Ersoy DEDE – 15 Ocak 2026
Değerli dostlar… bana biraz izin verin bugün sizle dertleşelim. Açıkça söyleyeyim ben ne şimdiye kadar TEMU’dan alışveriş yaptım ne de ucuza anamal ithal etmek isteyen bir üreticiyim… Ama söyleyeyim size 30 Euro meselesi hiç de hafife alınacak küçümsenecek bir mesele değil. Evet beni ilgilendirmiyor ama o kadar çok kişiyi ilgilendirdiğini gördüm ki inanamazsınız..
Sokakta bir şey oluyor ve ben bu olan şeyi görüyorum. Bir hafta Instagram’ı yasaklıyorsun Instagram’dan portföy oluşturan sağlık estetik güzellik merkezleri sudan çıkmış balığa dönüyor… sahte içkiden ölümleri ortadan kaldıralım diye etil alkol satışını yasaklıyorsun evinde güvenli bir biçimde kendi içkisini üreten adam mağdur oluyor.. Güvenlik gerekçesiyle arabalardaki cam filmlerinin ölçüsüne müdahale ediyorsun, çocuğunu emziren anne neye uğradığını şaşırıyor…
Meseleyi doğru yerinden tutalım:
Bu yazı alkol savunusu değil, akıl savunusudur.
Ne 30 Euro’yu kutsuyoruz, ne evinde rakı yapanı bayraklaştırıyoruz. Bizim derdimiz başka: devlet aklının, vatandaş psikolojisini ıskaladığı noktalar.
Bugün tartıştığımız başlık yine 30 Euro limiti.
Teknik olarak bakıldığında; gümrük, vergi, yerli üretim, cari açık… Hepsi masada. Hatta bu sınırın yerli üreticiyi koruma gerekçesiyle savunulabilir tarafları da var. Bunu daha önce de söyledik. Bugün de söylüyoruz.
Ama mesele sadece 30 Euro değil.
Asıl mesele, bu tür kararların arka arkaya gelmesiyle toplumda oluşan birikmiş hissiyat.
Vatandaşın zihninde artık şu tablo var:
“Hayatımın her alanında bir şeyler ya yasaklanıyor, ya pahalanıyor, ya sınırlandırılıyor.”
Evinde kendi içkisini yapan insanlar vardı.
Kimseye satmıyor, kimseyi zehirlemiyor, vergi kaçağı bir ticaret kurmuyor. Sadece yüksek fiyatlar yüzünden kendi yolunu bulmuş. Sonra ne oldu?
Etil alkol satışı yasaklandı. Gerekçe: sahte içki ölümleri.
Peki gerçek neydi?
Sahte içki ölümleri, evinde içki yapanlardan değil, merdiven altı üreticilerden kaynaklanıyordu. Yani sorun yine denetimsizlikti, yasak değil. Ama çözüm olarak toptan yasak geldi.
Sonuç?
- Bayilerde içki zaten çok pahalı
- Evinde yapan yapamaz hale geldi
- Sorunun kaynağı olanlar yine yeraltına indi
Vatandaşın zihninde kalan cümle şu oldu:
“Benim güvenli şekilde yaptığım şey de yasaklandı.”
Bu tek başına büyük bir mesele mi? Hayır.
Ama bu, bir zincirin halkası.
Naylon poşet parası…
Cam filmi milimetresi…
Gümrük limiti…
Alkol fiyatları…
Evde üretim yasakları…
Her biri tek tek anlatıldığında makul gerekçelere dayanabilir.
Ama siyaset Excel tablosu değildir.
Toplum, satır satır değil, genel hissi yaşar.
Ve o genel his şu noktaya geliyorsa, burada durup düşünmek gerekir:
“Devlet beni sürekli sınırlıyor ama benimle konuşmuyor.”
30 Euro meselesi tam da bu yüzden büyüdü.
Çünkü insanlar bu sınırı bir ekonomik tedbir olarak değil,
hayatlarına eklenmiş yeni bir bariyer olarak algıladı.
Oysa devletin ihtiyacı olan şey bariyer değil, ikna.
Vatandaşa şunu hissettirmek:
“Ben senin düşmanın değilim, seninle aynı taraftayım.”
Bakın altını kalın kalın çizelim:
Bu millet üretimi sever.
Bu millet yerli sanayinin korunmasını ister.
Ama bedelin hep kendisine kesildiğini düşündüğü anda, haklı kararlar bile öfke üretir.
Sorun 30 Euro değil.
Sorun, 30 Euro’nun bardağı taşıran damlalardan biri haline gelmesidir.
Devlet aklı;
yasak koyarken,
sınır çizerken,
fiyat belirlerken
şu soruyu sormak zorundadır:
“Bu karar doğru mu?” kadar,
“Bu karar insana ne hissettiriyor?”
Aksi halde küçük küçük düzenlemeler,
büyük büyük kopuşlara zemin hazırlar.
Ve sonra bir gün biri çıkar,
“Bu öfke nereden geldi?” diye sorar.
Cevap zor değil.
Öfke bir gecede doğmaz.
Öfke, dinlenmeyen insanların sessiz birikimidir.
Mesele tam olarak budur.




YORUMLAR