütünleşen İranlılara haksızlık olduğu gibi, aynı zamanda bizleribu durumu “anlamamakla” suçlayanların kafalarını devekuşu gibi kuma gömmeleriyle eşdeğerdir.

 

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. İktidar, İsrail ile gizli ticaret yaparken, yüksek perdeden hamasi nutuklar atıyor.
    Yandaş yazarlar da aynı yolu takip ediyorlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER