ABD’nin önde gelen yayın organlarından New York Post’ta, ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ve Trump yönetiminin Tahran’a yönelik izlenmesi gereken stratejisine ilişkin bir analiz yayınlandı.
İran’ın müzakere süreçlerini yalnızca zaman kazanmak, yaptırımlardan kurtulmak ve askeri kapasitesini yeniden inşa etmek amacıyla kullandığı öne sürülen analizde, Trump yönetiminin artık diplomatik süreci sonlandırarak azami baskı politikasına geri dönmesi gerektiği savunuldu.
Analizde ayrıca, İran’ın nükleer altyapısının tamamen ortadan kaldırılması, ekonomik yaptırımların en sert şekilde yeniden uygulanması, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin askeri tedbirlerle sağlanması ve İran halkına rejimi zayıflatacak şekilde destek verilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmelere yer verildi.
İşte New York Post’da yayınlanan analiz:
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında imzalanan Mutabakat Muhtırası, üzerinden henüz yalnızca üç hafta geçmiş olmasına rağmen fiilen çöküşün eşiğine gelmiş durumda.

Rejim, kısa süre önce etkisiz hale getirilen Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney için görkemli bir cenaze töreni düzenlemekle meşgulken, İran güçleri Hürmüz Boğazı’ndan geçen üç ticari gemiye saldırı düzenledi.
Buna karşılık ABD, İran genelinde yaklaşık 100 askeri hedefi vurdu.
Bunun ardından Başkan Donald Trump, yürütülen müzakereleri “zaman kaybı” olarak nitelendirdi ve diplomatik nezaket sınırlarını tamamen bir kenara bırakarak İran yönetimini “yalancılar”, “kaçıklar”, “hasta insanlar” ve “pislikler” ifadeleriyle tanımladı.
Ve bu değerlendirmesinde haklı. Washington’daki birçok çevrenin aksine Trump, uzun zamandır İran İslam Cumhuriyeti’nin müzakereleri yalnızca rejimin ayakta kalmasını sağlayan bir araç olarak kullandığını kavramış durumda.
Rejime karşı sert politika
Trump, ilk başkanlık döneminde eski Başkan Barack Obama’nın ciddi kusurlar taşıyan nükleer anlaşmasını iptal etti, ağır yaptırımlar uyguladı ve İran’ın küresel terör ağının mimarı olan Kasım Süleymani’nin etkisiz hale getirilmesi emrini verdi.

İkinci başkanlık döneminde ise İran rejimine karşı iki kez Amerikan askeri gücünü kullandı; ilki Haziran 2025’te, ikincisi ise bu yıl gerçekleşti.
Buna rağmen Tahran, onlarca yıldır işe yarayan aynı yöntemi yeniden uygulayabileceğine inanmış görünüyordu.
Strateji oldukça basitti: Müzakere teklif etmek, zaman kazanmak, yaptırımların hafifletilmesini sağlamak, ABD ile müttefikleri arasında ayrılık oluşturmak, askeri kapasitesini yeniden inşa etmek, terör örgütü vekillerini finanse etmek, füze üretimini artırmak ve elbette uygun zamanı bekleyerek nükleer programını korumak.
Yıllar boyunca bu strateji başarılı oldu. Çünkü Batılı hükümetler diplomasinin başarıya ulaşmasını gerçekten istiyordu.

Ancak bu kez İran ciddi bir yanlış hesap yaptı. Adil olmak gerekirse, Washington’dan gelen çelişkili mesajlar da bu yanlış hesaplamada etkili olmuş olabilir.
Bir taraftan Trump yönetimi İran’a önemli yaptırım hafifletmeleri vaat ederken, diğer taraftan Tahran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde yıkıcı askeri sonuçlarla karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Bu çelişkili mesajlar, İran yönetiminin süreci bir kez daha kendi lehine manipüle edebileceğine inanmasına yol açmış görünüyor.
Yeni strateji
ABD açısından çıkarılması gereken ders açıktır: Müzakereleri bir silah gibi kullanan bir rejimle müzakere edilmemelidir.

Hedef yalnızca uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmak olmamalıdır. Bu faaliyetler, sıkı ve güvenilir denetim mekanizmalarıyla birlikte kalıcı biçimde sona erdirilmelidir. İran’ın nükleer altyapısı tamamen sökülmeli ve zenginleştirilmiş uranyum stokunun tamamı ülkeden çıkarılmalıdır.
Bunun için her alanda azami baskı politikasına geri dönülmesi gerekmektedir. İran limanlarına yönelik abluka yeniden uygulanmalıdır.
İran’ın petrol ihraç etme kapasitesi kalıcı biçimde ortadan kaldırılmalıdır. Dondurulmuş İran varlıkları serbest bırakılmamalı, rejimin yeni saldırganlık dalgalarını finanse etmesine izin verilmemelidir.
Ezici yaptırımlar hiçbir istisna ve boşluk bırakılmadan uygulanmalıdır.
Başkan, ABD ordusuna Hürmüz Boğazı’ndaki mücadeleyi kazanma talimatı vermelidir. Ayrıca Hürmüz Boğazı ve diğer kritik deniz geçiş yollarının kapanmasından zarar görebilecek ülkelerin milyarlarca dolarlık katkısıyla desteklenecek uluslararası bir deniz taşımacılığı sigorta kuruluşu oluşturulmalıdır.
Risklere rağmen gerekli
Washington ayrıca Tahran’ın Lübnan’daki Hizbullah veya Yemen’deki Husiler gibi vekil güçlerini müzakere süreçlerinde baskı aracı olarak kullanmasına da izin vermemelidir.

İran rejimi, ekonomik teşviklerin devrimci hedeflerinden vazgeçmesini sağlamadığını defalarca göstermiştir.
Elbette yeniden tırmanacak bir çatışma çeşitli riskler taşımaktadır. Petrol fiyatları yükselebilir ve siyasi takvimler daha karmaşık hale gelebilir. Ancak bunlar yönetilebilir maliyetlerdir.
Buna karşılık dünyanın önde gelen devlet destekli terör sponsoru olarak görülen bir rejimin, bir kez daha başarısızlıkla sonuçlanacak müzakereler kisvesi altında yeniden güç kazanmasına izin vermek çok daha büyük bir tehlike oluşturacaktır.
Kalıcı değişim ise ancak İran halkı tarafından gerçekleştirilebilir. İran halkı bugüne kadar baskıcı yönetime karşı olağanüstü cesaret sergilemiştir.

Trump, Amerikan istihbarat teşkilatına İran halkına azami desteği sağlayacak ve rejimi felç etmeyi hedefleyen kapsamlı bir plan hazırlanması talimatını vermelidir.
Trump, İran İslam Cumhuriyeti’nin diplomasiyi zaman kazanma, aldatma ve nihayetinde rejimin varlığını sürdürme stratejisinin bir parçası olarak kullandığını fark etmiş durumdadır. Bundan sonra yapılacak en büyük hata ise Tahran’a bunu bir kez daha kanıtlama fırsatı vermek olacaktır.

