Kanada merkezli küresel yayın organlarından Asia Times’da, Rusya ile Çin arasında son dönemde görünür hale gelen stratejik gerilimler ve karşılıklı hamlelerin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Rusya’nın Çin ile ilişkilerini daha da derinleştirmek istediği, ancak Pekin’in Moskova’yı tam anlamıyla eşit bir ortak olarak görmediği ve stratejik ortaklığın yükümlülüklerinden kaçınan temkinli bir yaklaşım sergilediği belirtilen analizde, bu durumun iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni kırılganlıklar ürettiğine dikkat çekildi.
Analizde ayrıca; Rusya’nın Kuzey Kore ile geliştirdiği ilişkilerin Çin’de yarattığı rahatsızlık, Ukrayna savaşının Pekin-Moskova hattındaki güven sorunlarını nasıl derinleştirdiği ve enerji işbirliği ile boru hattı projelerinin taraflar açısından yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik riskler de taşıdığına dair değerlendirmeler yapıldı.
İşte Asia Times’da yayınlanan analiz:
Çin, Rusya’nın son dönemdeki bu yeni sıcaklığından ve “kıskançlık” tonları taşıyan yaklaşımından dahi rahatsız görünüyor.

Rusya’nın, Pekin’in neredeyse kendi stratejik çevresi olarak gördüğü Kuzey Kore ile son derece yakın ilişkiler geliştirmesi Asya güvenliği üzerinde doğrudan etkiler yaratıyor. Kuzey Kore’nin yeniden silahlanması, Güney Kore ve Japonya’daki askeri kapasite artışını da tetikliyor.
3 Mayıs’ta, ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihli Çin ziyareti öncesinde, Pekin’e yakın kaynaklara erişimiyle bilinen South China Morning Post dikkat çekici bir haber yayımladı. Haberde, “Çin’in, Kuzey Kore ile Rusya arasında gündeme gelen ve Pyongyang’ın askeri modernizasyonunu hızlandırabilecek nadir görülen beş yıllık savunma işbirliği planına ilişkin söylemlerden rahatsızlık duyabileceği” ifade edildi.
Bu zamanlamanın ayrıca hem ABD’ye hem de Rusya’ya verilmiş bir mesaj olabileceği değerlendiriliyor. Trump’ın Xi Jinping ile gerçekleştirdiği zirvede bu konuyu gündeme getirip getirmediği ve hangi mutabakatların sağlandığı ise belirsizliğini koruyor.
Ukrayna savaşı ve kırılan güven
Rusya’nın bugün sergilediği yakınlaşma arayışı, Çin’in bir ölçüde kendisini Rusya tarafından hayal kırıklığına uğramış hissettiği bir dönemin ardından geliyor.

Moskova, Ukrayna savaşının birkaç gün içinde sona ereceğini öngörmüş ve Pekin’e bu yönde beklenti sunmuştu. Ancak savaş dört yılı aşan bir yıpratma sürecine dönüştü.
Daha hassas olan nokta ise Rusya’nın bugünkü Çin yakınlaşmasının, Pekin’in yıllardır Moskova hakkında sahip olduğunu düşündüğü kanaatlerle çelişmesi.
Çin’in değerlendirmesine göre Rusya, uzun süre boyunca Çin ile ilişkilerini Washington karşısında bir pazarlık unsuru olarak kullandı; ABD ile ikili ilişkilerini geliştirmek adına gerektiğinde Çin kartını masaya sürdü ve fiilen Pekin’i bir değişim aracı gibi değerlendirdi.
Bu nedenle Rusya’nın bugün Çin’e yönelen sıcak mesajları, yalnızca Moskova’nın içinde bulunduğu zorlukları değil, gelecekte yaşanabilecek yeni yön değiştirme ihtimallerini de akla getiriyor olabilir.
Enerji hattı ve stratejik hesaplar
Bu güvensizlik atmosferi, iki ülke arasında planlanan yeni boru hattı projelerine ilişkin tartışmalarda da hissediliyor.

Rusya projeyi hızla ilerletmek isterken, Çin süreci ağırdan alıyor. Sorun yalnızca fiyat pazarlıkları değil; stratejik kaygılar da belirleyici olabilir.
Bugün Rusya açısından Çin’e uzanan bir can simidi gibi görünen enerji hattı, yarın Çin açısından Rusya’nın baskı aracına dönüşebilir. Moskova, Avrupa örneğinde enerji kaynaklarını siyasi baskı aracı olarak kullanma iradesini açık biçimde göstermişti.
Bugün Vladimir Putin ile yapılan bir anlaşma, yarın farklı bir siyasi bağlamda tamamen başka bir anlam taşıyabilir. Boru hatları onlarca yıl boyunca varlığını sürdürür; ancak Putin’in siyasi ömrü yıllarla, hatta belki aylarla sınırlı olabilir.
Ayrışma yok, kontrollü yakınlık var
Bütün bunlar Çin’in Rusya’dan uzaklaşacağı veya Moskova’yı terk edeceği anlamına gelmiyor.

Çin, temel düzeyde Amerika’ya güvenmiyor ve ABD liderliğindeki uluslararası düzene yapısal bir kuşkuyla yaklaşıyor. Pekin, bu düzene bütünüyle uyum sağlamak gibi bir niyet taşımıyor.
Bu nedenle Rusya’yı terk etmek istemiyor; çünkü Putin’in yenilgiye uğraması veya küçük düşürülmesi, Rusya’nın kaosa sürüklenmesi ya da Washington’un nüfuz alanına girmesi anlamına gelebilir.
Ancak Pekin’in amacı Rusya’yı daha sıkı denetim altında tutmak olabilir. Tam da Moskova’nın şikâyet ettiği unsurları sürdürerek Rusya’yı kontrol etmeyi tercih edebilir. Çin, olası bir Rus yön değişikliğini engellemek için elindeki bütün araçları kullanmak isteyecektir; çünkü böyle bir ihtimali zaten hesaba katıyor.
Gerçekte Rusya’nın bugün taraf değiştirmesi oldukça zor görünüyor. Rus ekonomisinin önemli bölümlerinin işlemesini sağlayan binlerce Çinli teknisyenin ülkede bulunduğu değerlendiriliyor. Bu desteğin ortadan kalkması Rusya’yı ciddi biçimde felç edebilir ve Batı’dan gelebilecek olası yardımların Çin katkısının yerini doldurup dolduramayacağı belirsizdir.
Üstelik Moskova, Çin’e kuşkuyla yaklaştığı ölçüde Batı’ya da güvenmiyor. Rus bakışına göre Batı, Moskova’nın yakınlaşma girişimlerine rağmen on yıllardır Rusya’ya kötü muamele etti.
Artan gerilim ve Kremlin üzerindeki baskı
Ortaya çıkan tablo, Rus savaş kapasitesini de etkileyebilecek büyüyen bir sürtüşme ve gerilim sürecine işaret ediyor.

Moskova, Çin ile ilişkilerinin eski akıcılığını kaybetmeye başladığını hissederken, Ukrayna’nın yeniden ivme kazandığını da görüyor. Bu durum Kremlin çevrelerini huzursuz edebilir.
Kremlin’in siyasi işaretlerini okuyabilen Moskova elitleri için bu gelişmeler kaygı verici olabilir. Başkentte oluşacak gerilim, Putin’in kendi karar alma süreçlerine de yansıyabilir; bu ise hata yapma ihtimalini artırarak mevcut sorunları daha da derinleştirebilir.
Rusya ile Çin’in açık bir çatışmayı göze alma lüksü bulunmuyor; özellikle de her iki ülkenin de ABD ile sorunlu ilişkileri dikkate alındığında. Ancak aynı zamanda iki tarafın, aralarındaki gerçek ya da algılanan gerilimleri ve karşılıklı rahatsızlıkları görmezden gelmesi de mümkün değil.
Bu nedenle aceleci veya saf Batılı girişimler, iki ülkeyi birbirine daha fazla yaklaştırabilir ve mevcut çatlakların büyümesini engelleyebilir. Mevcut koşullar, hızlı hamlelerden ziyade sabır gerektiren bir döneme işaret ediyor.

