Reşit Kemal AS – 21 Ocak 2026
Donald Trump, bir kez daha NATO’nun sinir uçlarına dokunuyor. Üstelik bunu diplomatik nezaketle değil, aleni bir meydan okumayla yapıyor. “Parayı vermezseniz korumam” diyen bir ABD Başkanı karşısında, dünyanın en büyük askeri ittifakı şaşırtıcı bir suskunluk içinde. Asıl mesele Trump’ın ne söylediği değil; NATO’nun buna neden güçlü bir yanıt veremediği. Bu çaresizlik, sadece askeri dengeleri değil, Avrupa’daki siyasi liderlikleri de tehdit ediyor.
NATO, Soğuk Savaş boyunca “ortak tehdit” fikriyle ayakta kaldı. Sovyetler Birliği vardı, düşman netti, liderlik belliydi. Bugün ise tehditler parçalı, algılar farklı ve liderlik tartışmalı. Trump tam da bu boşluktan besleniyor. NATO’yu bir değerler ittifakı olmaktan çıkarıp, muhasebe defteri gibi okuyor: Kim ne kadar ödüyor, kim yük oluyor? Bu yaklaşım, Avrupa başkentlerinde yıllardır görmezden gelinen bir gerçeği acımasızca ortaya koyuyor.
Avrupa’nın güvenliği, uzun süredir ABD’nin stratejik şemsiyesine emanet. Savunma harcamalarını artırma sözleri verildi, zirvelerde taahhütler tekrarlandı ama somut adımlar ya yavaş atıldı ya da iç siyasete kurban edildi. Trump ise bu durumu kendi seçmenine satılabilir bir hikayeye dönüştürüyor: “Amerika sömürülüyor.” NATO’nun buna verecek güçlü bir karşı anlatısı yok. Çünkü rakamlar Trump’ı haksız çıkarmıyor.
Bu noktada sorun askeri olmaktan çıkıp siyasi bir krize dönüşüyor. Trump’ın her çıkışı, Avrupa’daki liderleri kendi kamuoylarıyla karşı karşıya getiriyor. “ABD’ye neden bu kadar bağımlıyız?”, “Neden kendi güvenliğimizi sağlayamıyoruz?” soruları, muhalefet partilerinin elinde güçlü bir silaha dönüşüyor. Özellikle ekonomik sıkıntılarla boğuşan ülkelerde, savunma harcamalarını artırmak seçmen nezdinde kolay savunulabilir bir politika değil. Bu da iktidar koltuklarını sallıyor.
Daha da önemlisi, NATO’nun kurumsal refleksleri zayıflamış durumda. Trump’a net bir sınır çizilemiyor çünkü ittifak içinde tam bir görüş birliği yok. Doğu Avrupa ülkeleri ABD’nin sertliğinden rahatsız ama aynı zamanda onsuz da güvende hissetmiyor. Batı Avrupa ise stratejik özerklikten söz ediyor ama bedelini ödemeye hazır görünmüyor. Bu ikircikli hal, NATO’yu Trump karşısında edilgen bir aktöre dönüştürüyor.
Trump’ın asıl başarısı, NATO’yu tehdit etmek değil; onun iç çelişkilerini görünür kılmak. “ABD çekilir” söylemi belki abartılı, belki pazarlık taktiği. Ama yarattığı psikolojik etki gerçek. Güvenlik, algıyla da ilgilidir ve NATO bugün caydırıcılıktan çok kırılganlık sinyali veriyor. Bu algı, sadece Moskova ya da Pekin’de değil, Avrupa seçmeninin zihninde de yer ediyor.
Sonuçta mesele Trump’ın gelip geçici bir figür olup olmaması değil.
NATO, ABD liderliği sarsıldığında ayakta kalabilecek bir siyasi ve stratejik omurgaya sahip mi?
Eğer cevap hayırsa, bunun faturası sadece askeri risklerle sınırlı kalmaz. Avrupa’da daha fazla hükümet düşer, daha fazla lider “güvenliği yönetemediği” gerekçesiyle sandıkta cezalandırılır.
Trump, NATO’yu dağıtmayabilir. Ama mevcut haliyle bırakırsa, ittifak kendi içinden çözülmeye devam eder. Ve bu çözülmenin ilk kurbanları, Brüksel’deki bildiriler değil; Avrupa başkentlerindeki koltuklar olur.




YORUMLAR