İngiltere merkezli yayın organlarından The New Arab’da, Filistin’de 1948’de yaşanan Nakba’nın etkilerinin ve günümüzde de devam eden bir gerçeklik olduğunun değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
1948’de yüz binlerce Filistinlinin yerinden edilmesiyle başlayan sürecin, bugün Gazze’deki yıkım, Batı Şeria’daki baskılar, zorunlu göçler ve işgal politikalarıyla hâlâ sürdüğüne dikkat çekilen analizde; uluslararası toplumun Gazze’de yaşanan insani felaket karşısındaki sınırlı müdahalesinin uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda ciddi bir çifte standart algısı oluşturduğuna dair değerlendirmelere yer verildi.
Analizde ayrıca; işgal ve zorunlu göçün temel nedenleri çözülmediği sürece Nakba’nın yalnızca geçmişte yaşanan bir trajedi olarak değil, bugünün ve yarının devam eden insani gerçekliği olarak varlığını sürdüreceği tespiti yapıldı.
İşte The New Arab’da yayınlanan analiz:
Filistinliler için Nakba hiçbir zaman yalnızca 1948 yılıyla sınırlı tarihsel bir olay olmadı.

Diğer bir ifade ile bu olay aslında, İsrail’in kurulması sırasında 700 binden fazla Filistinlinin yerinden edilmesiyle başlayıp sona eren bir trajedi değildi. Aksine Nakba, hala devam eden bir süreç.
Zira; işgal, zorunlu göç, şiddet ve temel insan haklarının inkârı yoluyla Nakba hala devam ediyor.
Yetmiş sekiz yıl sonra değişmeyen acı
Aradan 78 yıl geçmesine rağmen Filistinliler hala bu felaketin sonuçlarıyla yaşamaya devam ediyor.

Coğrafya değişmiş olabilir, siyasi gerçeklikler dönüşmüş olabilir ve nesiller gelip geçmiş olabilir. Ancak acının özü hala tanıdık şekilde varlığını sürdürüyor.
1948’de Nakba’yı tanımlayan zorunlu göç, evlerin yıkılması, korku, vatansızlık ve onur kaybı gibi unsurlar bugün de Filistin toprakları üzerinde devam ediyor.
Bu nedenle birçok Filistinli Nakba’yı tarihin kapanmış bir sayfası olarak değil, devam eden bir gerçeklik olarak tanımlıyor.
Gazze’deki görüntüler ve tarihsel hafıza
Gazze’den her gün gelen görüntüleri bu tarihsel bağlamdan ayırmak mümkün değil. Tamamen yıkılmış mahalleler, defalarca yerinden edilen aileler, yiyecek, ilaç ve güvenlikten mahrum bırakılmış siviller ve bombardıman altında hayatını kaybeden binlerce masum insan, Filistin kolektif hafızasına derin biçimde kazınmış acı hatıraları yeniden canlandırıyor.

Gazze’den gelen görüntüler yalnızca Nakba’nın hatırlatıcısı değil; onun devamı niteliğinde.
Aynı zamanda Batı Şeria’daki koşullar da giderek kötüleşiyor. Sözde yerleşimlerin genişlemesi, askeri baskınlar, topraklara el konulması, hareket kısıtlamaları, ev yıkımları ve tekrar eden şiddet olayları, sıradan Filistin yaşamını işgalin ağırlığı altında giderek boğulan bir hale getirdi.
Çatışmaya ilişkin siyasi dil zaman içinde değişse de, birçok Filistinli için günlük gerçeklik hâlâ güvensizlik, mülksüzleşme ve geleceğe dair belirsizlikten oluşuyor.
İşgalin kapanmayan yarası
İşgal, Filistin yarasının hiçbir zaman tam anlamıyla iyileşmemesini sağladı. Yıkılan her ev, yerinden edilen her aile, çatışmalarda öldürülen her çocuk ve genişleyen her yeni yerleşim, Filistinlilere aynı acı mesajı veriyor.

Bu algı özellikle Gazze’deki mevcut savaş sırasında daha da derinleşti. Uluslararası kurumlar defalarca sivil kayıplar ve insani çöküş konusunda endişelerini dile getirdi. Ancak yıkımı durdurmaya yönelik anlamlı adımlar sınırlı kaldı.
Dünya genelindeki gözlemciler için bu durum, uluslararası hukuk ve insan hakları ilkelerinin uygulanmasında rahatsız edici bir çifte standardı ortaya çıkardı.
Gazze’deki insani felaket
Bugün Gazze’de yaşanan insani felaket, birçok küresel kuruluşun modern Filistin tarihinde eşi görülmemiş olarak tanımladığı seviyelere ulaştı.
Sivil altyapı sistemleri tamamen çöktü. Hastaneler, okullar, mülteci kampları ve yerleşim alanları yıkıma uğradı. Açlık ve zorunlu göç yüz binlerce insan için günlük hayatın parçası haline geldi.

Acı artık soyut ya da uzakta değil ve dünyanın gözleri önünde gerçek zamanlı olarak yaşanıyor.
Gelinen noktada Filistin davası tehlikeli bir yol ayrımında bulunuyor. Gazze yıkılmış durumda, Batı Şeria’da gerilim yükseliyor ve müzakereye dayalı siyasi çözüm umutları giderek uzaklaşıyor. Aynı zamanda insani maliyet her geçen gün artmaya devam ediyor.
İşgal askeri güç yoluyla toprağı kontrol edebilir, ancak hafızayı, kimliği ve Filistinlilerin anavatanlarıyla olan bağını silemez.
Nakba’nın yaşamaya devam etmesinin nedeni Filistinlilerin geçmişi geride bırakmayı reddetmesi değil, onu doğuran koşulların hiçbir zaman tam olarak ortadan kalkmamış olmasıdır.
Uluslararası toplumun önündeki soru
Dünya Nakba’nın yıldönümünü değerlendirirken artık temel soru, Filistinlilerin 1948’de tarihsel bir felaket yaşayıp yaşamadığı değil.

Artık asıl soru, uluslararası toplumun bu felaketin bugün hala devam ettiğini kabul etmeye hazır olup olmadığı.
Filistin yarası kanamaya devam ediyor çünkü adaletsizlik, zorunlu göç ve işgalin temel nedenleri hala çözülebilmiş değil.
Bu nedenlerle, yaşanan katliamlara ve hukuksuzluk süreci, eğer hesap verebilirlik ve siyasi cesaretle ele alınmazsa, Nakba önümüzdeki yıllarda da yaşanmaya devam edecek.

