Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Amerikan hegomanyasına hizmet eden Batı merkezli düzenin sonuna mı gelindi? Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Amerikan hegomanyasına hizmet eden Batı merkezli düzenin sonuna mı gelindi?

Brüksel merkezli önemli düşünce kuruluşlarından Brussels Signal’de, özellikle son dönemde İsrail ve ABD’nin saldırganlığının dünya düzenine etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Yılalrdır dillendirilen “kurallara dayalı uluslararası düzenin” çöküşünün artık bir kehanet değil gerçeklik olduğu tespiti yapılan analizde; Amerikan hegemonyasına hizmet eden Batı merkezli düzenin artık yerini orman kanunlarının geçerli olduğu bir döneme bırakmaya başladığı belirtildi.

Analizde ayrıca; dünyayı kaosa sürüklenen yeni dönemin etkilerine dair öngörülere ve değerlendirmelere yer verildi.

İşte Brussels Signal’de yayınlanan analiz:

Kurallara dayalı uluslararası düzenin gerileyişi ve hatta çöküşü, artık bir kehanet ya da spekülasyon olmaktan çıkıp doğrudan gözlemlenebilir bir gerçekliğe dönüşmüş durumda.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Ticaret ilişkilerinden diplomasiye, siyasetten güvenlik alanına kadar hemen her başlıkta, güçlü olanın istediğini yapmasını engelleyen “kuralların” varlığı fikri bütünüyle demode hale geldi.

“Kurallara dayalı sistemden kopuş” ifadesi, Davos’un mimarlarından olan Mark Carney tarafından bu yılki Dünya Ekonomik Forumu konuşmasında da açıkça ilan edilmişti.

Birleşmiş Milletler sistemi ve 1945 sonrası uluslararası hukuk etrafında şekillenen kurallara dayalı düzen, aslında her zaman somut bir gerçeklikten ziyade bir mit, hatta yanlış bir adlandırma olmuştur.

Nitekim Carney de aynı konuşmasında bu düzeni bir “kurgu” olarak nitelendirdi. Çünkü bu yapı esasen kurallara değil, Amerikan gücüne dayanıyordu.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Ancak aynı zamanda, tüm illüzyon ve ikiyüzlülüklere rağmen bu kavramın özellikle Batı ittifakı için işlevsel olduğu da bir gerçektir.

Kissinger düzeni ve meşruiyet

Henry Kissinger’ın “dünya düzeni” kavramsallaştırması ise farklı bir çerçeve sunar.

Kissinger bu kavramı, belirli bir dönemde uluslararası sistemde istikrar sağlayan iki temel unsurun birleşimi olarak tanımlar: güç dağılımı ve meşruiyet.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Onun düşüncesinde “güç dengesi” çoğu zaman yanlış anlaşılmış, kendisi salt Makyavelist bir güç takıntısıyla suçlanmıştır. Oysa Kissinger’ın hem akademik hem pratik dış politika yaklaşımının merkezinde istikrar yer alır.

Bu istikrar ise iki ayağa dayanır: sistem içinde gerçek bir sert güç dengesi ve “adil düzenin” ne olduğuna dair paylaşılan bir meşruiyet anlayışı. Bu çerçeve, tarihsel dönemden bağımsız olarak geçerliliğini korur. İster 17. yüzyıl Avrupa’sındaki Otuz Yıl Savaşları’na, ister Soğuk Savaş dönemine bakılsın, Kissingercı analiz modeli işlemeye devam eder.

Küreselci üçlü ve Amerikan hegemonyası

Buna karşılık kurallara dayalı uluslararası düzen fikri, esasen son seksen yıla özgüdür.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan “Küreselci Üçlü”, bu düzenin temelini oluşturmuştur. Bunlar; liberal tonlu uluslararası hukuk (özellikle insan hakları alanındaki genişleme), serbest ticaret kurallarıyla işleyen küresel ekonomi ve liberal-demokrat değerler ile davranış kodları olarak tanımlanabilir.

Kissingercı anlamda bu üçlü, ABD merkezli güç dağılımının meşruiyet ayağını temsil ediyordu.

Tüm bu nedenlerle, bugün kaybedilen şey aslında, yalnızca ABD ve müttefiklerinin Çin, Rusya ve İran karşısında stratejik alan kaybetmesi değil, aynı zamanda uluslararası sistemin meşruiyet ölçütleri de aşınmaktadır. Hukuk geri çekilmekte, ticaret kuralları zayıflamakta ve gayriresmî normlar çözülmektedir.

Güç dengesi ve normların çöküşü

Bu durum, Vestfalya sisteminden bu yana modern uluslararası ilişkiler tarihinde neredeyse emsalsizdir. 1648’den itibaren güç dengesi değişip savaşlar çıksa bile, en azından oyuncuların tanıdığı bir meşruiyet çerçevesi ve temel davranış kodları mevcuttu. “Sapkın” aktörler istisna olarak öne çıkar ve diğer güçleri dengeleyici tepkiye sevk ederdi.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Bugün ise sistemik düzeyde böyle bir durumdan söz etmek güçtür. 11 Eylül sonrası savaşlardan Libya, Suriye, Rusya’nın işgali ve İran savaşı gibi gelişmelere uzanan stratejik hatalar zinciri, Batı’nın üstünlüğünü aşındırmış ve güç dengesini ciddi biçimde değiştirmiştir. Rakip aktörler askeri kapasitelerini yeniden inşa etmiş, caydırıcılık klasik anlamda zayıflamıştır. Böylece dünya düzeninin temel sütunlarından biri çökmüştür.

Diğer sütun olan meşruiyet de büyük ölçüde, ironik biçimde ABD’nin kendi politikalarıyla aşındırılmaktadır. “Küreselci Üçlü” zaten sürdürülemez hale gelmişti.

Trump ve yükselen neo-popülist sağ, bu aşırılıkların bir sonucudur.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

İnsan hakları hukukunun kitlesel göçü teşvik eden araçlara dönüşmesi, serbest ticarete tepki ve liberal-demokrat değerlerin “woke” tartışmalarıyla aşınması bu sürecin parçalarıdır.

Kaosa sürüklenen yeni dönem

Bunun ötesinde, mevcut ABD yönetiminin bazı politikaları eski düzenin çöküşünü hızlandıran bilinçli tercihler olarak öne çıkmaktadır. İran’a yönelik hukuksuz saldırılar ve lider suikastları, Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuka yönelik açık bir küçümsemeyi yansıtmaktadır.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Bu tür adımlar kısa vadede gerekçelendirilebilir görünse bile, uzun vadede davranış sınırlarının ortadan kalkmasına yol açar ve diğer aktörlere de aynı şekilde hareket etme serbestisi tanır. Böylece “adalet” söylemi üzerinden müttefikleri ve kamuoyunu mobilize etme kapasitesi de zayıflar.

Standartların ortadan kalktığı bir sistemde ise kontrolsüz krizler kaçınılmaz hale gelir.

Müttefiklere yönelik tehditler, tarifelerin silah haline getirilmesi, kuralsız askeri müdahaleler ve diğer ülkelerin iç siyasetine açık müdahaleler, herhangi bir “düzen” kavramıyla bağdaşmaz. Bu tablo, anlaşılabilir hatta bazı durumlarda desteklenebilir gerekçelere dayansa bile, nihayetinde kaotik bir uluslararası sistemin tarifidir.

Brussels Signal: Orman kanunlarının etkin olduğu “yeni dünyayı” neler bekliyor?

Sonuç olarak, kurallara dayalı düzenin illüzyonundan çıkılırken sarkaç bu kez diğer uca savrulmuş durumdadır. Egemenlik artık kağıt üzerinde bir ilke haline gelmekte; onu koruyacak ya da ihlalini cezalandıracak bir üst mekanizma bulunmamaktadır.

Her devletin kendi başının çaresine baktığı bu yeni dönemin özeti nettir. Uluslararası sistem giderek daha hızlı bir şekilde bir “orman kanunu”na dönüşmektedir.