Reşit Kemal AS – 05 Ocak 2026
Ortadoğu’da son günlerde hava ağır. Sessizlik var ama bu sessizlik sakinlikten değil; fırtına öncesi durgunluktan kaynaklanıyor. İsrail’in Suriye’ye yönelik olası bir saldırısı artık “ihtimal” olmaktan çıkıp, ciddi bir senaryo olarak masada duruyor. Aynı anda İran ve Lübnan cephelerinde yaşanan hareketlilik ise bu tablonun tekil değil, eş zamanlı bir hazırlık olduğunu düşündürüyor.
Bölge yine bildik bir döngünün içinde:
Önce tansiyon yükselir, sonra sınırlar esner, ardından “kontrollü” denilen ama kimsenin kontrol edemediği süreç başlar.
İsrail açısından bakıldığında Suriye, uzun süredir “risk alanı” olarak görülüyor. İran’ın bölgedeki varlığı, Hizbullah bağlantıları ve Suriye topraklarının jeopolitik konumu Tel Aviv’in güvenlik algısında merkezi bir yer tutuyor. Bu yüzden Suriye’ye yönelik her hamle, tek başına Şam’la ilgili değil; Tahran’a ve Beyrut’a gönderilen bir mesaj niteliği taşıyor.
Ama mesele tam da burada karmaşıklaşıyor.
Çünkü Ortadoğu’da mesajlar nadiren adresinde kalır. Bir cephede atılan adım, diğer cephelerde karşılık bulur. Lübnan’daki kırılgan denge, İran üzerindeki baskılar ve Gazze sonrası oluşan psikolojik iklim bir araya geldiğinde, bölgesel bir zincirleme reaksiyon ihtimali güçleniyor.
Asıl tehlike şu:
Bu tür süreçler genellikle “sınırlı” başlar ama sınırlı kalmaz.
Herkes hesaplı davrandığını düşünürken, sahadaki küçük bir hata, yanlış bir değerlendirme ya da beklenmeyen bir gelişme denklemi altüst edebilir. Ortadoğu’nun yakın tarihi bunun örnekleriyle dolu. Planlanan operasyonlar, öngörülmeyen sonuçlar üretir. Ve bedeli çoğu zaman siviller öder.
Büyük güçlerin tavrı da bu süreçte belirleyici. Sessiz kalanlar, tarafsız gibi görünenler ya da “itidal çağrısı” yapmakla yetinenler… Hepsi sahnenin bir parçası. Çünkü bu coğrafyada sessizlik çoğu zaman onay anlamına gelir. Zaman kazanmak, bazen sadece daha büyük bir krize zemin hazırlar.
Türkiye gibi bölge ülkeleri açısından tablo daha da hassas. Sınırların hemen ötesinde yaşanacak her yeni çatışma, güvenlikten ekonomiye, diplomasiden toplumsal psikolojiye kadar geniş bir alanı etkiler. Bu yüzden mesele sadece “orada olan” bir gelişme değildir; doğrudan “burayı” ilgilendirir.
Ortadoğu, yine diken üstünde. Taşlar yerinden oynuyor, dengeler test ediliyor. İsrail’in Suriye’ye yönelik olası bir saldırısı, tek bir hamle değil; çok cepheli bir sürecin başlangıcı olabilir.
Ve bu coğrafyada en tehlikeli cümle şudur:
“Bu kez sınırlı kalır.”
Tarih, bu cümlenin ne kadar sık yanlış çıktığını defalarca gösterdi.
Bu kez bedeli kim ödeyecek?




YORUMLAR