Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The Telegraph: Trump Küba’ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Raul Castro hamlesi, artan baskı stratejisi ve askeri müdahale senaryoları. Trump, Küba’ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Raul Castro hamlesi, artan baskı stratejisi ve askeri müdahale senaryoları.

İngiltere merkezli önemli yayın organlarından The Telegraph’ta, ABD’nin Küba’ya yönelik son yargısal ve askeri baskı hamlelerinin olası sonuçlarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Raul Castro’ya yönelik iddianamenin, yalnızca geçmişe dönük bir hesaplaşma değil, aynı zamanda Washington’un Havana üzerindeki baskı politikasında yeni bir aşamayı temsil ettiğine dikkat çekilen analizde, ABD’nin Küba ile ilişkilerinde askeri olmayan araçlardan zorlayıcı bir baskı mimarisine geçiş yaptığı tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; iddianamenin, ekonomik yaptırımlar, istihbarat faaliyetleri ve siyasi izolasyon adımlarıyla desteklenen çok katmanlı bir stratejinin parçası olabileceğine ve bu sürecin nihai olarak ABD’nin Küba’ya yönelik daha sert seçenekleri gündeme alma ihtimalini tamamen dışlamadığına dair değerlendirmelere ve öngörülere yer verildi.

İşte The Telegraph’da yayınlanan analiz:

Raul Castro, bugün 94 yaşında, fiziksel olarak oldukça zayıflamış ve devrim yılları geride kalmış bir isim olabilir. Ancak ABD hükümetine göre Castro artık çeşitli suçlamalarla aranan bir firari konumunda bulunuyor.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

İddianameye göre Fidel Castro’nun kardeşi olan ve 1959’da ABD destekli diktatörlüğü devirerek Küba’yı ABD kıyılarının yaklaşık 90 mil açığında komünist bir devlete dönüştüren Raúl Castro, 1996 yılında Kübalı sürgün örgütü Brothers to the Rescue’a ait iki sivil uçağın Küba hava kuvvetleri tarafından düşürülmesi emrini verdi.

Söz konusu saldırıda üçü ABD vatandaşı olmak üzere dört kişi hayatını kaybetti. Olay aynı zamanda o dönemde sınırlı da olsa gelişmeye başlayan ABD-Küba ilişkilerini tamamen dondurdu.

Washington’un tepkisi sert oldu. ABD Kongresi, bu saldırıyı açık bir saldırganlık eylemi olarak değerlendirerek 1960’tan beri uygulanan Küba ambargosunu yasal güvence altına aldı ve Beyaz Saray’ın ambargoyu tek taraflı şekilde kaldırmasını ya da hafifletmesini imkansız hale getirdi. Bu yasa bugün hâlâ yürürlükte bulunuyor.

Sembolik hamlenin ötesindeki mesaj

Tek başına değerlendirildiğinde Castro hakkındaki iddianame sembolik bir anlam taşıyor. Castro ailesi hâlâ Küba’daki en güçlü siyasi yapı olmayı sürdürüyor. Bu nedenle Havana yönetiminin, 1959 Devrimi’nin merkezindeki bir ismi ABD’ye teslim etmesi son derece düşük bir ihtimal olarak görülüyor.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Dolayısıyla herhangi bir iade süreci beklenmiyor ve olası bir yargılamada Raul Castro’nun Miami’de sanık sandalyesine oturması da gerçekçi görünmüyor.

Asıl önemli olan nokta ise bu iddianamenin Trump yönetiminin gelecekte izleyeceği Küba politikasına dair verdiği mesajlar. Bu konuda hâlâ çok sayıda soru işareti bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi isimler Küba için “yeni bir dönemin” yakın olduğunu savunsa da son altmış yılda benzer beklentilere giren birçok ABD’li siyasetçi, komünist rejimin düşünüldüğünden çok daha dayanıklı olduğunu tecrübe etti.

Trump’ın nihai hedefi oldukça açık görünüyor: Küba yönetiminin ABD taleplerine boyun eğmesi, ekonominin özelleştirilmesi ve rejimin zamanla etkisiz hale gelmesi.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Ancak bu hedeflerin gerçekçi olduğu varsayılsa bile Castro ailesinin önemli bir ismini suçlamak, bu süreci gerçekten hızlandırır mı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Florida faktörü ve iç siyaset boyutu

İlk ihtimallerden biri, Castro hakkındaki suçlamaların Florida’daki Küba kökenli Amerikalılara verilmiş siyasi bir mesaj olması.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

2024 seçimlerinde Florida’daki Küba kökenli seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’i Trump’a oy verdi ve bu destek, Trump’ın kritik eyalette Kamala Harris karşısında rahat bir zafer kazanmasında önemli rol oynadı.

Ancak bu açıklama tek başına yeterli görülmüyor. Çünkü böyle bir adım, Trump yönetiminin Küba ile diplomatik temaslarını zora sokabilir. Özellikle CIA Direktörü John Ratcliffe’in diplomatik çözüm arayışı kapsamında Küba’ya giderek Havana yönetimiyle görüşmeler yürüttüğü bir dönemde bu hamlenin yalnızca iç siyasete yönelik olduğu düşünülmüyor.

Baskı stratejisinin yeni aşaması

Washington’un iddianameyi kamuoyuna açıklamasının daha olası nedeni, Trump’ın müzakerelerde elini güçlendirmek istemesi olarak değerlendiriliyor.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Trump yönetimi son bir yıl boyunca ABD ordusunu doğrudan devreye sokmadan Havana üzerindeki baskıyı maksimum seviyeye çıkarmaya çalıştı. Ada üzerindeki yakıt ambargosu sürdürülüyor ve bu durum Meksika gibi geleneksel tedarikçilerin Küba’ya petrol göndermesini zorlaştırıyor.

Kübalı yetkililere yönelik yaptırımlar devam ediyor ancak bunların ne kadar etkili olduğu tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.

Bunun yanında ABD’nin Küba kıyıları çevresindeki keşif ve gözetleme uçuşlarını artırdığı belirtiliyor. Bu uçuşların, Küba ordusunun konuşlandığı noktaları tespit etmek ve olası bir askeri müdahale durumunda Havana’nın savunma reflekslerini analiz etmek amacı taşıdığı değerlendiriliyor.

Bu çerçevede bakıldığında Raúl Castro’ya yönelik suçlamalar, Trump yönetiminin Havana’yı anlaşmaya zorlamak için kullandığı yeni baskı araçlarından biri olarak öne çıkıyor.

Askeri müdahale ihtimali

Bununla birlikte daha karanlık bir senaryo da ihtimal dahilinde görülüyor: İddianame, ABD’nin gelecekte olası bir askeri müdahalesine hukuki ve siyasi zemin hazırlama sürecinin başlangıcı olabilir.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Bu yaklaşım ABD açısından yeni değil. George H. W. Bush yönetimi, 1989’daki Panama işgalini kısmen Manuel Noriega’yı adalete teslim etme gerekçesiyle savunmuştu. Trump da Ocak ayında Venezuela lideri Nicolas Maduro’ya yönelik operasyonunda benzer bir söylem kullandı.

Bu nedenle Havana yönetiminin, “ABD şimdi Venezuela modelini Küba’da mı uygulamaya hazırlanıyor?” sorusunu sorması şaşırtıcı görülmüyor. Özellikle Küba yönetiminin Venezuela’ya kıyasla daha az parçalı ve daha merkezi bir yapıya sahip olması, Washington açısından farklı hesapları beraberinde getirebilir.

Trump’ın sabırsızlığı ve çıkmaz

Şu aşamada Beyaz Saray’ın öncelikle askeri olmayan araçları kullanmak istediği anlaşılıyor. Ekonomik baskı, siyasi izolasyon ve hukuki süreçler üzerinden Havana’yı geri adım atmaya zorlayan bir strateji uygulanıyor.

The Telegraph: Trump Küba'ya saldırmaya mı hazırlanıyor?

Ancak Trump’ın hızlı sonuç alma isteği ve rakiplerine taviz vermeye sıcak bakmayan yaklaşımı süreci daha kırılgan hale getiriyor. Trump açısından çoğu zaman “yeterince iyi” bir anlaşma dahi kötü anlaşma olarak değerlendirilebiliyor.

Benzer şekilde Küba yönetimi de ABD’den gelen tekliflere tarihsel reflekslerle yaklaşan ve Washington’a güvenmeyen kadrolardan oluşuyor.

Bu nedenle iki taraf arasındaki mevcut gerilim sürdürülebilir görünmüyor. Sürecin bir noktada yeni bir dengeye ya da daha büyük bir kırılmaya evrilmesi kaçınılmaz hale geliyor.