ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Arab Center DC’de, ABD ve İsrail ile İran arasında yeniden tırmanan çatışmaların ateşkes sürecini nasıl çıkmaza sürüklediği ve savaşın bundan sonraki seyrine ilişkin kapsamlı bir analiz yayımlandı.
Geçen ay ilan edilen 60 günlük ateşkesin sahadaki son gelişmelerle fiilen çökmeye başladığına dikkat çekilen analizde, Washington ile Tahran’ın farklı gerekçelerle savaşı sonlandırmak istemesine rağmen karşılıklı askeri hamlelerin tarafları yeniden çatışma sarmalına sürüklediği vurgulandı.
Analizde ayrıca; Trump yönetiminin İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı konusundaki sert tutumunu koruduğu, İran’da ise Devrim Muhafızları’nın etkisini artırarak uzlaşma ihtimalini zayıflattığı, bu nedenle ABD ve İsrail ile İran arasında savaşın yeniden başa döndüğü ve kalıcı bir barış ihtimalinin giderek uzaklaştığı değerlendirmelerine yer verildi.
İşte Arab Center DC’de yayınlanan analiz:
ABD ile İran arasında kalıcı bir barış zemini oluşturmak için harcanan tüm diplomatik çabalara rağmen, son günlerde yeniden tırmanan ABD-İran gerilimi, geçen ay yürürlüğe giren 60 günlük ateşkesin sona erdiğini gösteriyor.

Washington ile Tahran’ı ateşkese götüren en önemli unsur, her iki tarafın da farklı nedenlerle savaş yorgunluğu yaşamış olmasıydı.
Taraflar, göreceli olarak çatışmaları sonlandırmak istiyordu ancak sahadaki gelişmeler, savaşın yeniden başa döndüğünü gösteriyor.
Özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yeni askeri hamleleri ile Tahran’ın buna verdiği karşılıklar, ateşkes sürecinin fiilen çökmeye başladığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Trump’ın hesapları tutmadı
ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayı sonunda Tahran’a yönelik saldırı kararı, büyük ölçüde savaşın kısa süreceği ve İran rejiminin ciddi şekilde zayıflayacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak çatışmaların temmuz ayına kadar uzaması, Washington açısından hem siyasi hem de ekonomik maliyetleri artırdı.

Özellikle enerji fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, Amerikan ekonomisi üzerinde baskı oluştururken yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump yönetimi açısından önemli bir risk haline geldi. Savaşı kısa sürede sonuçlandıramaması ise yalnızca muhalefetin değil, Cumhuriyetçi Parti içerisindeki bazı çevrelerin de Trump’ın küresel güvenlik krizlerini yönetme kapasitesini sorgulamasına neden oldu.
Tahran’da iç dengeler değişiyor
İran açısından ise savaşın uzaması, askeri kayıpların yanı sıra zaten ağır hasar alan ekonominin yeniden ayağa kaldırılmasını daha da zorlaştırıyor.
Çatışmaların siyasi etkileri, Tahran yönetimi içerisindeki görüş ayrılıklarını da derinleştirmiş durumda. Batı ile gerilimin düşürülmesini savunan pragmatik siyasetçiler ile herhangi bir uzlaşmaya ideolojik olarak karşı çıkan Devrim Muhafızları arasında belirgin bir güç mücadelesi yaşanıyor.
Ateşkes kırılganlığını koruyor
Taraflar kalıcı barışın çerçevesini oluşturmayı amaçlayan 14 maddelik mutabakat metni üzerinde uzlaşmış olsa da, ateşkesin ilk günden itibaren ciddi sınamalarla karşılaşacağı biliniyordu.

Özellikle Devrim Muhafızları, Basra Körfezi’ndeki gerilimin sürdürülmesinin Trump üzerindeki siyasi baskıyı artıracağını savunuyor. ABD’nin Devrim Muhafızları hedeflerine yönelik yeni saldırılarının ardından İran’ın Körfez ülkelerini hedef alması da ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde konuşan Trump’ın ateşkes anlaşmasının “sona erdiğini” açıklaması ise sürecin geleceğine ilişkin belirsizliği daha da artırdı. Bunun tamamen yeni bir savaşın başlangıcı mı yoksa ateşkes sonrasında zaman zaman yaşanan karşılıklı misillemelerin yeni bir halkası mı olduğu ise önümüzdeki günlerde netleşecek.
Kırmızı çizgiler değişmedi
Taraflar arasındaki sert söylem dikkate alındığında, önümüzdeki haftalarda kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılması oldukça zor görünüyor. Buna rağmen ABD’li diplomatlar iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor.

Trump yönetimi, İran’ın nükleer programı ile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini anlaşmanın temel kırmızı çizgileri olarak görmeye devam ediyor. Washington, Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesine izin verecek herhangi bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini açık şekilde ortaya koyarken, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde fiili kontrol iddiasını ve ticari gemilerden geçiş ücreti alma planını da reddediyor. Bu tutum yalnızca ABD ile sınırlı değil; Çin de benzer şekilde bu uygulamaya karşı çıkıyor.
Sahada kimler güç kazanıyor?
Bu hedeflere ulaşılması ise her geçen gün daha zor hale geliyor. İran’daki sertlik yanlısı kanat, son günlerde ülkenin eski dini lideri Ayetullah Ali Hamaney için düzenlenen cenaze törenlerini kendi siyasi gücünü sergilemek için kullandı.

Rejim, törenlere yaklaşık 20 milyon kişinin katıldığını iddia ederken, organizasyonlar sırasında yoğun Amerikan ve Trump karşıtı sloganlar atıldı. Kalabalıklar arasında ABD Başkanı’na yönelik suikast çağrıları yapılırken, Batı ile müzakere yürütülmesini savunan İranlı yetkililer ise “hain” olarak nitelendirildi.
Bu söylemin uzun vadede ne ölçüde etkili olacağı belirsizliğini koruyor. Ancak yaşanan gelişmeler Trump’ın da söylemini sertleştirdi.
ABD Başkanı İran yönetimini ağır ifadelerle hedef alırken, Tahran ile diyaloğu sürdürmeye istekli olmadığını dile getirdi. Buna karşın İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki saldırıları sürdürmesi, Beyaz Saray’ı istemese de yeniden diplomatik kanalları işletmeye zorlayabilir.
Savaş yeniden başa döndü
Trump’ın İran’a karşı yeniden kapsamlı bir askeri operasyon başlatması halinde bile bunun Tahran’ı Washington’ın istediği şartlarda bir barış anlaşmasına zorlayacağının garantisi bulunmuyor.

Her ne kadar ABD ve İsrail’in İran’ın askeri kapasitesinin yaklaşık yüzde 80’ini etkisiz hale getirdiği değerlendirilse de, Devrim Muhafızları’nın halen ABD üslerini ve Körfez ülkelerini hedef alabilecek kapasiteyi koruması, İran’ın direncinin küçümsenmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Son yaşanan gelişmeler, ABD ve İsrail’in askeri baskıyı yeniden artırdığı, İran’ın ise buna sahada karşılık vermeyi sürdürdüğü yeni bir döneme işaret ediyor.
Bu tablo, tarafların ateşkesle ulaştığı noktadan uzaklaşarak fiilen yeniden çatışma sarmalına girdiğini ve savaşın yeniden başa döndüğünü gösteriyor. Kalıcı barış ihtimali ise mevcut şartlarda her zamankinden daha uzak görünüyor.

