Reşit Kemal AS – 12 Ocak 2026
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan küresel düzen, çoğu zaman “özgür dünya” söylemiyle pazarlanmış olsa da özünde oldukça net ve sert maddelere dayanıyordu. ABD, savaşın galibi ve ekonomik motoru olarak masaya kuralları koydu. Bu kurallar açıkça söylenmedi belki ama fiilen uygulandı:
Enerjiyi benden alacaksın.
Silahını benden alacaksın.
Ticaretini benim paramla yapacaksın.
İlacını, teknolojini, finansını benden temin edeceksin.
Ve en önemlisi: Büyük abin ben olacağım.
Bu düzen onlarca yıl işledi. Uymayanlar ise “sorunlu ülke”, “istikrarsız aktör” ya da “tehdit” olarak kodlandı.
📌Kurala Uymayanlara Ne Oldu?
ABD hegemonyasının tarihi, itaatsizlik eden ülkelerin başına gelenlerle doludur. İran, dolar dışına çıktığında yaptırımlarla boğuldu. Irak, petrolünü farklı para birimleriyle satmaya yeltendiğinde işgal edildi. Libya’da Kaddafi, Afrika için altın dinar hayali kurduğunda ülke paramparça edildi. Venezuela, enerji gelirlerini bağımsız kullanmak istediğinde ekonomik abluka altına alındı.
Bu örneklerin ortak noktası şudur: ABD, doğrudan ya da dolaylı yollarla düzenin dışına çıkanlara “bedelin ağır olacağını” gösterdi. Askeri müdahale olmadığında bile finansal kuşatma, siyasi izolasyon ve iç karışıklıklar devreye sokuldu.
📌Türkiye Neden Ayrı Bir Yerde Duruyor?
Türkiye’yi bu tablonun dışına çıkaran şey, sadece coğrafyası değil, devlet kapasitesi ve tarihsel hafızasıdır. Türkiye, Soğuk Savaş boyunca bu düzene entegre edilmişti ama hiçbir zaman tamamen teslim olmamıştı. Asıl kırılma, Erdoğan döneminde yaşandı.
Ankara, adım adım bu maddeleri sorgulamaya başladı:
– Enerjide Rusya, Azerbaycan ve yerli kaynaklar devreye sokuldu.
– Savunma sanayii millileştirildi, dışa bağımlılık azaltıldı.
– Doların ticaretteki tekeli sorgulandı.
– İlaç ve sağlık altyapısında yerli üretim güçlendirildi.
– En önemlisi, “büyük abi” kavramı fiilen reddedildi.
Bu hamleler tek başına devrim niteliğinde olmayabilir, ancak birlikte düşünüldüğünde, ABD düzeni açısından son derece rahatsız edici bir örnek oluşturuyor.
📌Asıl Tehlike: Bulaşıcı Cesaret
ABD’nin asıl korkusu, Türkiye’nin tamamen kopması değil. Asıl korku, Türkiye’nin “başarabilmesi”. Çünkü eğer NATO üyesi, Batı ile iç içe bir ülke bu kuralları esnetebiliyorsa, başkaları da sorar:
“Biz neden yapamayalım?”
Bu soru bulaşıcıdır. Suudi Arabistan, Çin’le enerji ticaretini konuşur. BRICS ülkeleri dolar dışı sistemler kurar. Afrika ülkeleri yeni ortaklar arar. Türkiye, bu sürecin sembolik ama güçlü bir örneğidir.
“Ne tamamen kopan ne de tamamen teslim olan bir model.”
📌ABD Ne Yapabilir?
ABD’nin elindeki seçenekler sınırsız değil. Doğrudan askeri baskı Türkiye gibi bir ülke için gerçekçi değil. Geriye kalan araçlar ise tanıdık:
– Ekonomik baskı ve finansal dalgalanma
– Siyasi izolasyon girişimleri
– Medya ve algı operasyonları
– İç siyasi gerilimleri kaşıma çabaları
– Türkiye’yi “yalnızlaştırma” stratejisi
Ancak bu araçların etkisi, geçmişe kıyasla daha sınırlı. Çünkü dünya artık tek merkezli değil. ABD hala güçlü ama alternatifsiz değil.
📌Erdoğan Faktörü: Kişiden Öte Bir Eşik
Burada Erdoğan meselesi kişisel bir liderlik tartışmasının ötesine geçiyor. Erdoğan, ABD düzenine açıkça “itiraz edilebileceğini” gösteren bir eşik oldu. Bu yüzden mesele sadece Türkiye değil; model meselesidir.
ABD için Erdoğan’ın rahatsız edici yanı, sert söylemleri değil,sonuç üretebilmesidir. Çünkü başarısız bir itaatsizlik caydırıcı olur; ama kısmen de olsa başarılı olan bir itaatsizlik, sistemi sorgulatır.
📌Düzen Değişirken Panik Artar
ABD’nin kurduğu düzen, bir gecede yıkılmayacak. Ancak her itiraz, her alternatif, her çatlak, o düzenin mutlaklığını zayıflatıyor. Türkiye’nin yaptığı tam olarak budur: Sistemi yıkmıyor ama sorgulanabilir kılıyor.
İmparatorluklar, en çok kurallarına artık herkes uymak zorunda olmadığını fark ettiklerinde sarsılır. ABD’nin bugünkü tedirginliği de tam olarak buradan kaynaklanıyor.
Mesele şu değil: “Türkiye ABD’ye meydan okuyor mu?”
Asıl mesele şu: “ABD, artık herkesin boyun eğdiği tek merkez olmaktan çıkıyor mu?”
Ve bu soru, Washington için en rahatsız edici sorudur.




YORUMLAR