Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 17 Mayıs 2026
Yeni dünyanın sistemik şifrelerini okuyabilmek ve tümden gelerek aşağıya doğru olgu ve olayları analiz edebilmek gelişmiş ve eğitimli toplumların en önemli özelliğidir. Bu yüzden küresel aktörlerin örtülü/açık hedeflerini çok iyi anlamak gerekiyor. Sıkça ifade edilen mevcut küresel sistem değişiklikleri insan eliyle mi yoksa doğanın kanunlarına uygun olarak mı yapılıyor sorusu alınacak tedbirleri de derinden etkileyecektir. Önce bazı güçlerin kontrolünde olan olası değişikliklere bakalım…
21. yüzyılda artık uluslararası aktör tanımına sadece devletler değil, devlet dışı aktörler de girmeye başlamıştır. Bu aktörlerin en etkilisi “Çok Uluslu Şirketler”dir. Bu şirketlerin çoğunluğu yapay zekâ, bulut bilişim, arama motorları, e-ticaret, yarı iletken, finans ve bankacılık, silah, enerji, medikal ürünler ve otomobil sektörlerinde faaliyet göstermektedir. ABD’nin en büyük firmaları arasında NVIDIA ( $4,329.2 milyar), Microsoft ($3,790.4 milyar), Apple ($3,473.3 milyar), Alphabet (Google-$2,915.4 milyar), Amazon ($2,433.5 milyar), Meta ($1,898.6 milyar), Broadcom ($1,699.2 milyar), Tesla ($1,277.1 milyar), Berkshire Hathaway ($1,065.2 milyar), JP Morgan Chase ($843.9 milyar) bulunmakta ve toplam 22 trilyon dolardan fazla değer taşımaktadır. Bunun dışında Çin, AB, Birleşik Krallık, Rusya Federasyonu, Japonya, Güney Kore, Türkiye ve Hindistan gibi ülkelerde yüzlerce başkaca şirketler trilyonlarca dolar bütçelere hükmediyorlar. Dolayısıyla küresel sistemin değişiminde en önemli etken gücün küresel sermaye olduğunu belirtmek gerekir.
Küresel Sermaye ve Devlet İş Birliği
Bunun için Trump’ın 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Çin’e yaptığı ziyarette beraberinde götürdüğü “CEO”ların listesine bakmak yeterlidir. Tesla’dan Elon Musk, Apple’dan Tim Cook, Boeing’den Kelly Ortberg, GE Aerospace’ten Larry Culp, BlackRock’tan Larry Fink, Blackstone’dan Stephen Schwarzman ve Goldman Sachs’tan David Solomon, Citigroup’tan Jane Fraser, Qualcomm’dan Cristiano Amon, Mastercard’dan Michael Miebach, Visa’dan Ryan McInerney, Cargill’den Brian Sikes, Coherent’den Jim Anderson, Illumina’dan Jacob Thaysen ve Micron Technology’den Sanjay Mehrotra Çin’e davet edilenler arasında görülüyor. Bu şirketlerin genel işlem alanlarına bakıldığında yine yüksek teknoloji (high-tech) ürünleri, yarıiletkenler (semiconductor), yapay zekâ (artificial ıntelligence-AI), bankacılık-finans, ağır sanayi ve uluslararası ticaret olduğu görülmektedir.
Bunun yanı sıra devletler de, soğuk savaş dönemindeki kadar olmasa da, etkin politik aktör olmaya devam etmektedir. Bu anlamda Amerika Birleşik Devletleri $32,38 trilyon, Çin $20,85 trilyon, Almanya $5,45 trilyon, Japonya $4,38 trilyon, Birleşik Krallık $4,26 trilyon, Hindistan $4,15 trilyon, Fransa $3,6 trilyon, İtalya $2,74 trilyon, Rusya $2,66 trilyon, Brezilya$2,64 trilyon ile ilk ona giren ülkeler arasındadır. Dünya genelinde 218 devlet veya yarı devlet statüsündeki yapıların yaklaşık $113,8 trilyonluk toplam hasılasının neredeyse $83,11 trilyonu ilk on ülkeye aittir. Bu durumda GSYİH rekorunu elde bulunduran ABD Çin ziyaretine sadece Marco Rubio – ABD Dışişleri Bakanı (Secretary of State), Pete Hegseth – ABD Savunma Bakanı (Secretary of Defense), Scott Bessent – ABD Hazine Bakanı (Secretary of the Treasury), Jamieson Greer – ABD Ticaret Temsilcisi (US Trade Representative) olmak üzere 4 bakan ve bürokrat katılmıştır. Bu durumda büyük devletlerin sistemik değişiklikler yapabilmesi için küresel sermaye ile iş birliği yapmak zorunluluğu bulunmaktadır.
Küresel Ateşgücü (Global Firepower) ülkelerin askeri güçlerini lojistik, finans, coğrafya ve askeri teçhizat gibi 60’tan fazla kritere göre değerlendirerek Güç Endeksi (Power Index) skorunu belirlemektedir. 0.0000 “kusursuz” gücü temsil ederken; sıfırdan yukarıya göre alınan endeks puanları ülkenin konvansiyonel askeri kapasitesini işaret etmektedir. Bu rakamlara göre; Amerika Birleşik Devletleri0.0741 puan ve 1.333.000 asker sayısı ile ilk sırada yer almaktadır. Arkasından sırasıyla Rusya Federasyonu0.0791 (asker sayısı;1.320.000), Çin Halk Cumhuriyeti0.0919 (asker sayısı; 2.035.000), Hindistan0.1184 (asker sayısı;1.431.000), Güney Kore0.1656 (asker sayısı;600.000), Birleşik Krallık 0.1783 (asker sayısı;141.000), Japonya0.1842 (asker sayısı;247.000), Fransa0.1881 (asker sayısı;264.000), Türkiye0.1907 (asker sayısı;481.000), İtalya0.2211 (asker sayısı;165.000) gelmektedir. Ülkelerin orduları da ülke GSYİH ve küresel şirketlerin gücü oranında büyümekte ve küresel sistemi bazen korumak bazen de değiştirmek konusunda doğrudan ya da dolaylı sermaye-devlet gruplarıyla birlikte hareket etmektedir.
Halklar konusuna gelince durum biraz farklı görülmektedir. Bireylerin kişi başına düşen gelir (per capita) durumu; Monako$256.581, Lihtenştayn $226.809, Lüksemburg $158.733, İrlanda $140.186, Bermuda $138.935, İsviçre $126.177, İzlanda $110.048, Singapur $107.758, Norveç$105.877, Cayman Adaları$97.750 şeklindedir. Bu sıralama incelendiğinde kişi başı gelir konusunda lider ülkelerin Norveç ve İrlanda dışında neredeyse orduları dahi bulunmamaktadır. Dolayısıyla uluslararası sistem değiştirme gücü halklardan ziyade büyük şirketler ve orduları güçlü olan ülkeler üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Yeni Düzenin Temel Parametreleri
Yukarıda ifade edilen rakamlara bakıldığında küresel sistemin temel parametrelerinden nelerin değiştiğini anlamak mümkündür. Öncelikle tüm ülkeler hiyerarşik düzen kurmak istemektedirler. Bazıları hayati ve birincil çıkarlarını korumak için bunu yaparlar ve genellikle acımasızdırlar, bazıları da sonsuz barış tezini hayata geçirmek için güç biriktirirler. Ancak yeni dünya düzeni içinde finans ve teknolojiye erişim yetenek ve kapasitesi olan ülkeler hiyerarşik düzende en üst seviyede konumlanacak gibi gözüküyor. Ancak kaçınılmaz olan dünyanın çok başlı ve çok merkezli olacağı yönündedir.
Diğer taraftan demografik değişimler de küresel sistem için önemli bir etkendir. O yüzden devlet ve şirketler insan kaynağı yaratmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Öncelikle nicelik yani büyüklük sağlanırken ardından nitelik yani kalite üzerinde durulmaya çalışılmaktadır. Nüfus kontrolleri artık ülkelerin gündeminden çıkmış ve nüfus artış teşvikleri ön plana alınmıştır.
Yine teknoloji konusunda bağımsız olan ülkeler kazananlar liginde yer alacaktır. Üretilen yüksek teknoloji ürünlerinin en önemli bileşenlerinin yerli ve milli olması bağımsız ve egemen statünüzü koruyacaktır. Yani hem sivil hem de askeri alanlarda yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, yarı iletken çipler, siber güvenlik, uzay teknolojileri, veri kontrolü stratejik ve askeri üstünlüğün temel alanları haline gelecektir. Hibrit savaş olarak nitelenen harp tekniğine tank ve insanlı uçak taarruzlarından ziyade siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik yaptırımlar, enerji baskısı, İHA/SİHA teknolojileri, uzay tabanlı sistemler eklemlenecek ve savaşların sonunu belirleyecektir. Akıllı güç konseptine sadece sert ve yumuşak gücü değil aynı zamanda gerçek dijital resmin inşasının da dahil edilmesi zorunlu hale gelecektir. Dolayısıyla “stratejik korumacılık” dönemi başlamış ve karmaşık karşılıklı bağımlılık tek taraflı bağımsızlığa dönüşecektir. Daha rekabetçi, daha teknolojik, daha parçalı, ama aynı zamanda daha bağlantısız bir yeni dünya sistemi ortaya çıkacaktır.
Bu kapsamda Türkiye son dönem uygulayageldiği otonomik eksen seçenekleri ve savunma sanayii, enerji koridorları, Türk Dünyası bağlantıları, doğu-batı arasında jeopolitik konum, İHA/SİHA ve teknoloji yatırımları ile batmakta olan eski dünya sonrası yeni yerleşkesini inşa etmeye ve yerini bulmaya çalışmaktadır. Bu tercih ülkenin 100 yıl sonraki kaderini etkileyecektir.


YORUMLAR