Suudi Arabistan merkezli yayın organlarından Arab News’de, İsrail’in son dönemde Türkiye’ye yönelik izlediği çok yönlü kasıtlı baskı stratejisinin ve bunun bölgesel yansımalarının ele alındığı bir analiz yayınlandı.
İsrail’in Doğu Akdeniz’den Afrika Boynuzu’na, Suriye’den Güney Kafkasya’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin haklı çıkarlarını hedef alan eş zamanlı hamleler yürüttüğünün belirtildiği analizde, Tel Aviv’in sözde Kürt kartı, Somaliland’ı tanıma kararı ve 1915 olaylarına ilişkin son adımlarının aynı stratejinin parçaları olduğu ifade edildi.
Analizde ayrıca, İsrail’in bu girişimlerinin beklenen sonuçları üretediği, Türkiye’nin güçlenen diplomatik ilişkileri sayesinde İsrail’in manevra alanını daralttığı, Güney Kafkasya’da ise Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın bölgesel istikrar konusunda giderek daha fazla ortak bir zeminde buluştuğuna yönelik değerlendirmelere yer verildi.
İşte Arab News’de yayınlanan analiz:
İsrail, Türkiye üzerinde baskı kurmak amacıyla aynı anda tüm kozlarını devreye sokuyor gibi görünüyor.

Doğu Akdeniz’den Levant’a, Afrika Boynuzu’ndan Güney Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin çıkarlarına meydan okuyan çok katmanlı bir strateji izleniyor.
İsrail hükümeti son olaraki onlarca yıllık politikasının aksine 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıma kararı aldı.
Kabinedeki oylama, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar tarafından gündeme getirild ve Sa’ar, göreve geldiği ilk konuşmasında da Türkiye’ye baskı kurmak amacıyla İsrail’in Kürtlerle yakınlaşması gerektiğini savunmuştu.
Ona göre Türkiye bugün, Tel Aviv yönetimi tarafından Türkiye’nin ulusal güvenlik tehdidi olarak algıladığı sözde Kürt grupların “doğal müttefik” olarak değerlendiriyor.
Sözde “Kürt kartının” sınırları
Ancak İsrail’in Kürt kartını oynama girişimi hem Suriye’de hem de İran’da beklenen sonucu vermedi. İsrail’in Kürtlere yönelik yaklaşımı ilkesel değil, taktiksel çıkarlar üzerine kuruluydu.

Bu nedenle Suriye’deki Kürt aktörler İsrail’in bölgesel gündemine eklemlenmek yerine Şam’daki merkezi yönetimle anlaşma yolunu seçti. İran’daki Kürt gruplar ise ABD ve İsrail’in Tahran yönetimine karşı yürüttüğü savaşta yer almaktan kaçındı.
Afrika Boynuzu hamlesi
Orta Doğu’daki “Kürt” stratejisinin başarısızlığının ardından İsrail, odağını Afrika Boynuzu’na çevirdi ve Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı aldı. Böylece Somaliland’ı tanıyan ilk ülke oldu. Tel Aviv bu adımı, İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki ilişkileri normalleştiren Abraham Anlaşmaları’nın ruhuna uygun olarak tanımladı.

Ancak karar bölgede güçlü bir tepkiyle karşılandı. Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok bölgesel aktör, İsrail’in bu hamlesinin Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan dengeleri daha da istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulundu.
İsrail’in Somaliland kararının ardından Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un Türkiye’ye gelmesi, Mogadişu’nun İsrail’in oyun planına dahil olmayacağı yönünde açık bir mesaj olarak değerlendirildi. Benzer şekilde, İsrail’in 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımasının ardından Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, bu adıma karşılık vermeye gerek görmediğini belirterek konunun “siyasileştirilmesinden” kaçınmanın Erivan’ın çıkarına olduğunu vurguladı.
Güney Kafkasya’da normalleşme
Güney Kafkasya’da barışı zayıflatmayı hedefleyen her türlü politikanın başarısızlığa uğrama ihtimali yüksek görünüyor. Çünkü Türkiye, Ermenistan ve hatta Azerbaycan, onlarca yıl süren gergin ilişkilerin ardından artık bölgesel istikrar ihtiyacı konusunda büyük ölçüde aynı çizgide bulunuyor.

2021’den bu yana Türkiye ile Ermenistan arasında bir normalleşme süreci yürütülüyor. İkili ilişkiler son yılların en olumlu dönemini yaşıyor. Paşinyan 2023’te Türkiye’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birden fazla kez görüştü.
Bu süreci zorlaştırmaya çalışan aktörlerin ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak İsrail’in aldığı kararın şimdiye kadar kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirmesi beklenmiyor. Daha önemlisi, Tel Aviv’in değişen bölgesel dinamikleri doğru okuyamadığı görülüyor. İsrail giderek artan bir bölgesel yalnızlaşmayla karşı karşıya kalırken, yakın müttefiki Azerbaycan dahi söz konusu karara karşı çıkarak bunu “tarihi gerçeklerin çarpıtılması” olarak nitelendirdi.
Bakü, Gazze savaşı öncesinde Türkiye ile İsrail arasında uzlaşma zemini oluşturulması için çaba göstermişti. Ayrıca Azerbaycan geçen yıl Ermenistan ile barış anlaşması metni üzerinde mutabakata vararak Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki ilerlemeye katkı sağladı.
Tel Aviv’in yanlış okuması
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı da 2024 yılında yaptığı açıklamada, Türkiye ile normalleşme sürecinin bir parçası olarak 1915 olaylarının uluslararası düzeyde “soykırım” olarak tanınmasının artık dış politikada öncelikli bir hedef olmadığını ifade etti.

Bu çerçevede İsrail, zaten kırılgan olan bir bölgeyi daha da istikrarsızlaştırma riski taşıyan son derece tartışmalı bir politika izliyor. Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan, Tel Aviv’in niyetlerini net biçimde görüyor ve Güney Kafkasya’nın İsrail’in jeopolitik satranç tahtasına dönüşmesini engellemek için ortak bir tutum sergiliyor.
1915 meselesinin araçsallaştırılması
ABD’deki İsrail yanlısı lobiler, geçmişte Türkiye-Ermenistan ve Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilim dönemlerinde çoğu zaman Türk çıkarlarını destekleyen bir çizgi izlemişti.
Bu çevreler, Beyaz Saray üzerinde etkili olarak ve Kongre üyelerine baskı yaparak 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıyacak girişimlerin ilerlemesini engellemeye çalışmıştı. Ancak Kongre 2019 yılında bu yönde karar aldı.

İsrail’in bugün sergilediği tutum değişikliği, 1915 olaylarına yaklaşımının ideolojik değil, Türkiye ile ilişkilerinin seyrine bağlı olduğunu gösteriyor. Türkiye karşıtı iki partili bir söylem benimseyen İsrailli yetkililer, bu meseleyi artık Güney Kafkasya’daki üçlü sürece karşı doğrudan bir araç olarak kullanıyor gibi görünüyor.
Bu durumu yalnızca Ermeniler ve Türkler değil, İsrail’deki birçok kişi de görüyor. Tel Aviv yönetiminin Türkiye’den intikam almak amacıyla tarihi çarpıtmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler İsrail kamuoyunda da dile getiriliyor. İsrail’in geçmişte tarihi ve bölgesel gelişmeleri yanlış okuyarak çoğu zaman yanlış tarafta konumlanmış olması bu nedenle şaşırtıcı bulunmuyor.
Yapısal rekabet ve yeni bölgesel mantık
Türkiye ile İsrail arasında süregelen rekabet, her iki ülkenin şekillendirmek istediği bölgesel düzenle yakından bağlantılı. Bu rekabet artık Afrika Boynuzu’ndan Levant’a ve Güney Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada dinamikleri etkileyen yapısal bir kısıta dönüşmüş durumda.

Türkiye’nin İsrail kaynaklı baskı girişimlerine verdiği tepkiler genel olarak temkinli ve ölçülü oldu. Ankara, son yıllarda güçlendirdiği bölgesel ilişkiler sayesinde İsrail’in manevra alanını daraltırken, Tel Aviv’i de Türkiye’nin etkisini dengelemek amacıyla aynı anda birçok düğmeye basmaya yöneltiyor.
Bununla birlikte İsrail’in bu girişimlerinin önemli bölümü hâlâ taktiksel nitelik taşıyor ve beklenen sonuçları üretmiş değil. Bölge devletleri giderek daha fazla parçalanmaya karşı direnç gösteriyor. Ortaya çıkan bu yeni bölgesel mantık, mevcut dönemin belirleyici özelliklerinden biri haline geliyor ve İsrail’in henüz tam anlamıyla kavrayamadığı temel dönüşüm de tam olarak burada yatıyor.
