Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Doç. Dr. Furkan Kaya

ABD–İsrail İttifakında Kırılma mı?

Doç. Dr. Furkan KAYA – 20 Haziran 2026

 

ABD ile İsrail arasındaki özel ilişki, İsrail’in 1948 yılında kuruluşundan bu yana en sarsılmaz ve yıkılmaz stratejik ortaklık olarak değerlendiriliyordu. Fakat ABD-İran savaşı iki “dost” ülkenin önceliklerinin ikinci defa net şekilde ayrıştığını ortaya koydu. Hatırlanacağı üzere ilk ayrışma ABD’nin 35. Başkanı olan John F. Kennedy döneminde yaşanmıştı.

Kennedy, ABD tarihinin ilk Katolik başkanı olarak koltuğa oturduğu günden itibaren Siyonizm’in politikalarına ve İsrail’in işgalci politikasına karşı çıkmış, tüm tehditlere rağmen geri adım atmaması nedeniyle bedelini tüm ABD halkının önünde başından vurularak canıyla ödemişti.

Bu trajik suikastın ardından gelen tüm başkanlar, İsrail’e kayıtsız şartsız destek verdiler. Bugüne kadar Filistin ve Gazze dahil olmak üzere İsrail’in tüm insanlık suçları görmezden gelindi. Son dönemde ise İsrail’in İran’a ve Lübnan’a dönük saldırıları ile Beyaz Saray ile savaşın müzakere yöntemi arayışında ortaya çıkan görüş ayrılıkları, taraflar arasında oldukça mesafeli ve soğuk bir dönemin başlangıcını gösteriyor.

 

İsrail’in Lübnan Hamleleri Diplomasi Masasını Sarsıyor

Son süreçte ortaya çıkan gelişmeler bu anlaşmazlığı daha görünür hale getirdi. ABD’nin tüm ihtarlarına rağmen İsrail İran’a dönük saldırılarını arttırarak devam etti. Tahran ile Washington yönetimleri arasında yeni bir anlaşma zemini oluşmasına karşılık İran, herhangi bir mutlak barış anlaşması için Lübnan’da İsrail saldırılarının da kalıcı şekilde sona ermesi gerektiğini açıkça altını çizdi. İran Dışişleri Bakanı Araçi, Lübnan saldırılarının durdurulmasının barış sürecinin temel şartlarından biri olarak tanımlamıştı.

Bu durum kısmen de olsa önemli bir değişimi ortaya koyuyor. Uzun zaman boyunca İran dosyası, nükleer çalışmalar ve finansal yaptırımlar üstünden değerlendirilirken, bugün ise Lübnan başlığı müzakerelerin başat parçası haline geldi. Hizbullah, Tahran’ın ulusal güvenliğinin uzantısı olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda İsrail’in Lübnan’da saldırılarına devam etmesi sadece iki ülke hattındaki mesele değil, aynı zamanda ABD-İran müzakerelerine de sirayet eden stratejik bir mesele haline geldi.

 

Trump’ın Önceliği Tel Aviv Değil Hürmüz

Burada dikkat çeken bir başka husus Washington yönetimindeki yaklaşım farkı. Başkan Trump, İran ile bir an önce anlaşarak Hürmüz’ün ve ticaretin önünün açılmasıyla bölgesel istikrarı hedeflerken, İsrail’in Lübnan işgalini kendi bakış açısını bozan bir husus olarak görmeye başladı. Hatırlanacağı üzere Trump G7 Zirvesinde Netanyahu’yu net şekilde eleştirmiş ve Lübnan meselesinde daha sorumlu davranmaya davet etmişti. Elbette bunun arkasında birkaç önemli temel sebep yer alıyor.

Birincisi, Beyaz Saray uzun zamanda devam eden bölgesel sorunların Amerikan ekonomisine ve küresel enerji piyasalarına olan maliyet yükünü azaltmak istiyor. Bilhassa Hürmüz Boğazının ve enerji güvenliği meselesi, ABD için İsrail’in güvenlik politikalarından daha kritik konular haline geldi. İran ile ihtiyatlı uzlaşının bölgesel tansiyonu düşürerek enerji piyasalarını rahatlatacak olması ABD ekonomisine de olumlu yansıyacak.

 

Trump’ın Diplomasisi, Netanyahu’nun Güvenlik Doktrinine Çarpıyor

Bunun yanı sıra Başkan Trump, Rusya ve Çin ile ekonomik ve askeri rekabetin arttığı bir dönemde Ortadoğu meselelerine daha az kaynak ayırmayı amaçlıyor. Dolayısıyla ABD için diplomatik çözümler askeri operasyonlardan daha değerli olacağı kuşkusuz. İsrail ise ABD’nin perspektifinin tam tersine İran rejiminin tamamen yok edilmesini ve Hizbullah’ın askeri kapasitesinin imha edilmesini öncelik olarak değerlendiriyor.

Bu iki stratejik farklılık iki müttefik gücü aynı masada fakat farklı yönlere bakmalarına neden oluyor. Anlaşma sürecine rağmen İsrail’in saldırı anlayışında bir değişiklik olmayacağı aşikar. Netanyahu için İran’a askeri saldırıların sürmesi ve eş zamanlı olarak Lübnan’da baskı ve işgal devam etmeli. İsrail, eğer ateşkes Lübnan’da da geçerli olursa bunun Hizbullah’ın yeniden toparlanması için fırsat oluşturacağını ve kısa zamanda İsrail’e saldıracaklarını iddia ediyor. Dolayısıyla Tel Aviv yönetimi, tüm diplomatik çabalara rağmen Lübnan’a saldırmaktan vazgeçmeyecek.

 

ABD-İsrail İlişkilerinde Yeni Fay Hattı

İsrail’i son dönemde köşeye sıkıştıran sadece Trump’ın soğuk duş etkisi yapan davranışları değil, aynı zamanda Amerikan kamuoyunda yaşanan değişimin etkisi de oldukça önemli. Yapılan son kamuoyu yoklamalarında Amerikalıların yaklaşık yüzde 60’ı İsrail’e olumsuz bakıyor. Bu oran son yılları en yüksek seviyeye ulaşması ABD içindeki Siyonist lobileri huzursuz ediyor. Bilhassa genç yaştaki seçmenler, Demokrat Parti tabanı ve bağımsız seçmenler arasında İsrail’e tepki her geçen gün artıyor. Gazze katliamı, Lübnan saldırıları ve son olarak İran savaşı, ABD genelinde sokak gösterilerinin artmasına neden oldu. Bu durum elbette ABD’nin İsrail’e olan desteğini sonlandırmayacak fakat uzun vadede Amerikan siyasetinin geleneksel İsrail’e yaklaşımında değişikliğe neden olabilir.

Mevcut duruma bakıldığında ABD-İsrail ilişkileri yeni bir döneme giriyor. ABD’nin İsrail’e sağladığı kayıtsız, şartsız destek ittifakı yeni bir sınavdan geçiyor. Başkan Trump, ekonomik çıkarlar ve siyasi önceliği sebebiyle bölgesel istikrarı öncelikle İran ile kontrollü uzlaşma ile ararken, İsrail saldırı ve katliam politikasına devam etmek istiyor. İki yaklaşım farkı ABD-İsrail ilişkilerini daha da germeye devam edecek fakat ABD’de yaklaşan Kasım ayındaki ara seçim Siyonist lobilerin Trump’ı Epstein dosyaları ve başka suikast girişimleri üzerinden daha da kuşatma altına alacağı ifade edilebilir.

Neticede son dönemde yaşanılanlar sadece İran, İsrail ve Lübnan meseleleri ile alakalı olmadığını, aynı zamanda ABD’nin coğrafyaya bakışının değişen emarelerini de ortaya koyuyor. Başkan Trump’ın diplomasi baskısına karşılık İsrail askeri baskısını arttırmayı sürdürürse, yakın zamanda ABD-İsrail arasında belki de bugüne kadar görüşmemiş derin çatlaklar oluşabilir. Elbette bu durum Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek stratejik kırılmalar ve bölgesel fırsatlar doğuracaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER