ABD merkezli yayın organlarından The American Conservative’da, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna, Gazze ve Lübnan savaşlarına yönelik “barış sağlama” iddialarının nasıl boşa çıktığı ve sahadaki gerçek durumun değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Trump yönetiminin ateşkes ve diplomatik çözüm söylemlerine rağmen Ukrayna savaşının, Gazze krizinin ve Lübnan’daki çatışmaların fiilen devam ettiğine dikkat çekilen analizde, Beyaz Saray’ın ilan ettiği ateşkeslerin sahada kalıcı sonuçlar üretmekte başarısız olduğu ve tarafların pozisyonlarında ciddi bir değişim yaşanmadığı vurgulandı.
Analizde ayrıca; Trump’ın dış politikada başarı algısı oluşturmaya yönelik söylemleri, savaş alanlarında değişen askeri dinamikler, Gazze ve Lübnan’daki uygulama krizleri ile ABD’nin yürüttüğü diplomatik girişimlerin neden sonuç üretmekte zorlandığına dair değerlendirmelere ve uzman görüşlerine yer verildi.
İşte The American Conservative’de yayımlanan analiz:
Uluslararası diplomasi alanında ABD Başkanı Donald Trump kendisini iyimser bir lider olarak konumlandırıyor.

Trump’a göre barış ya da en azından istikrar her zaman ulaşılabilir bir hedef ve bugün dünyanın en yıkıcı savaşlarını besleyen siyasi ve güvenlik temelli anlaşmazlıklar er ya da geç çözülebilir sorunlardan ibaret.
Trump, geçmişte çözülemeyen krizlerin bile kısa süre içerisinde kontrol altına alınabileceğini savunuyor. Ancak tüm siyasetçilerde olduğu gibi Trump’ın da başarılarını abartma, başarısızlıklarını ise küçültme eğiliminde olduğu görülüyor.
Bu durum aslında yalnızca Trump’a özgü değil. Örneğin Libya lideri Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında muhalif güçler tarafından öldürülmesinin ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bunu Obama yönetiminin Libya müdahalesinin doğruluğunun kanıtı olarak göstermişti. Ancak Kaddafi’nin ölümünden 15 yıl sonra Libya halen parçalı yapısı, milis grupları ve rakip hükümetleriyle istikrarsız bir ülke görünümünde.
Bununla birlikte Trump’ın dış politikadaki “zafer ilanları” o kadar sık hale geldi ki artık birçok çevrede bu açıklamalar ciddiyetini kaybetmeye başladı.
Ateşkes diplomasisinin sınırları
Trump, bu ayın başlarında Rusya ile Ukrayna arasında üç günlük ateşkes ilan edildiğini duyurduğunda bunu savaşın sona ermesine giden sürecin başlangıcı olarak sundu.

Truth Social hesabından yaptığı açıklamada “Umarım bu uzun, ölümcül ve zorlu savaşın sonunun başlangıcı olur” ifadelerini kullandı.
Benzer şekilde İsrail ile Lübnan arasında 10 günlük ateşkes üzerinde anlaşmaya varıldığında Trump bunu da kendi diplomatik başarısı olarak lanse etti ve Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana çözdüğü dokuzuncu savaş olduğunu öne sürdü.
Gazze konusunda da benzer bir tablo oluştu. İsrail ile Hamas’ın Trump’ın 20 maddelik barış planını kabul etmesinin ardından Trump “Nihayet Ortadoğu’da barışa ulaştık” açıklaması yaptı.

Ancak sahadaki gelişmeler bu değerlendirmelerin oldukça zayıf kaldığını gösteriyor. Trump’ın çözüldüğünü ilan ettiği savaşların büyük kısmı halen devam ediyor. Taraflar pozisyonlarını koruyor ve Beyaz Saray’ın duyurduğu ateşkeslerin önemli bölümü fiiliyatta çatışmaları durduramıyor.
Bu nedenle Trump, dünyanın en iyi pazarlamacılarından biri olarak görülse de giderek çözülemeyen krizleri başarı hikayesi gibi sunmaya çalışan bir lider görüntüsü veriyor.
Ukrayna savaşında değişmeyen tablo
Ukrayna savaşı bugün uluslararası arabuluculuk girişimlerine en dirençli çatışmalardan biri haline gelmiş durumda. Trump’ın duyurduğu üç günlük ateşkes ise daha ilk andan itibaren ihlallerle gündeme geldi.

Taraflar birbirlerini ateşkesi bozmakla suçladı. Rusya’nın Harkiv’e yönelik topçu, füze ve İHA saldırıları sürerken Ukrayna tarafı yalnızca 24 saat içinde 150 ayrı çatışma yaşandığını açıkladı. Moskova ise Ukrayna’nın Rus enerji altyapılarına yönelik uzun menzilli İHA saldırılarını sürdürdüğünü savundu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’daki Zafer Günü törenlerini daha sınırlı düzeyde gerçekleştirmesi de Kremlin’in ateşkesin kalıcı olacağına çok fazla inanmadığını gösterdi.
Savaşın genel seyri ise yıpratma savaşına dönüşmüş durumda. Cephe hatları geçen yıldan bu yana büyük ölçüde değişmedi. Bunun temel nedeni, iki taraf arasında kilometrelerce genişliğe ulaşan ve yoğun İHA faaliyetleriyle kontrol edilen “gri bölgeler.”

Savaşın ilk dönemlerinde görülen büyük ölçekli piyade saldırıları artık yerini daha küçük çaplı manevralara bırakmış durumda. Ukraynalı yetkililere göre Rus hedeflerinin yüzde 80’i artık Ukrayna İHA’ları tarafından imha ediliyor.
Buna rağmen yüz binlerce kayıp vermesine ve sahada ilerlemenin son derece sınırlı olmasına rağmen Putin, Donbas’ın tamamen ele geçirilmesinden daha düşük bir hedefi kabul etmiyor. Ukrayna ise aynı bölgeyi savunma konusunda kararlılığını sürdürüyor.
Gazze’de çözülemeyen kriz
Trump’ın “Ortadoğu’da barış” söylemine rağmen Gazze’deki tablo da istikrardan oldukça uzak.

İsrailli rehinelerin serbest bırakılması ve İsrail tanklarının Gazze şehir merkezlerine yönelik yoğun kara operasyonlarının azalmasına rağmen bombardımanlar sürüyor. Gazze’de insani durum ise halen son derece ağır.
Bölgede yeniden imar çalışmaları neredeyse başlamazken altyapı yıkımı, sağlık krizi ve hijyen sorunları ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Trump yönetiminin hazırladığı 20 maddelik plan teorik olarak uygulanabilir görünse de uygulama mekanizmasının işlememesi planı işlevsiz hale getiriyor.
Plan kapsamında Hamas’ın silahlarını uluslararası bir güvenlik gücüne teslim etmesi, geçici Filistinli teknokrat yönetimin Gazze’yi devralması, İsrail ordusunun tamamen çekilmesi ve ardından yeniden inşa sürecinin başlaması öngörülüyordu.
Ancak aradan geçen yedi aya rağmen bu hedeflerin hiçbiri gerçekleştirilemedi.

İsrail ordusu Gazze’de kontrol ettiği alanları azaltmak yerine genişletiyor. Hamas ise İsrail saldırıları sürdüğü müddetçe silahsızlanmayı reddediyor. İsrail ise Hamas silahsızlandırılmadan çekilmeyeceğini savunuyor.
Bu çıkmaz nedeniyle geçici Filistin yönetimi Gazze’ye dahi giremedi. Süreç tamamen kilitlenmiş durumda.
Barış Kurulu Genel Direktörü Nickolay Mladenov’un ifadesiyle “Ateşkesten yedi ay sonra Gazze’nin geleceğine açılan kapı hâlâ kapalı.”
Lübnan’daki kırılgan denge
Lübnan cephesindeki tablo diğer kriz alanlarına kıyasla kısmen daha olumlu görülüyor. Bunun temel nedeni İsrailli ve Lübnanlı yetkililerin doğrudan temas kurabiliyor olması.

Mayıs ayındaki üçüncü tur görüşmelerin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı mevcut ateşkesin 45 gün daha uzatıldığını açıkladı. Hedef; Hizbullah’ın silahsızlandırılması karşılığında İsrail’in Lübnan’dan tamamen çekilmesi ve uzun vadeli bir barış anlaşmasına ulaşılması.
Ancak Gazze’de olduğu gibi burada da uygulama süreci ciddi sorunlarla karşı karşıya.
İsrail ordusu Güney Lübnan’daki kontrol ettiği bölgelerde evleri yıkmayı sürdürüyor. İsrail hava saldırıları Hizbullah hedeflerini vurmaya devam ederken sivil kayıplar yaşanıyor. Hizbullah da İsrail’in kuzey bölgelerine yönelik roket ve İHA saldırılarını sürdürüyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu ise bu saldırıları askeri operasyonların devamı için gerekçe olarak kullanıyor.

ABD ve İsrail, Lübnan hükümetinden Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırmasını bekliyor. Ancak Lübnan ordusunun böyle bir kapasitesi bulunmuyor. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ise bunun ülkeyi yeni bir iç savaşa sürükleme riski taşıması nedeniyle güç kullanmaya sıcak bakmıyor.
Buna rağmen İsrail tarafı Lübnan yönetiminin çekincelerini mazeret olarak görüyor. Böylece kendisini “barış sağlayıcı” rolünde konumlandıran Washington da giderek kendi oluşturduğu diplomatik açmazın içine sürükleniyor.
Savaşların gerçek sonu nasıl gelecek?
Tüm bu çatışmaların er ya da geç sona ereceği değerlendiriliyor. Ancak bu savaşların bitmesinde belirleyici unsurun Trump’ın diplomatik girişimlerinden ziyade sahadaki askeri gerçeklikler ve tarafların karşılıklı yorgunluğu olması bekleniyor.

Başka bir ifadeyle mevcut tablo, siyasi liderlerin zafer söylemleriyle değil; savaşların maliyetinin giderek sürdürülemez hale gelmesiyle şekillenecek gibi görünüyor.

