Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The National Interest: Türkiye’nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Türkiye; güvenlik, diplomasi ve savunma sanayii kapasitesi ile yükselen bir güç haline geldi. Türkiye’nin yükselen statüsünü görmezden gelmek neden imkansız?

Türkiye; güvenlik, diplomasi ve savunma sanayii kapasitesi ile yükselen bir

ABD’nin önde gelen yayın organlarından The National Interest’de, Türkiye’nin İran savaşı sonrasında vazgeçilmez birgüç haline geldiğine ve Washington’un Ankara’ya yönelik yaklaşımını neden değiştirmek zorunda olduğuna ilişkin dikkat çekici bir analiz yayımlandı.

Analizde, İran savaşının bölgesel güç dengelerini köklü biçimde değiştirdiği, İran’ın zayıflamasıyla oluşan stratejik boşluğu ABD’nin tek başına dolduramayacağı, bu nedenle Türkiye’nin güvenlik, diplomasi ve savunma sanayii alanlarındaki kapasitesi sayesinde yeni dönemin en önemli dengeleyici aktörü olarak öne çıktığı değerlendirmesi yapıldı.

Analizde ayrıca; Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle gelişen savunma sanayii iş birliğinin bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirebileceği, Gazze politikası nedeniyle Arap kamuoyundaki etkisini artırdığı ve ABD’nin artık Ankara’yı sorunlu bir müttefik olarak değil, iş birliği zorunlu olan özerk bir bölgesel güç olarak görmek zorunda kalacağı yönündeki tespitlere yer verildi.

İşte The National Interest’de yayınlanan analiz:

Türkiye’nin Orta Doğu’da yükselişe geçmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara’yı sorun çıkaran bir devlet gibi değerlendirmeden önce iki kez düşünmesini gerektiriyor.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Özellikle İran Savaşı, caydırıcılığa ilişkin yerleşik kabulleri sarstı, Körfez ülkelerinin kırılganlığını ortaya koydu, İsrail’in hem bölgesel hem de küresel ölçekte yalnızlaşmasını derinleştirdi ve Amerikan gücünün sınırlarını gözler önüne serdi.

Bu gelişmelerin tamamı, Türkiye’nin yükselen statüsünü görmezden gelmeyi imkansız hale getirdi.

Türkiye’nin benzersiz jeopolitik konumu

Türkiye’nin merkezî rolü tek bir unsura dayanmıyor. Türkiye yalnızca bir NATO üyesi, yalnızca Müslüman nüfus çoğunluğuna sahip bir ülke, yalnızca bölgesel bir askerî güç ya da yalnızca güçlü bir lider tarafından yönetilen iddialı bir devlet değildir. Onu önemli kılan, tüm bu özelliklerin aynı anda bir araya gelmesidir.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasında bulunuyor. NATO üyesi olmasına rağmen bölgede Batı’nın basit bir uzantısı olarak algılanmıyor.

Müslüman dünyasıyla derin bağlara sahip olsa da İran’ın devrimci ekseninin bir parçası değil.

Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail politikalarına karşı çıkarken, İsrail devletiyle de işleyen bir ilişkiyi sürdürüyor. ABD açısından zor bir müttefik olsa da vazgeçilmez bir ortak olmayı sürdürüyor.

İran’daki savaş bu zorunluluğu daha da belirgin hale getirdi. İran’ın bölgesel düzene meydan okuyan başlıca aktör olma kapasitesi önemli ölçüde zayıfladı. Müttefikleri ve vekil güçleri ağır darbeler aldı. Ancak İran’ın zayıflaması otomatik olarak istikrar üretmiyor. Tam tersine, yeni bir güç boşluğu yaratıyor.

İsrail bu boşluğu dolduramaz. Çünkü Gazze’deki uygulamaları, Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini genişletmesi ve bölge genelinde sınır ötesi askerî güç kullanımını sürekli hale getirmesi, Arap kamuoyunda ciddi tepki doğururken, dost Arap yönetimleri açısından da İsrail’le yakın durmayı giderek daha zor hale getiriyor.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

ABD ise bu boşluğu tek başına doldurabilecek durumda değil.

Washington’un bölge politikası tutarsız, İsrail’e aşırı derecede bağımlı ve uzun vadeli güvenlik garantörü olarak güven vermeyen bir çizgide görülüyor. Körfez ülkeleri büyük mali kaynaklara sahip olsalar da bölgenin stratejik omurgasını oluşturabilecek askerî-sanayi kapasitesi ve demografik derinlikten yoksun bulunuyor.

Güç boşluğunu doldurabilecek aktör

Bu oluşan stratejik boşlukta hareket etmeye en uygun güç Türkiye olarak öne çıkıyor.

Ankara’nın İran’ın ideolojik mirasçısı olma gibi bir hedefi bulunmuyor. Aynı şekilde Arap dünyasına hükmetme kapasitesine de sahip değil. Ancak çok daha gerçekçi ve faydalı bir rol üstlenebilir: dengeleyici güç, güvenlik ortağı, diplomatik arabulucu ve hem İran’ın militan söyleminin hem de Arap ülkelerinin Washington’a bağımlılığının inandırıcılığını yitirdiği bir dönemde Müslüman siyasi iradesinin sembolü olabilir.

Körfez ile yeni yakınlaşma

Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.

Yaklaşık on yıl önce Ankara; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ile ciddi görüş ayrılıkları yaşıyordu.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Arap Baharı tarafları birbirinden uzaklaştırmıştı. Türkiye, özellikle Müslüman Kardeşler’e yakın siyasi hareketleri halk iradesinin meşru temsilcileri olarak görürken; Suudi Arabistan ve BAE bunları rejim güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendiriyordu.

Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi Ankara-Riyad ilişkilerindeki krizi daha da derinleştirmişti. Libya, Katar ve ideolojik rekabet nedeniyle Abu Dabi ile ilişkiler de ciddi biçimde gerilmişti.

Ancak bu dönem büyük ölçüde sona erdi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE daha pragmatik bir bölgesel siyasete yöneldi. Ankara ekonomisini istikrara kavuşturmak, altyapı yatırımlarını finanse etmek ve sanayi hedeflerini desteklemek için Körfez sermayesine ihtiyaç duyuyor. Körfez monarşileri ise ABD dışında yeni ortaklar arıyor.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Çünkü yaşanan krizler Amerikan güvenlik şemsiyesinin sınırlarını ortaya koydu.

Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 programı teknoloji ortaklıkları, savunma sanayii ve istikrarlı dış çevre gerektiriyor. BAE ticaret, lojistik ve güvenlik ortaklıkları üzerinden nüfuzunu artırmayı hedefliyor. Katar ise uzun süredir Türkiye ile yakın ilişkilerini koruyor ve Ankara ile Arap dünyasının bazı kesimleri arasında köprü işlevi görüyor.

Ortaya çıkan tablo klasik anlamda bir ittifak değil; çıkarların örtüştüğü geniş bir iş birliği ağıdır.

Savunma sanayi ve güvenlik mimarisi

Bu dönüşümün en önemli boyutunu savunma alanı oluşturuyor.

Türkiye’nin savunma sanayii artık dış politikanın temel araçlarından biri haline geldi. Özellikle Baykar tarafından geliştirilen Türk insansız hava araçları birçok çatışmada gösterdikleri performans sayesinde küresel ölçekte dikkat çekti.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Ancak hikaye yalnızca İHA’lardan ibaret değil.

Türkiye; zırhlı araçlar, deniz platformları, füze sistemleri, elektronik harp kabiliyetleri, hava savunma sistemleri ve kendi millî savaş uçağı projesini de geliştiriyor.

İran’ın füze ve İHA kapasitesinden endişe duyan Körfez ülkeleri açısından Türk teknolojisi, Amerikan sistemlerinin her zaman sunamadığı bazı avantajlar sağlıyor: hızlı tedarik, ortak üretim, siyasi esneklik ve yerel üretim imkânı.

Bu durum önem taşıyor. Çünkü Körfez’in güvenlik anlayışı değişiyor.

Uzun yıllar boyunca Suudi Arabistan ve komşuları güvenliklerinin nihai garantörü olarak ABD’ye güvendi. Bu güven tamamen ortadan kalkmış değil ancak artık tek başına yeterli görülmüyor.

2019 yılında Suudi petrol tesislerine düzenlenen saldırılar, Husilerin füze ve İHA kampanyaları ile son İran savaşının etkileri; petrol zenginliği ve ABD ortaklığının mutlak güvenlik sağlamadığını gösterdi.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Bu nedenle Körfez ülkeleri güvenlik ilişkilerini çeşitlendiriyor.

Çin önemli bir ekonomik ortak olsa da güvenilir bir askerî garantör değil. Rusya zayıflamış ve güven kaybetmiş durumda. Pakistan askerî açıdan belirli bir öneme sahip olsa da teknolojik kapasitesi sınırlı.

Türkiye ise askerî güç, siyasi irade, İslam dünyasındaki meşruiyet ve NATO tecrübesini aynı anda sunabilen nadir ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin Körfez’de ABD’nin yerini tamamen alacağı düşünülmemeli. Amerikan deniz, hava ve istihbarat kapasitesi hâlâ rakipsizdir. Ancak Türkiye ikinci düzey bir güvenlik garantörü ve bazı alanlarda siyasi açıdan daha kabul edilebilir bir ortak haline gelebilir.

İHA ve hava savunma sistemlerinde ortak üretim, Türk askerî eğitim faaliyetleri, Kızıldeniz ve Körfez’de deniz iş birliği ile devlet dışı tehditlere karşı istihbarat koordinasyonu Ankara’yı zaman içinde Körfez güvenliğinin temel sütunlarından biri haline getirebilir. Bu da Türkiye’nin bölgesel diplomasideki etkisini artıracaktır.

Gazze sonrası bölgesel denklem

Türkiye’nin İsrail politikalarına yönelik eleştirileri Arap kamuoyundaki konumunu da güçlendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze savaşı konusunda İsrail’e yönelik sert açıklamaları, Batı’nın çifte standartlarını eleştirmesi ve Filistin haklarına yaptığı güçlü vurgu Müslüman dünyasında geniş karşılık buldu.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Arap hükümetleri aynı üslubu kullanmasa da kamuoyunun hassasiyetlerini görmezden gelemiyor. Gazze savaşı İsrail ile normalleşmeyi siyasi açıdan maliyetli hale getirdi.

İbrahim Anlaşmaları resmî olarak yürürlükte olsa da İsrail merkezli ekonomik ve teknolojik entegrasyon vizyonu ağır darbe aldı. Gazze’nin yıkımı ve Batı Şeria’da İsrail kontrolünün daha da derinleşmesi, Arap liderlerinin Filistin halkının acılarına kayıtsız görünmeden İsrail’i açık biçimde desteklemelerini zorlaştırdı.

Bu çelişkiden en fazla yararlanan ülkelerden biri Türkiye oldu.

Ankara birçok Arap hükümetinin özel görüşmelerde dile getirdiği eleştirileri kamuoyu önünde açıkça ifade edebiliyor. Bu durum Türkiye’ye, bir dönem “direniş” söylemi üzerinden İran’ın tekeline aldığı yumuşak güç alanında önemli avantaj sağlıyor.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

Ancak Türkiye’nin en büyük farkı İran olmamasıdır.

Sünni Arap yönetimlerini varoluşsal düzeyde tehdit etmiyor. Arap coğrafyasında mezhep temelli milis ağları yönetmiyor. Devrim ihraç etmeyi amaçlamıyor.

Bu nedenle ekonomik iş birliği ve savunma ortaklıklarıyla desteklenen Türkiye’nin İsrail eleştirileri Arap hükümetleri açısından çok daha kabul edilebilir görülüyor.

NATO ve çok yönlü dış politika

Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, Türkiye’nin ikili kimliğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye bir yandan Batı ittifakına ev sahipliği yaparken diğer yandan Batı’nın niyetlerine giderek daha kuşkuyla yaklaşan Orta Doğu’daki rolünü genişletiyor.

The National Interest: Türkiye'nin yükselen statüsünü görmezden gelmek imkansız!

NATO açısından Türkiye; coğrafi konumu, askerî kapasitesi ve kritik bölgelere erişimi nedeniyle vazgeçilmezdir.

Karadeniz, Ukrayna, Kafkasya, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun tamamı Türkiye’nin stratejik çıkarlarıyla doğrudan kesişiyor.

ABD ve Avrupa zaman zaman Ankara’nın bağımsız çizgisinden rahatsızlık duysa da Türkiye’yi görmezden gelmeleri mümkün değil.

Bu durum Türkiye’ye önemli bir pazarlık gücü sağlıyor.

Ankara NATO üyeliğini savunma tedariki, yaptırımlar, Suriye politikası ve bölgesel çıkarlarının tanınması konusunda taviz elde etmek için kullanabilir.

Orta Doğu’daki rolü sayesinde Batı’ya Müslüman dünyasına açılan bir köprü olduğunu gösterebilir.

Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ilişkileri ise ekonomik ve askerî özerkliğini güçlendirmek amacıyla değerlendirebilir.