Reşit Kemal AS – 18 Ocak 2026
Türkiye’de siyaset uzun zamandır bir kişiye endeksli ilerliyor. Bu kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan. Dolayısıyla “Erdoğan sonrası” sorusu, yalnızca bir liderin kim olacağına dair bir merak değil, aynı zamanda bir dönemin nasıl kapanacağı ve yeni dönemin hangi ruhla açılacağı sorusudur.
Bugün kamuoyunda dolaşan senaryolara bakıldığında tartışma genellikle isimler üzerinden yürüyor: Bilal Erdoğan mı, Hakan Fidan mı, başka bir güçlü figür mü? Ancak bana kalırsa bu tartışmaların önemli bir kısmı, asıl meseleyi ıskalıyor. Erdoğan sonrası Türkiye’de belirleyici olan, hangi koltuğun kimde olacağı değil, Erdoğan’ın bu koltukları nasıl bırakacağıdır.
Benim kanaatim şu: Erdoğan, görev süresi dolmadan ya da süresi içinde, AK Parti Genel Başkanlığı’nı bırakabilir. Bu, ilk bakışta radikal gibi görünse de Erdoğan’ın siyaset tarzına bakıldığında hiç de uzak bir ihtimal değil. Zira Erdoğan, gücü tek bir makamda değil, çok katmanlı bir denge içinde kullanmayı bilen bir lider.
Bu noktada Bilal Erdoğan ismi devreye giriyor. Bilal Erdoğan’ın aktif siyasette görünür bir rolü olmamasına rağmen, parti teşkilatları ve muhafazakar taban üzerindeki etkisi uzun süredir konuşuluyor. Genel başkanlık gibi, yürütmeden ziyade parti içi dengeyi yöneten bir pozisyon, Bilal Erdoğan için “alıştırma sahası” olarak kurgulanabilir. Bu hamle, Erdoğan ailesinin siyaset üzerindeki etkisini sürdürürken, doğrudan devlet yönetimiyle ilişkilendirilmemesini de sağlar.
📌Cumhurbaşkanlığı ise bambaşka bir denklem.
Türkiye’nin Erdoğan sonrası ilk cumhurbaşkanının, güçlü bir liderden çok, geçiş dönemi yöneticisi olması ihtimali bana daha yüksek geliyor. Toplumu germeyen, muhalefeti provoke etmeyen, uluslararası alanda “rasyonel” okunan bir isim… Bu bağlamda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ismi öne çıkıyor.
Kurtulmuş’un en önemli özelliği, sert ideolojik hatlardan ziyade uzlaştırıcı bir siyasi dile sahip olması. Ne Erdoğan’ın karizmasına rakip, ne de mevcut düzeni tehdit edecek kadar bağımsız. Tam da bu nedenle, Erdoğan’ın gölgesinde ama sistemi sarsmadan yürüyebilecek bir profil çiziyor. Bir geçiş dönemi için ideal.
Peki Hakan Fidan?
Hakan Fidan ismi daha çok “devlet aklı” ve güvenlik ekseninde değerlendiriliyor. Ancak Fidan gibi figürler, genellikle sahnenin önünden ziyade arka planında daha etkilidir. Cumhurbaşkanlığı gibi sürekli toplumsal temas ve politik tartışma gerektiren bir makam, Fidan’ın bugüne kadarki profilinden oldukça farklı bir kulvar.
Bu nedenle bana göre Erdoğan sonrası senaryoda mesele, “kim daha güçlü” değil, kim daha az sorun çıkarır sorusu etrafında şekillenecek.
Sonuç olarak Erdoğan, sahneden bir anda çekilmeyecek. Aksine, adım adım, kontrollü ve hesaplı bir şekilde siyasi mirasını kurumsallaştırmaya çalışacak. Genel başkanlık başka, Cumhurbaşkanlığı başka ellerde olabilir. Böylece hem parti, hem devlet, hem de kamuoyu aynı anda kontrol altında tutulabilir.
Türkiye belki de ilk kez, güçlü bir liderin gölgesinde şekillenen ama onun adıyla anılmayan bir döneme hazırlanıyor. Ve bu geçiş, yüksek sesle değil; sessiz, dikkatli ve fazlasıyla planlı olacak.
Türkiye bu geçişe ne kadar hazır?
Çünkü bazen liderler gider…
Ama kurdukları düzen, kalmaya devam eder.




YORUMLAR