Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

İran savaşının işleyişi, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik görüş ayrılıklarını nasıl gün yüzüne çıkardı? Trump ve Netanyahu daha ne kadar karşı karşıya gelecek?

İran savaşının işleyişi, Washington ile Tel Aviv arasındaki stratejik görüş

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Atlantic Council’de, ABD ile İsrail arasında İran savaşı sürecinde giderek derinleşen stratejik görüş ayrılıklarının ele alındığı dikkat çekici bir analiz yayınlandı.

Analizde, savaşın başlangıcında büyük ölçüde ortak hareket eden Washington ve Tel Aviv’in zaman içerisinde savaşın sonlandırılması, İran ile yürütülen müzakereler, Hürmüz Boğazı krizi, Lübnan cephesi ve iç siyasi öncelikler gibi birçok başlıkta farklılaştığına dikkat çekildi.

Analizde ayrıca; Trump ile Netanyahu’nun İran’ın nükleer silah sahibi olmaması konusunda ortak hedefi korumasına rağmen, iki liderin ulusal çıkarları ve siyasi öncelikleri arasındaki ayrışmanın giderek derinleştiği, bunun da ABD-İsrail ilişkilerinde ortak hareket alanını daraltarak yeni bir stratejik kırılma riski oluşturduğu değerlendirildi.

İşte Atlantic Council’de yayınlanan analiz:

İran savaşı başladığı ilk günlerden itibaren ABD ve İsrail liderlikleri ile iki ülkenin askeri yapıları yakın koordinasyon içerisinde hareket etmiş olsa da, zamanla iki ülkenin çıkarları, stratejik hedefleri ve liderlerinin siyasi öncelikleri ile karşı karşıya oldukları iç siyasi kısıtlar giderek birbirinden uzaklaşmıştır.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Başlangıçta sınırlı düzeyde olan görüş ayrılığı bugün kolay kolay kapatılamayacak derin bir stratejik uçuruma dönüşmüş durumdadır.

Üstelik bu ayrışma tek bir başlıkta değil, birbirinden farklı birçok fay hattında giderek daha da belirgin hale gelmektedir.

Savaşın sonlandırılması

Savaşın başlangıcında hem Washington hem de Tel Aviv, İran rejiminin çökebileceğine dair önemli ölçüde umut taşıyordu. Ancak rejimin ağır askeri darbeler karşısında ayakta kalabileceğinin ve buna karşılık ABD askeri üsleri ile Körfez ülkelerindeki kritik altyapıları hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğunun görülmesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, savaşın maliyetlerinin kabul edilemez seviyeye ulaştığını değerlendirdi ve o tarihten itibaren çatışmadan çıkış yolu aramaya başladı.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise 7 Ekim sonrası şekillenen İsrail güvenlik doktrini doğrultusunda hareket etmektedir. Bu anlayışa göre İsrail’e yönelik tehditler ortaya çıkmadan önce bertaraf edilmeli ve büyümelerine izin verilmemelidir. Netanyahu, İran üzerindeki ilave askeri baskının rejimin çökmesine yol açabileceğine inanmaya devam etmektedir.

Böyle bir sonuç gerçekleşmese bile sürdürülecek askeri operasyonların İran’ın nükleer programı ile balistik füze kapasitesini daha da zayıflatacağını düşünmektedir.

Hürmüz boğazı

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı uluslararası deniz trafiğine kapatması çatışmanın seyrini önemli ölçüde değiştirmiş ve Tahran’a güçlü bir pazarlık kozu kazandırmıştır. Küresel enerji akışını ve tedarik zincirlerini sekteye uğratan bu adım dünya ekonomisinde ciddi dalgalanmalara neden olmuş, özellikle ABD’de akaryakıt fiyatlarının keskin biçimde yükselmesine yol açmıştır.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Trump yönetimi buna İran limanlarına abluka uygulayarak karşılık vermiş olsa da, bu adım yalnızca taraflar arasındaki baskıyı dengelemiştir. Sonrasında başlayan müzakerelerde Hürmüz Boğazı meselesi en öncelikli gündem maddesi haline gelirken, nükleer dosya ikinci aşamaya ertelenmiş ve diğer birçok önemli konu müzakere masasından fiilen çıkarılmıştır.

Bu başlıktaki görüş ayrılığı oldukça nettir. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının ekonomik etkileri İsrail açısından ABD’ye kıyasla çok daha sınırlıdır. Ayrıca İran tehdidinin büyüklüğü nedeniyle İsrail kamuoyu yaşanan ekonomik maliyetleri göğüslemeye daha isteklidir.

Trump giderek savaşın ekonomik sonuçlarına odaklanırken, Netanyahu güvenlik boyutunu öncelemeye devam etmektedir. Bu nedenle İsrail’in doğrudan taraf olmadığı ABD-İran müzakerelerinde Washington ile Tel Aviv’in öncelikleri giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.

Anlaşmanın unsurları

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması İsrail açısından öncelikli bir konu değildir. Tel Aviv için asıl öncelik, İran’ın nükleer programını kalıcı biçimde ortadan kaldıracak kapsamlı bir anlaşmadır.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

İsrail, zenginleştirilmiş uranyumun tamamen ülke dışına çıkarılmasını, uranyum zenginleştirmenin süresiz olarak yasaklanmasını, tüm nükleer tesislerin sökülmesini ve sürekli, kapsamlı denetim mekanizmalarının kurulmasını istemektedir. İsrail ayrıca İran’ın balistik füze programına da kısıtlama getirilmesini talep etmektedir. Ancak bu konu mevcut müzakerelerde yer almamaktadır.

Trump ise çok daha sınırlı bir anlaşmaya razı görünmektedir. Muhtemel anlaşma; İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair taahhüdünü, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması veya seyreltilmesine ilişkin müzakereleri ve ayrıntıları daha sonra belirlenecek geçici bir uranyum zenginleştirme askıya alma sürecini içermektedir.

Buna karşılık İran yaptırımların kısmen kaldırılmasını veya dondurulmuş mali varlıklarının serbest bırakılmasını talep etmektedir. Trump yönetimi buna başlangıçta mesafeli yaklaşsa da sonraki aşamalarda bu tür tavizlere açık olduğunu göstermektedir.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Trump açısından müzakerelerin başarısı büyük ölçüde ortaya çıkacak anlaşmanın, Barack Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan daha sert olduğunun kamuoyuna anlatılabilmesine bağlıdır. Ancak böyle bir sonucun gerçekleşmesi kesin değildir. Amerikan kamuoyunu ikna etse bile ortaya çıkacak anlaşma Netanyahu’nun beklenti ve taleplerinin oldukça gerisinde kalacaktır.

Böyle bir anlaşma, İran’ın anlaşmayı ihlal etmesi veya anlaşmanın süresi dolduğunda nükleer programını yeniden inşa edebilmesine imkân tanıyacak, aynı zamanda Tahran’ın askeri kapasitesini ve vekil güçlerini finanse edebilecek mali kaynaklara yeniden ulaşmasını sağlayacaktır.

Lübnan cephesi

Hezbollah, 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail’e yönelik saldırılar düzenlemektedir. Yahudi İsrailliler arasında, ABD’nin İran ile yürüttüğü müzakerelerin nasıl etkileneceğine bakılmaksızın Hizbullah tehdidinin ortadan kaldırılması ve kuzey yerleşimlerinin güvenliğinin yeniden sağlanması gerektiği yönünde güçlü bir fikir birliği bulunmaktadır.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Trump ise fiilen İran’ın yaklaşımını benimseyerek Lübnan ve İran cephelerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini, savaşın sona erdirilmesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın Lübnan’da da sükûneti içermesi gerektiğini savunmaktadır.

Bu kapsamda Trump, Netanyahu’dan Beyrut’ta Hizbullah hedeflerine saldırmamasını istemiştir. İsrail’in buna rağmen operasyon düzenlemesi ve İran’ın kuzey İsrail’e füze saldırılarıyla karşılık vermesi üzerine Trump, İsrail’i daha fazla karşılık vermemesi konusunda baskı altına almış ve çatışmaların durdurulmasını talep etmiştir.

ABD-İran müzakerelerinde İsrail’in güvenlik önceliklerinin giderek ikinci plana itilmesine rağmen, İsrail’in Hizbullah saldırılarına karşı kendisini savunma kapasitesinin Washington tarafından sınırlandırılmasının İsrail kamuoyu açısından kabul edilmesi son derece güç görünmektedir.

Trump açısından iç siyasi sonuçlar

ABD’de ara seçimlere beş aydan daha az süre kalmıştır. Hürmüz Boğazı kısa sürede yeniden açılsa bile bunun seçimlerden önce akaryakıt fiyatlarını belirgin biçimde düşürmesi beklenmemektedir.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Zaten savaş öncesinde de seçimlerin temel gündeminin hayat pahalılığı olması öngörülüyordu.

Bugün Amerikan kamuoyunun yaklaşık yüzde 60’ı savaşa karşı çıkmaktadır. Bunun temel nedeni savaşın doğrudan vatandaşların ekonomik durumunu olumsuz etkilemesidir. Trump ve Cumhuriyetçi Parti, seçmen sandık başına gitmeden önce bu yükten kurtulup siyasi olarak toparlanmak istemektedir. Doğal olarak bu kaygılar Netanyahu açısından büyük önem taşımamaktadır.

Netanyahu açısından iç siyasi sonuçlar

Netanyahu uzun yıllardır kendisini İsrail’in güvenliğini sağlayabilecek tek lider olarak pazarlamış, ayrıca Trump’ın İsrail’deki popülaritesinden yararlanarak kendisini Trump’ın en yakın müttefiki ve Orta Doğu’yu İsrail lehine yeniden şekillendirecek ortak olarak göstermiştir.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Ancak İsrail Başbakanı sonbaharda yapılacak zorlu seçim sürecine bu iki iddianın da ciddi biçimde sorgulandığı bir ortamda girmektedir. Hem destekçileri hem de muhalifleri, Netanyahu’yu İsrail’in kendi güvenliğine ilişkin kararları egemen biçimde alamadığı ve dost bir lider olsa bile yabancı bir devlet başkanının dayattığı sınırlamaları kabul ettiği bir tabloyu benimsemekle eleştirmektedir. Bu durum Netanyahu’nun siyasi geleceğini koruma mücadelesini daha da zorlaştırmaktadır.

Trump daha önce Netanyahu’ya güçlü destek vermiş, yolsuzluk davasının sona erdirilmesi amacıyla Isaac Herzog’un Netanyahu hakkında af çıkarması çağrısında bulunmuştu. Bir dönem Netanyahu’nun Trump’ı İsrail’e davet ederek kendisine İsrail Ödülü vermeyi ve iki lider arasındaki ortaklığı ön plana çıkarmayı planladığı biliniyordu. Ancak mevcut şartlarda böyle bir adımın atılması artık hem daha zor hem de Netanyahu açısından siyasi değer üretme kapasitesi bakımından daha tartışmalı görünmektedir.

Sonuç

Trump ile Netanyahu, İran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda ortak bir stratejik hedefi paylaşmaktadır. Ancak savaş süreci, bu ortak hedefe ulaşma yolunda iki liderin ara hedefleri, öncelikleri ve ulusal çıkarlarının birçok noktada birbiriyle örtüşmediğini açık biçimde ortaya koymuştur.

Atlantic Council: ABD-İsrail ayrışması derinleşecek mi?

Bu uyumsuzluk gelecekte iki ülkenin yeniden iş birliği yapmasını engellememektedir. Mevcut savaş sırasında ya da sonrasında İran’ın nükleer silah edinmesini önlemeye yönelik ortak girişimler devam edebilir. Nitekim yeni bir ABD-İsrail güvenlik iş birliği anlaşmasına yönelik müzakereler hâlihazırda sürmektedir. Ayrıca Trump’ın Netanyahu’nun seçim şansını artırmaya yönelik farklı siyasi destek mekanizmaları geliştirmesi de ihtimal dahilindedir.

Bununla birlikte, iki liderin ulusal çıkarları ile iç siyasi öncelikleri arasındaki farklılaşma, ortak hareket edebilecekleri alanı önemli ölçüde daraltmış; aynı zamanda bu ortaklığın hem kendi kamuoyları hem de uluslararası toplum nezdindeki ikna ediciliğini zayıflatmıştır.