Türkiye’nin yakın tarihinin en karanlık noktalarından biri olan eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in şüpheli ölümüyle ilgili sarsıcı bir gelişme yaşandı. Bitlis’in damadı Rıza Şahin’in Adalet Bakanlığı’na sunduğu dilekçede yer alan kara kutu iddiası, yıllardır süregelen soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı. Adalet Bakanlığı’nın faili meçhul cinayetleri mercek altına aldığı bir dönemde gelen bu başvuru, 1993 yılındaki uçak kazasının üzerindeki sır perdesini aralayabilir mi?
Adalet Bakanlığına sunulan dilekçede kara kutu ayrıntısı
Eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümü üzerindeki spekülasyonlar, damadı Rıza Şahin’in resmi başvurusuyla yeni bir boyut kazandı. Şahin, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhulleri Araştırma Daire Başkanlığı’nın dosyayı yeniden incelemesini talep etti. Nefes gazetesinin gündeme getirdiği habere göre, bu talebin arkasında bir televizyon programında dile getirilen çarpıcı iddialar yer alıyor. Program konuklarından birinin, uçağın kara kutusunu dinleyen üst düzey bir komutanla görüştüğünü ve bu kayıtların hala devlet koruması altında olduğunu öne sürmesi, aileyi harekete geçirdi.
Rıza Şahin tarafından sunulan dilekçede, söz konusu kara kutuyu dinlediği iddia edilen üst düzey komutanın kimliğinin tespit edilmesi istendi. Ayrıca kara kutunun şu an hangi kamu kurumunda muhafaza edildiğinin belirlenmesi ve içeriğinin bugüne kadar neden mahkemelerden dahi gizlendiğinin açıklığa kavuşturulması talep edildi. Bu başvuru, 33 yıldır cevabı aranan “Kaza mı yoksa suikast mı?” sorusunu tekrar Türkiye’nin gündemine yerleştirdi.
1993 yılındaki o karanlık gün ve çelişkili açıklamalar
Orgeneral Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993 tarihinde Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere havalanan uçağın, kalkıştan kısa bir süre sonra Yenimahalle’deki PTT İşleme Merkezi’nin bahçesine düşmesi sonucu şehit olmuştu. Şüpheli kazada Bitlis’in yanı sıra Binbaşı Yaşar Erian, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler, askeri personel Fahir Işık, Emin Öner ve güvenlik görevlisi Ruhi Salay hayatını kaybetmişti. Olayın hemen ardından incelemelerde bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, uçağın düşüş sebebinin buzlanma ve pilotaj hatası olduğunu duyurmuştu.
Ancak ilerleyen süreçte yapılan resmi açıklamalarda, kazaya dair “hiçbir bilirkişi raporu ve teknik raporun bulunmadığının” ifade edilmesi büyük bir krize yol açtı. Herhangi bir teknik rapor olmadan yapılan “buzlanma” açıklaması, olayın bir suikast olduğu yönündeki iddiaları güçlendirdi. Yıllar sonra Ergenekon davası sürecinde ortaya çıkan ve emekli Albay Arif Doğan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydında geçen “Bitlis’in JİTEM tarafından öldürüldüğü” ifadeleri ise tartışmaları zirveye taşımıştı.
Hurdacıya satılan enkaz ve yetersiz fotoğraflar
Soruşturma sürecindeki skandallar bununla da sınırlı kalmadı. Düşen uçağın enkazının bir hurdacıya satıldığının ortaya çıkması, delillerin karartıldığı iddialarını beraberinde getirdi. Bunun üzerine savcılık, Genelkurmay Askeri Savcılığı’ndan kaza sonrası çekilen fotoğrafları talep ederek uzman bir heyet oluşturdu. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uzmanlarının katılımıyla hazırlanan raporda, çarpıcı bir itirafta bulunuldu.
Uzmanlar, inceledikleri 15 fotoğrafa dayanarak “uçağın düşüş nedeninin tespit edilemediğini” bildirdi. Hazırlanan resmi raporda, “Mevcut fotoğraflarla sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı, bu nedenle uçağın düşmesiyle ilgili bir kanaatin oluşmadığı” belirtildi. Aradan geçen onca yıla rağmen teknik bir kanıtın sunulamaması ve şimdi ortaya çıkan kara kutu iddiası, Eşref Bitlis dosyasının sil baştan incelenmesi ihtimalini doğurdu.
