Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

ABD’nin stratejik paradoksu, Avrupa’nın farklılaşan çizgisi, Körfez’in denge arayışı ve Çin. ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

ABD'nin stratejik paradoksu, Avrupa’nın farklılaşan çizgisi, Körfez’in denge arayışı ve

İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Monitor’de, ABD–İran hattında giderek derinleşen ve klasik bir askeri çatışmadan ziyade ekonomik ve stratejik bir yıpratma savaşına dönüşen krizin, küresel sistem ve bölgesel dengeler üzerindeki etkilerinin ele alındığı kapsamlı bir analiz yayınlandı.

Analizde, sahadaki doğrudan askeri angajmanın sınırlı kalmasına rağmen, savaşın ekonomik araçlar ve yaptırımlar üzerinden genişleyerek adeta bir “soğuk savaş” karakteri kazandığına dikkat çekilirken; özellikle Washington’ın izlediği maksimum baskı stratejisinin, hedeflenen sonuçları üretmekten ziyade maliyetleri artıran bir sürece evrildiği tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; ABD iç siyasetinden Avrupa ile yaşanan transatlantik gerilime, Körfez ülkelerinin denge arayışından İsrail’deki iç siyasi kırılganlıklara kadar geniş bir yelpazede, savaşın taraflar üzerindeki çok boyutlu etkileri değerlendirildi ve bu sürecin uzun vadede uluslararası güç dengelerini dönüştürebilecek sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

İşte Middle East Monitor’de yayınlanan analiz:

ABD–İran müzakereleri, İslamabad ve Maskat’ta gerçekleştirilen ancak somut bir ilerleme sağlayamayan görüşmelerin ardından neredeyse bir çıkmaza girdi.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Aynı zamanda çatışma, giderek doğrudan askeri karşılaşmadan ziyade yaptırımlar ve ekonomik baskı üzerinden yürüyen bir “soğuk savaş” formuna evrildi ve Trump’ın önce ateşkese yönelmesi, ardından bunu uzatması, çatışmanın yükünü fiilen yer değiştirmiştir; daha önce askeri cephede büyük ölçüde İsrail’in taşıdığı yük, giderek ekonomik alana kaymış ve savaşın asıl ağırlığı Washington’ın omuzlarına bindi.

Maksimum baskı stratejisinin sınırları

Bu süreçten sonra Washington, İran’a karşı “maksimum baskı” politikasını derinleştirerek deniz kısıtlamalarını sıkılaştırmış ve petrol ihracatını daraltarak müzakere masasında taviz koparmayı hedeflemiştir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Ancak bu strateji, Amerikan karar alıcılarının ya hafife aldığı ya da görmezden geldiği bir gerçeklikle karşı karşıyadır: İran, klasik abluka yöntemleriyle kolayca diz çöktürülebilecek bir devlet değil.

On yıllar boyunca yaptırımlar altında yaşamak, Tahran’ın uyum kapasitesini keskinleştirmiş; ekonomik yaptırımları aşmaya yönelik dirençli ağlar kurmasını sağlamış, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın ötesine uzanan stratejik derinlik ve ortaklıklar geliştirmesine imkân tanımıştır.

Washington’ın stratejik paradoksu

Washington’ın yaklaşımındaki temel paradoks burada ortaya çıkmaktadır: Tahran’ı ekonomik baskıyla teslim olmaya zorlamaya çalışırken, ABD kendisini kurduğu tuzağın içine çekme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Zira sonu belirsiz bir savaşın daha büyük maliyetini üstlenen taraf giderek Washington’ın kendisi haline gelmektedir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Ortadoğu’daki krizi uzatan bu sürekli baskı, artık ABD’nin içine ve müttefik ağlarına geri yansımaya başlamıştır. Enerji akışlarındaki aksaklıklar ve küresel ekonomideki bozulmalar sürerken, ateşkes ortamında dahi bu dinamikler hem İran hem de ABD ve ortakları için yıpratıcı bir yıpratma savaşına dönüşmüştür.

Bu gidişat sürdükçe, uluslararası düzenin Amerikan çıkarlarıyla çelişecek şekilde yeniden şekillenmesi riski artmaktadır. Bu da temel soruyu gündeme getirmektedir: Donald Trump, bu stratejiyle, askeri ya da siyasi olarak çözmek yerine ekonomik olarak yönetmeyi tercih ettiği bir çatışmanın asıl kaybedeni haline mi gelmiştir?

Transatlantik hatta kırılma

Bu karmaşık uluslararası tabloda ABD, İran’la savaşın ve bunun yarattığı yıpratıcı baskının bedelini Batılı müttefikleriyle ilişkilerinin aşınması üzerinden ödemektedir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Özellikle enerji ithalatına, bilhassa Ortadoğu’ya bağımlı olan Avrupa, bu süreçte en kırılgan aktörlerden biri haline gelmiştir. Savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer aksaklıkları enerji maliyetlerini artırmış, sanayi yavaşlaması riskini büyütmüş ve Euro Bölgesi genelinde enflasyon baskılarını tetiklemiştir.

Fiilen Avrupa, Washington’ın tercih ettiği stratejinin ekonomik sonuçlarını taşımaktadır.

Avrupa’nın farklılaşan çizgisi

Çatışmaya büyük ölçüde dahil olmaktan kaçınan Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık öncülüğündeki Avrupa güçleri, İran ile ABD arasında müzakerelere dönülmesi çağrısında bulunmuş ve askeri tırmanma yerine siyasi çözümü vurgulamıştır.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Hatta bazı Avrupalı liderler, olası bir anlaşma kapsamında İran’a yönelik yaptırımların gevşetilmesini dahi gündeme getirmiştir. Aynı zamanda Avrupa, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak için Tahran’la doğrudan çatışmaya girmeden alternatif öneriler geliştirmiştir.

Bu süreç, safların sıklaşmasından ziyade zaten genişlemekte olan transatlantik ayrışmayı derinleştirmiştir. Nitekim savaş öncesinde de Washington’ın Avrupa’ya yönelik gümrük tarifeleri ve NATO yük paylaşımı baskısı gibi politikaları bu gerilimi artırmıştı.

Avrupa-Çin yakınlaşması

İspanya’nın Çin’e yönelik açılımı, Avrupa içinde potansiyel bir siyasi kırılmanın erken sinyallerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Madrid’in bu ay içinde Pekin’le yatırım, ticaret, teknoloji ve bilimsel araştırmayı kapsayan 19 anlaşma imzalaması, tek seferlik bir girişimden ziyade kapsamlı ve süreklilik arz eden bir iş birliği çerçevesine işaret etmektedir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Bu adım, diğer Avrupa ülkelerini de benzer yönelimlere teşvik edebilir ve İspanya’yı Çin’in Avrupa pazarına daha derin nüfuzu için bir geçit haline getirebilir.

Batı ittifakında çözülme eğilimi

Kanada da İran’a karşı savaşta ABD ile aynı hizaya gelmemiş, gerilimin düşürülmesi ve diplomatik çözüm yönündeki genel Batı eğilimine katılmıştır. Aynı zamanda Ottawa, Washington’a bağımlılığı azaltarak dış ortaklıklarını çeşitlendirme arayışına girmiş, bu çerçevede Çin öne çıkan aktörlerden biri olmuştur.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Fransa, uzun süredir savunduğu stratejik özerklik çizgisi doğrultusunda çatışmaya katılmayı reddetmiş ve Çin ile güçlü ekonomik ilişkilerini sürdürmüştür. Almanya da benzer şekilde askeri angajmandan kaçınarak diplomasiye ağırlık vermiş ve Pekin’le ekonomik bağlarını derinleştirmiştir. Savaşın tetiklediği enerji şoku ise tabloyu daha da karmaşık hale getirmiştir.

Ortadoğu kaynaklarına bağımlılığı azaltmaya çalışan bazı Avrupa ülkeleri, temkinli biçimde Rusya ile enerji kanallarını yeniden değerlendirmeye başlamıştır.

Bu durum, AB içinde siyasi gerilimlere yol açmış; örneğin Slovenya, Moskova’ya yönelik yaptırımları engelleme tehdidinde bulunmuştur. Bu eğilimler henüz sınırlı olsa da, Trump yönetiminin politikalarının baskısı altında genişleme potansiyeli taşımaktadır. Bütün bu gelişmeler, Avrupa’nın geleneksel transatlantik çerçevenin ötesine yönelen bir stratejik yeniden konumlanma sürecine girdiğini göstermektedir.

ABD iç siyasetinde baskı

Washington da bu savaşın sonuçlarından azade değildir. Artan benzin fiyatları, yükselen enflasyon, yavaşlayan büyüme ve zayıflayan dolar, ABD piyasalarında ciddi bir belirsizlik yaratmıştır.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Kongre’de ise Cumhuriyetçiler arasında savaş yanlıları ile karşıtları arasında belirgin bir bölünme ortaya çıkarken, Demokratların büyük çoğunluğu çatışmaya karşı durmaktadır.

Aynı zamanda, başkanın askeri yetkilerini sınırlamaya yönelik yasal mekanizmaların devreye sokulması yönünde bir ivme oluşmaktadır. Bu durum, Amerikan kamuoyunda savaş karşıtı eğilimin güçlendiğini göstermektedir. Ekonomik performansın seçim davranışı üzerindeki belirleyici etkisi dikkate alındığında, bu baskılar Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yönetimi kritik bir sınavla karşı karşıya bırakmaktadır.

Körfez’in denge arayışı

Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri açısından savaşın etkileri daha doğrudan hissedilmektedir. Cidde Zirvesi’nde yapılan açıklamalar, çatışmanın artık sadece güvenlik değil, aynı zamanda bölgenin ekonomik temelleri için de ciddi bir tehdit olarak görüldüğünü ortaya koymuştur.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, bölge ekonomileri için hayati bir öncelik olarak vurgulanmaktadır.

Bununla birlikte Körfez ülkeleri, topraklarının saldırılar için kullanılmayacağını açıkça belirtmiş ve savunma koordinasyonunu güçlendirmeye odaklanmıştır. Ekonomik alanda ise ortaklıkların çeşitlendirilmesi ve yeni küresel aktörlere açılım dikkat çekmektedir. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Körfez söylemi, İran’la kopuşu savunmaktan uzak durmakta; aksine güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Zira coğrafya ve tarih, İran’ı dışlanamayacak bir bölgesel aktör haline getirmektedir.

İsrail’de iç siyasi yansımalar

İsrail de tetiklenmesinde rol oynadığı bu savaşın sonuçlarından muaf değildir. Son dönemdeki siyasi işaretler, çatışmanın ülke içindeki güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini göstermektedir. Bu süreç, Başbakan Netanyahu’nun konumunu pekiştirmek yerine zayıflatabilecek dinamikler üretmektedir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

İran’a karşı kesin bir askeri sonucun elde edilememesi ve özellikle Lübnan cephesindeki maliyetler, kamuoyunda gerilimi düşürme eğilimini artırmıştır. Güvenlik ve ekonomik baskılar sürerken, daha önce geri planda kalan yolsuzluk davaları ve ultra-Ortodoksların askerliği gibi iç meseleler yeniden siyasi gündemin merkezine taşınmıştır.

Aynı zamanda Naftali Bennett ve Yair Lapid gibi isimlerin öncülüğünde muhalefet içinde artan koordinasyon, sağ ve merkez unsurları bir araya getiren daha geniş bir blok oluşturma çabasına işaret etmektedir. Bu da Netanyahu hükümeti için daha zorlu bir seçim sürecini beraberinde getirebilir.

Sonuç

Washington’ın İran’ı ekonomik yıpratma yoluyla baskı altına alma stratejisi, giderek geri tepen bir etki üretmekte; yalnızca Tahran’ı değil, ABD’nin kendisini ve müttefiklerini de tüketmektedir.

Middle East Monitor: ABD-İran çıkmazında kim daha çok kaybedecek?

Artık temel soru, İran’ın ne kadar dayanabileceğinden ziyade ABD’nin bu stratejinin maliyetini ne ölçüde taşımaya hazır olduğudur.

Bunun ötesinde ise daha büyük bir mesele ufukta belirmektedir: Bu süreç, uluslararası güç dengesinde köklü değişimlerin habercisi olabilir.