Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Eurasia Review: ABD’nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Batı ülkeleri, 1945’ten beri ilk kez ABD’ye karşı güvenini yitirdi! ABD’nin küresel müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Batı ülkeleri, 1945'ten beri ilk kez ABD'ye karşı güvenini yitirdi!

ABD merkezli yayın organlarından Eurasia Review’de, ABD–İran savaşı üzerinden derinleşen transatlantik krizinin ve Batı ittifakı içinde giderek görünür hale gelen çatlakların ele alındığı dikkat çekici bir analiz yayınlandı.

Savaşın yalnızca askeri bir mesele olmaktan çıkarak, ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerini doğrudan etkileyen bir kırılma başlığına dönüştüğünün vurgulandığı analizde, Washington’ın NATO müttefiklerine danışmadan attığı adımların ve Trump yönetiminin sert söylemlerinin, ittifakın temel dinamiklerini sarsan bir süreci tetiklediğine dikkat çekildi.

Analizde ayrıca, Almanya’dan İngiltere’ye, İspanya’dan Kanada’ya kadar birçok Batılı aktörün ABD’ye yönelik açık eleştirilerine ve mesafe koyan tutumlarına yer verilirken; bu sürecin yalnızca mevcut savaşı değil, uzun vadede Batı ittifakının geleceğini ve uluslararası sistemdeki güç dengelerini nasıl etkileyeceğine dair değerlendirmeler yapıldı.

İşte Eurasia Review’de yayınlanan analiz:

Batı güç merkezlerinin koridorlarında dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. Amerika’nın en yakın müttefikleri artık rahatsızlıklarını kapalı kapılar ardında dile getirmekle yetinmiyor; parlamentolarda ve basın toplantılarında açıkça ifade ediyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Donald Trump ise bu eleştirilere aynı sertlikte karşılık veriyor. Seksen yıl boyunca inşa edilen transatlantik ittifak, gözle görülür biçimde çatlıyor.

Bu kırılmanın görünen nedeni, 28 Şubat 2026’da NATO müttefiklerine, Birleşmiş Milletler’e ya da Washington’ın en yakın ortaklarına danışılmadan başlatılan ABD–İsrail’in İran’a yönelik savaşı. Ancak yaşanan kopuş, tek bir çatışmanın ötesine uzanıyor. Bu durum, Beyaz Saray’ın müttefiklerine karşı ya stratejik bir kayıtsızlık içinde olduğunu ya da onları açıkça küçümseyen bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor.

Amerikalıların net bir stratejisi yok”

Kırılma noktasını en net şekilde ortaya koyan anlardan biri, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ülkenin kuzeybatısındaki Marsberg’de yaptığı açıklamalar oluyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Merz, “Amerikalıların açıkça bir stratejik planı yok” diyerek bu çatışmayı ABD’nin Afganistan ve Irak’taki geçmiş hatalarıyla karşılaştırıyor ve Washington’ın yaklaşımını “iyi düşünülmemiş” olarak nitelendiriyor.

Daha da ileri giderek, ABD’nin Tahran’ın müzakere taktikleri karşısında “aşağılandığını” ima ediyor. Bu, yakın zamana kadar Washington’a en yakın Avrupa liderlerinden biri olarak görülen bir isimden gelen son derece dikkat çekici bir eleştiri olarak öne çıkıyor.

Trump’ın tepkisi ise son derece sert oluyor. Truth Social üzerinden Merz’in “ne konuştuğunu bilmediğini” söylüyor ve Almanya’daki 36.436 Amerikan askerini çekmekle tehdit ediyor. Ayrıca Almanya Başbakanı’na, Ukrayna-Rusya savaşı ve ülkesinin iç sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiğini söyleyerek İran konusuna müdahil olmaması çağrısı yapıyor.

Bu söz düellosu, diplomatik teamüllerin ötesine geçiyor ve ABD-Avrupa eksenini temellerinden sarsıyor.

İngiltere’nin mesafesi

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Trump ile işlevsel bir ilişki kurmak için ciddi siyasi sermaye harcıyor. Ancak bu yatırım artık karşılığını bulmuyor. Trump’ın İran’ı yok etme tehditleri sorulduğunda Starmer, bu tür ifadelerin “asla kullanmayacağı sözler” olduğunu belirterek İngiliz değer ve ilkelerine vurgu yapıyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Daha sert bir çıkışta ise Trump’ı, Vladimir Putin ile birlikte İngiltere’deki ekonomik sıkıntıların sorumluları arasında gösteriyor. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların İngiliz halkını doğrudan etkilediğini ifade eden Starmer, ülkesinin savaşa katılmayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Trump ise bu tutuma, Starmer’ın “yardımcı olmadığını” söyleyerek karşılık veriyor ve iki ülke arasındaki özel ilişkinin zayıfladığını ima ediyor. Uluslararası Para Fonu’nun İngiltere’nin büyüme beklentisini düşürmesi de savaşın ekonomik etkilerini somutlaştırıyor.

Avrupa ve Kanada’dan net çizgi

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Avrupa Birliği içinde en sert eleştirileri yönelten liderlerden biri olarak öne çıkıyor. ABD güçlerinin Rota ve Morón üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine Trump ticari yaptırımlarla tehdit ediyor, ancak Sánchez geri adım atmıyor. Ateşkes sonrası yaptığı açıklamada, yangını çıkaranların sonradan müdahale etmesini övmenin kabul edilemez olduğunu vurguluyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Kanada Başbakanı Mark Carney ise daha geniş bir çerçeve çizerek, büyük güçlerin uluslararası normlara bağlı kalmadan hareket ettiğini ve bunun sonuçlarını diğer aktörlerin ödediğini belirtiyor. Savaşı, uluslararası düzenin bir başarısızlığı olarak tanımlıyor; ABD ve İsrail’in müttefiklerine danışmadan hareket ettiğine dikkat çekiyor.

ABD içinde yükselen itirazlar

Eleştiriler yalnızca dışarıdan gelmiyor. ABD içinde de özellikle Demokrat senatörler, bu savaşın hukuki ve stratejik temellerini sorguluyor. Senatör Tim Kaine, ortada ne net bir gerekçe ne de plan olduğunu, müttefiklerin ve Kongre’nin sürece dahil edilmediğini vurguluyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Senatör Chris Murphy ise sürecin kamuoyu önünde bu denli kötü yönetilmesinin ABD’yi küresel ölçekte “alay konusu” haline getirdiğini ifade ediyor. Aynı zamanda artan enerji fiyatlarının Amerikan halkına doğrudan maliyet yüklediğine dikkat çekiyor.

Senatör Tammy Duckworth ise bu süreci, ABD’nin geçmişte içine sürüklendiği uzun süreli savaşlarla ilişkilendirerek benzer hataların tekrar edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Ancak Demokratların sunduğu tüm War Powers tasarıları, Cumhuriyetçilerin desteğiyle reddediliyor.

Müttefiklerle ilişkilerde kırılma

Trump’ın müttefiklerle ilişkilerde izlediği çizgi, ister bilinçli bir stratejik dönüşüm ister öngörüsüz bir yaklaşım olarak değerlendirilsin, aynı sonuca yol açıyor. NATO’dan çekilme tehdidi, İspanya’ya yönelik ticari baskılar, Almanya’daki askerlerin geri çekilmesi ihtimali ve İngiltere ile ilişkilerin zayıflaması bu sürecin somut göstergeleri olarak öne çıkıyor.

Eurasia Review: ABD'nin Batılı müttefiklerini kaybetmesi neleri değiştirecek?

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, savaşı desteklemeyen müttefiklerle ilişkilerin yeniden gözden geçirileceği yönündeki açıklaması ise Avrupa başkentlerinde koşullu bir ittifak anlayışı olarak algılanıyor.

Gelinen noktada ABD’nin müttefikleri giderek uzaklaşıyor, rakipleri ise süreci dikkatle izliyor. 1945’ten bu yana ilk kez Batı dünyası, Washington’a ne ölçüde güvenebileceği konusunda ciddi bir belirsizlik yaşıyor.

Bu durum, yalnızca mevcut savaşın değil, uluslararası sistemin geleceği açısından da kritik sonuçlar doğurabilecek bir kırılmaya işaret ediyor.