ABD merkezli önemli yayın organlarından Eurasia Review’de, Avrupa’nın hız kazanan yeniden silahlanma sürecinin ekonomik sonuçlarının ele alındığı dikkat çekici bir analiz yayımlandı.
Avrupa Birliği ve NATO ülkelerinin savunma harcamalarını tarihi seviyelere çıkarırken bunu ekonomik büyüme, istihdam ve inovasyon söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştığına dikkat çekilen analizde, askeri harcamaların ekonomik getirilerinin sivil yatırımlara kıyasla daha düşük olduğuna ilişkin onlarca yıllık akademik literatür ve güncel ekonomik verilerin bu söylemle çeliştiği vurgulandı.
Analizde ayrıca; Avrupa’nın savaş ekonomisine doğru ilerlerken bu dönüşümün fırsat maliyetleri, uzun vadeli ekonomik etkileri ve toplumsal sonuçlarına ilişkin kapsamlı analizlerin yapılmadığı, bu durumun ise Avrupa’nın geleceğine yönelik önemli soru işaretleri doğurduğuna yönelik değerlendirmelere yer verildi.
İşte Eurasia Review’de yayınlanan analiz:
Avrupalı liderler artık Avrupa ekonomisini bir savaş ekonomisine dönüştürmekten açıkça söz ediyor ve bu bir metafor değil.

Bu, hükümetlerin, AB komiserlerinin ve NATO yetkililerinin ilan edilmiş hedefidir. Danimarka’nın DIIS kurumu açıkça Avrupa’nın “bir savaş zamanı ekonomisine hazırlanması gerektiğini” yazıyor ve benzer ifadeler Paris, Berlin, Varşova, Helsinki ve Brüksel’den yapılan konuşmalarda da yer alıyor.
Siyasi söylem net, yeniden silahlanma yalnızca güvenlik için gerekli değil, aynı zamanda istihdam, inovasyon ve ekonomik büyüme açısından da faydalı olarak sunuluyor.
Ancak konu jeopolitik değil de ekonomi perspektifinden incelendiğinde, bu söylem anında çökmektedir.
Barış ekonomisinin ortaya koyduğu gerçekler
Elli yılı aşkın süredir Seymour Melman, Emile Benoit, Mary Kaldor ve Lloyd J. Dumas gibi barış ekonomisi araştırmacıları, askeri harcamaların sivil yatırımlara kıyasla çok daha düşük ekonomik getiri sağladığını ortaya koydu. Bu çalışmalar, silah üretiminin yapısal olarak düşük istihdam yaratan, düşük tüketim üreten ve ekonomik çarpan etkisi sınırlı bir sektör olduğunu gösterdi.

Sağlık, eğitim, altyapı, kültür veya yeşil dönüşüme harcanan her bir avro; silah üretimine harcanan aynı miktardaki kaynağa kıyasla daha fazla istihdam, daha yüksek gelir ve daha güçlü iç talep oluşturuyor. Bu bulgular iktisat dünyasında tartışmalı değildi; yalnızca siyasetçiler açısından rahatsız edici sonuçlar doğuruyordu.
Yarım yüzyıl sonra ampirik tablo çok daha nettir. Savunma harcamalarına ilişkin en kapsamlı güncel analizler artık savunma bakanlıklarından veya güvenlik düşünce kuruluşlarından değil, merkez bankaları ile ticari bankalardan gelmektedir. Avrupa Merkez Bankası, savunma harcamalarının “kısa vadede üretim üzerinde sınırlı etkiler yarattığını” ve yüksek ithalat bağımlılığı nedeniyle yurt içi ekonomik etkinin zayıfladığını vurgulamaktadır.
IMF ise askeri harcamaların yalnızca oldukça dar koşullar altında ekonomik faaliyeti canlandırabildiğini, buna karşın sivil sektör yatırımlarının bu koşulları çok daha kolay sağladığını belirtmektedir. Nordea, SEB ve Danske Bank gibi İskandinav bankaları da aynı sonuca ulaşmaktadır.
Savunma harcamaları sermaye yoğun, ithalata bağımlı ve büyük şirketlerin hakimiyetindeki bir yapıya sahiptir; dolayısıyla ekonominin geneline yayılan etkileri sınırlıdır.
Başka bir ifadeyle ekonomik hüküm değişmemiştir. Sivil yatırımlar, askeri harcamalara kıyasla her zaman daha yüksek ekonomik performans üretmektedir.
Tarihin en büyük kaynak aktarımı
Buna rağmen Avrupa, 1945’ten bu yana en büyük yeniden silahlanma sürecini yürütmektedir. Savunma bütçeleri asgari yüzde 2 GSYH seviyesine çıkarılıyor; 2028 itibarıyla yüzde 3, 2030 itibarıyla yüzde 3,5 ve NATO’nun yeni uzun vadeli hedefi doğrultusunda 2035 yılında yüzde 5 seviyesine ulaşması öngörülüyor.

Bu, modern Avrupa tarihinde kamu kaynaklarının en büyük yeniden tahsislerinden biridir.
Buna rağmen bunun ekonomik sonuçlarına ilişkin ciddi bir tartışma yürütülmemektedir. Fırsat maliyetleri konuşulmuyor, uzun vadeli verimlilik kayıpları modellenmiyor, refah üzerindeki etkiler değerlendirilmiyor ve bu dönüşümden kimlerin kazanç sağladığı, faturayı ise kimlerin ödediği analiz edilmiyor.
Dikkat çeken sessizlik
Bu sessizlik dikkat çekicidir. Avrupa genelinde hiçbir büyük araştırma enstitüsü askeri ve sivil harcamaların ekonomik çarpan etkilerini karşılaştıran kapsamlı bir çalışma yayımlamamıştır. İsveç’teki FOI, Danimarka’daki DIIS, Norveç’teki NUPI veya FFI bunu yapmamıştır.

Oslo’daki PRIO, uzun barış araştırmaları geleneğine rağmen böyle bir analiz üretmemiştir. Stockholm merkezli SIPRI, savunma sanayii üzerine küresel itibara sahip olmasına rağmen bu soruya eğilmemiştir.
Berlin’deki DIW, Münih’teki Ifo Enstitüsü veya Kiel Enstitüsü de aynı şekilde sessiz kalmıştır. Fransa Stratégie, CEPII, Brüksel’deki Bruegel, Hollanda’daki CPB, Birleşik Krallık’taki Chatham House ve İtalya’daki IAI de bu konuda herhangi bir çalışma ortaya koymamıştır. Avrupa Komisyonu, Avrupa Savunma Ajansı, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa Sayıştayı dahi askeri harcamaların ekonomik açıdan sivil yatırımlardan daha verimsiz olup olmadığını incelememiştir.
Avrupa tehdit değerlendirmeleri, kabiliyet yol haritaları ve jeopolitik söylemler üretmektedir; ancak son onlarca yılın en büyük kamu harcaması dönüşümünü haklı çıkaracak temel ekonomik analizleri üretmemektedir. Bu eksiklik tesadüfi değil, yapısaldır.
Silah sanayiinin ekonomik yapısı
Silah üretimindeki piyasa yapısı ekonomik tabloyu daha da olumsuz hale getirmektedir. Savunma sanayii fiilen tekel niteliğinde işlemekte ve devlet tek alıcı konumunda bulunmaktadır.

C’est pourquoi, du 1er decembre 2024 au 30 mars 2025, la France deploie 4 Rafale de l’armee de l’Air et de l’Espace et l’Italie engage elle aussi 4 Typhoon, sur la base aerienne de iauliai, en Lituanie. Depart des Rafale pour un entrainement en vol. Decollage des Rafale.
Bu yapı fiyat rekabeti ve tüketici tercihi gibi normal piyasa mekanizmalarını ortadan kaldırmaktadır. Üreticiler, bir proje başladıktan sonra hükümetlerin geri adım atamayacağını bildikleri için maliyet aşımları olağan hale gelmektedir.
F-35 programı, Eurofighter, Patriot hava savunma sistemi ve son yıllarda inşa edilen neredeyse tüm savaş gemileri, başlangıçta öngörülen maliyetlerin kat kat üzerine çıkmıştır. Ekonomik açıdan bakıldığında silah piyasası, şişirilmiş fiyatlar ve verimsiz üretim oluşturacak şekilde tasarlanmış bir yapıya sahiptir ve bunun bedelini vergi mükellefleri ödemektedir.
Unutulan dönüşüm tartışması
Daha da dikkat çekici olan ise sanayi dönüşümüne ilişkin unutulan geçmiş deneyimlerdir.

1980’lerde, İsveçli Inga Thorsson liderliğinde yürütülen büyük bir Birleşmiş Milletler projesi de dahil olmak üzere çok sayıda kapsamlı çalışma, askeri sanayinin sivil üretime dönüştürülmesinin çok daha yüksek ekonomik ve sosyal getiriler sağlayabileceğini ortaya koymuştur. Bu dönüşüm teknik olarak mümkündü ve ekonomik açıdan da rasyoneldi.
Bugün ise Avrupa tam tersini yapmaktadır: Sivil üretim kapasitesi askeri üretime dönüştürülmektedir. Buna rağmen hiçbir hükümet, hiçbir Avrupa Birliği kurumu ve hiçbir ekonomi araştırma merkezi bu tersine dönüşümün nasıl gerçekleştirileceğini veya maliyetinin ne olacağını incelememiştir.
Cevap bekleyen temel soru
Avrupa, ekonomik sonuçlarını analiz etmeden bir savaş ekonomisine doğru sürüklenmektedir. Siyasetin militarizasyon konusundaki iradesi güçlüdür; ancak militarizasyonun ekonomik analizi ortada yok.

Dolayısıyla tartışmayı şekillendiren temel soruya yeniden dönüyoruz: Avrupa’nın liderleri gerçekten bilgisiz mi, yoksa kamuoyunu bilinçli olarak mı yanıltıyor? Askeri harcamaların ekonomik sonuçlarını gerçekten bilmiyorlar mı, yoksa bunu çok iyi bilmelerine rağmen vatandaşlarını, vergi mükelleflerini ve seçmenlerini bilinçli şekilde yanlış mı yönlendiriyorlar?
Her iki ihtimal de son derece rahatsız edicidir. Ancak bunlardan biri doğru olmak zorunda.
