Reşit Kemal AS – 31 Ocak 2026
Uluslararası siyasette boşluk diye bir şey yoktur; biri çekilirse diğeri mutlaka doldurur. Trump döneminde ABD’nin müttefiklerine verdiği güvenin aşınması, NATO’nun iç uyumunun sorgulanması ve “önce Amerika” refleksi, küresel sistemde ciddi bir otorite erozyonu yarattı. Peki bu kaybedilen otorite, Rusya’nın stratejik hamleleriyle bir anda İngiltere ve Avrupa Birliği’ne doğru kaydırılırsa ne olur?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Rusya, kaostan beslenen bir düzen kurucudur. Moskova’nın amacı Batı’yı tamamen yıkmak değil, onu çok başlı, uyumsuz ve kendi içinde rekabet eden bir yapıya dönüştürmektir. ABD’nin liderlik iddiasının zayıfladığı her an, Rus diplomasisi için bir manevra alanıdır. Bu noktada İngiltere ve AB’nin öne çıkarılması, Washington’ın tek merkezli rolünü törpüleyen ustaca bir satranç hamlesi olur.
İngiltere, Brexit sonrası “küresel Britanya” söylemiyle sahaya dönmeye çalışırken; AB ise stratejik özerklik arayışında. Rusya’nın bu iki aktöre dolaylı alan açması, Avrupa’yı ABD’den daha bağımsız kararlar almaya teşvik edebilir. Enerji politikaları, güvenlik mimarisi ve hatta Ukrayna gibi kriz başlıklarında “Washington ne der?” sorusu yerini “Brüksel ve Londra ne kadar ileri gider?” tartışmasına bırakır.
Güçlü Ama Yavaş, İddialı Ama Parçalı Bir Avrupa
Ancak bu tablo göründüğü kadar parlak değildir. AB’nin kronik karar alma yavaşlığı ve İngiltere’nin sınırlı askeri kapasitesi, ABD’nin bıraktığı boşluğu tam anlamıyla doldurmalarını zorlaştırır. Rusya tam da bu noktada kazanır: Güçlü ama yavaş, iddialı ama parçalı bir Avrupa. Ne tamamen bağımsız ne de tamamen Amerikan çizgisinde. Yani yönetilebilir bir belirsizlik.
Bunun küresel sonuçları ise derindir. NATO içinde liderlik tartışmaları artar, Doğu Avrupa ülkeleri kendilerini daha güvensiz hisseder, Fransa-Almanya-İngiltere ekseninde yeni gerilimler doğar. ABD ise sahada değil ama masada hala etkili olmaya çalışır; fakat artık tek söz sahibi değildir. Çok merkezli ama zayıf bir Batı, Rusya’nın uzun vadeli güvenlik doktriniyle birebir örtüşür.
Bu Otorite Devri Kalıcı mı, Yoksa Geçici Bir Dalgalanma mı?
Tarih bize şunu gösteriyor: ABD küresel liderlikten tamamen vazgeçmez, yalnızca tarz değiştirir. Ancak bu arada oluşan boşluklar, yeni alışkanlıklar ve yeni aktörler yaratır. İngiltere ve AB bu süreçte öne çıkarsa, eski düzen geri gelse bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Trump döneminde aşınan Amerikan otoritesinin Rusya eliyle Avrupa’ya “emanet” edilmesi, Batı’yı güçlendirmekten çok yeniden tanımlar. Bu yeni tanımda netlik yoktur ama yön vardır; birlik yoktur ama iddia vardır. Moskova için bu yeterlidir. Çünkü büyük güçler için en ideal rakip, güçlü olan değil; kararsız olandır.



YORUMLAR