Reşit Kemal AS – 20 Ocak 2026
Rusya–Ukrayna savaşı, Avrupa’nın kendi topraklarında ilk kez bu ölçekte bir yıkımı yeniden yaşamasına neden oldu. Bombalar Kiev’e düştüğünde “uluslararası hukuk”, “egemenlik”, “insan hakları” bir anda küresel manşetlerin merkezine yerleşti. Ancak aynı aktörler için savaşın adresi Ortadoğu olduğunda, kelimeler değişiyor. “Güvenlik”, “önleyici saldırı”, “istikrar operasyonu” gibi steril kavramlar devreye giriyor.
Cephe Avrupa’dan Ortadoğu’ya kayınca, ölenlerin değeri mi düşüyor?
Bugün Avrupa’da süren savaş, Batı için pahalı. Enerji krizi var, mülteci korkusu var, siyasi istikrarsızlık riski var. Oysa Ortadoğu’da savaş ucuzdur. Bombalar tanıdıktır, ölümler istatistiktir, yıkım olağandır. Belki de bu yüzden tarihsel refleks hep aynıdır: Avrupa yorulduğunda, savaş Ortadoğu’ya ihraç edilir.
Bu yeni bir durum değil. Haçlı Seferleri sadece dini motivasyonlarla açıklanamaz; Avrupa’nın iç gerilimlerini dışarıya taşıma arzusunun ürünüdür. Bugün din dili daha seküler, gerekçeler daha “hukuki”, ama zihniyet şaşırtıcı biçimde tanıdık. Avrupa kendi iç savaşını uzun süre sürdüremez, bedeli ağırdır. Ama Ortadoğu’da vekalet savaşları yürütmek hem daha ucuz hem daha risksizdir. Kaybedilenler “öteki”dir.
Peki gerçekten mesele sadece jeopolitik mi? Yoksa bilinçaltında çok daha karanlık bir kabulleniş mi var:
“Müslüman coğrafyada akan kan, küresel düzen için daha tolere edilebilir.”
Gazze’de, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de yıkılan şehirler “trajik”tir ama “acil” değildir. Ukrayna’daki her füze ise bir “kırmızı çizgi”dir. Aynı medya, aynı liderler, aynı uluslararası kurumlar… Ama farklı refleksler. Bu çifte standart artık gizlenmiyor bile; normalleşiyor.
Ortadoğu’nun sürekli savaş alanı olarak kurgulanmasının bir başka nedeni de şu: Bu coğrafyada barış, küresel güç dengeleri için tehlikelidir. Güçlü, istikrarlı, kendi kararlarını alabilen bir Ortadoğu; silah satılamayan, korku üretilemeyen, yönlendirilemeyen bir Ortadoğu demektir. Bu da istenmeyen bir senaryodur.
Bugün Rusya–Ukrayna savaşı uzadıkça, Batı kamuoyunda “yorgunluk” artıyor. Tam da bu noktada gözler yeniden İran’a, Filistin’e, Lübnan’a, Kızıldeniz’e çevriliyor. Gündem değiştiriliyor, tansiyon başka yere taşınıyor. Çünkü savaş bitmez; sadece adres değiştirir.
Ama unutulan bir gerçek var:
Ortadoğu’da her patlayan bomba, sadece bir ülkeyi değil; küresel adalet iddiasını da yerle bir ediyor. Batı’nın savunduğunu iddia ettiği değerler, coğrafyaya göre değişiyorsa, o değerler evrensel değil, araçsaldır.
Avrupa’da akan kan kriz, Ortadoğu’da akan kan rutin mi?
Eğer cevap evetse, sorun savaşta değil; insanlığın vicdan haritasındadır.
Ve o haritada, bazı hayatlar hala diğerlerinden daha “harcanabilir” görünüyor.




YORUMLAR