Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

The American Conservative: Avrupa’nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

ABD’nin geri çekildiği bir ortamda, NATO sonrası Avrupa, kendi güvenlik düzenini kurabilecek mi? Avrupa’nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

ABD'nin geri çekildiği bir ortamda, NATO sonrası Avrupa, kendi güvenlik

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından The American Conservative’da, ABD’nin Avrupa’daki geleneksel liderlik rolünden çekilme süreci sonrasında Avrupa’nın güvenlik mimarisi, siyasi liderlik arayışı ve Fransa-Almanya ekseninin geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

ABD’nin Trump yönetimi döneminde Avrupa’daki jeopolitik liderlik rolünden uzaklaşmasının kıtayı kendi güvenlik ve siyasi sorunlarıyla baş başa bırakacağı tespiti yapılan analizde, Avrupa’nın bu yeni dönemde ortak bir savunma mimarisi oluşturmak zorunda olduğu, ancak bunun ancak Fransa ile Almanya’nın güçlü ve uyumlu liderliği sayesinde mümkün olabileceği ifade edildi.

Analizde ayrıca; Avrupa Savunma Birliği’nin kurulmasının stratejik bir zorunluluk hâline geldiği, Fransa ile Almanya arasında yaşanan savunma sanayii anlaşmazlıklarının Avrupa’nın geleceği açısından ciddi risk oluşturduğu ve kıtanın dış destek olmaksızın kendi güvenliğini sağlamak zorunda kalacağı yönündeki değerlendirmelere ve öngörülere yer verildi.

İşte The American Conservative’de yayınlanan analiz:

ABD’nin Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Avrupa’dan çekilmeye başlaması, yalnızca kıtadaki askeri varlığını azaltması ve güvenlik taahhütlerini tartışmalı hale getirmesi anlamına gelmiyor.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Aynı zamanda Washington, 1945’ten bu yana Batı Avrupa’da, 1990’dan itibaren ise tüm Avrupa genelinde fiilen (ancak hiçbir zaman resmen ilan edilmemiş) üstlendiği jeopolitik Batı’nın liderliği rolünden de vazgeçiyor.

Bunun doğal sonucu ise; Avrupa’nın artık kendi başına kalacak olmasıdır.

Kıta, jeopolitik sorunlarını ve güvenlik meydan okumalarını artık kendi imkânlarıyla çözmek zorunda kalacaktır. Ancak Avrupa’nın kendi jeopolitik liderliğini üstlenmesi, 20. yüzyılın başından bu yana tecrübe ettiği bir durum değildir. Bu nedenle Avrupa’nın mevcut koşullarda ortaya koyacağı liderlik çabaları yakından takip edilmeyi hak etmektedir.

Avrupa sadece Avrupa Birliği değil

Bu noktada “Avrupa” yalnızca Avrupa Birliği anlamına gelmemektedir.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Avrupa Birliği; ortak pazar ve gümrük birliği, ortak para birimi ve Avrupa Merkez Bankası, ulusüstü hukuk ve düzenleyici yapı ile özellikle güçlü dış ticaret ağı sayesinde ekonomik alanda merkezi bir rol üstlenmektedir.

Bununla birlikte, yalnızca Avrupa ve Kanada boyutuyla ele alınsa dahi NATO, kıtanın güvenliği açısından vazgeçilmez olmaya devam etmektedir. Ancak dünyanın en büyük süper gücü olan ABD’nin aktif katılımı olmaksızın NATO’nun caydırıcılığı ve etkinliği önemli ölçüde zayıflayacaktır.

Liderlik sorunu

Ancak temel soru hala cevapsızdır: Bu kırılgan ve siyasi açıdan henüz tamamlanmamış yapıya kim liderlik edecektir?

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Hiçbir Avrupa devleti bunu tek başına başarabilecek kapasiteye sahip değildir. Ne toprak büyüklüğü ve nüfus bakımından, ne mali güç açısından ne de teknolojik ve ekonomik potansiyel bakımından tek başına kıtaya liderlik edebilecek ölçektedir.

Bunun da ötesinde, başarılı bir liderlik için iki soyut fakat kritik unsur daha gerekmektedir: Bölgesel liderlik konusunda köklü bir tarihsel geleneğe sahip olmak ve toplumun büyük çoğunluğunun Avrupa projesine bağlılık göstermesi.

Bugünkü şartlarda bu iki kriteri aynı anda karşılayabilen yalnızca Fransa ve Almanya’dır. Diğer birçok Avrupa ülkesi bu özelliklerden yalnızca birine sahip olabilir, ancak ikisine birden sahip değildir. Dolayısıyla Fransız-Alman ortaklığı olmadan Avrupa liderliği fikri daha doğmadan başarısızlığa mahkumdur.

Almanya’nın yeni sorumluluğu

ABD’nin Avrupa’dan çekilmesi özellikle Almanya açısından ayrı bir meydan okuma oluşturmaktadır. Özellikle Avrupa genelinde hızlanan askerî yeniden yapılanma ve neonasyonalist hareketlerin güç kazandığı mevcut ortamda bu durum daha da önem taşımaktadır.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

On yıllar boyunca ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığı, başta Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki eski rakipleri olmak üzere birçok Avrupa ülkesine güven vermiş ve Alman gücünün yeniden yükselmesine yönelik endişeleri dengelemiştir. Gelecekte bu güvence ortadan kalkacağından Almanya’nın kendi tarihine karşı çok daha hassas davranması gerekecektir. Almanya’nın Avrupa’ya liderlik ederken hâkimiyet kurmaya çalışmaması ve bu hassas dengeyi koruması büyük önem taşıyacaktır.

Savunma birliği zorunluluğu

Avrupa’nın ilerleyişi tarih boyunca büyük ölçüde Fransa ile Almanya’nın ortak girişimleri sayesinde mümkün olmuştur.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Rusya’nın saldırgan politikalarının Ukrayna Savaşı ile zirveye ulaşması ve ABD yönetiminin giderek daha mesafeli bir tutum benimsemesi karşısında Avrupa’nın önündeki en acil hedef, bir Avrupa Savunma Birliği’nin oluşturulmasıdır.

Tam da bu nedenle Fransa ile Almanya’nın ortak yürüttüğü Geleceğin Muharip Hava Sistemi (FCAS) projesinde yaşanan kriz, son derece ciddi bir alarm olarak değerlendirilmelidir. Eğer bu başarısızlık gelecekteki Avrupa savunma projelerinin habercisi olacaksa, Avrupa’nın stratejik geleceği şimdiden büyük bir risk altına girmiş demektir.

Rekabet mi iş birliği mi?

Rekabetin iş dünyasında faydalı olduğu sıklıkla dile getirilmektedir. Ancak Fransa-Almanya ilişkileri söz konusu olduğunda bu ancak güçlü bir karşılıklı güven zemini üzerine inşa edildiğinde geçerlidir.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Aksi takdirde rekabet, kolaylıkla iki tarafın da zarar göreceği yıkıcı bir mücadeleye dönüşebilir. Mevcut jeopolitik ve stratejik ortam dikkate alındığında ise Avrupa’nın en son ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Siyasi zayıflık dönemi

Ne var ki bugün Ren Nehri’nin her iki yakasında da siyasi açıdan zayıf hükümetler bulunmaktadır.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev süresinin sona ermesine yaklaşık bir yıl kalmıştır ve ardından Fransa’nın, Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi’nden Avrupa şüphecisi aşırı sağ bir cumhurbaşkanı seçmesi ihtimal dahilindedir.

Almanya’da ise Şansölye Friedrich Merz’in görevde ne kadar kalabileceğini öngörmek güçtür. Hükümetin düşük kamuoyu desteği ve Almanya ekonomisindeki olumsuz göstergeler bu belirsizliği daha da artırmaktadır.

Avrupa’nın kader anı mı geldi?

Tam da böyle bir dönemde Avrupa’nın hem Paris’te hem de Berlin’de güçlü liderliğe ihtiyacı bulunmaktadır.

The American Conservative: Avrupa'nın varoluşsal olarak kader anı mı geldi?

Savunma birliği başta olmak üzere Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu girişimleri hayata geçirecek ve sürdürecek olanlar; vizyon sahibi, gerçekçi, proaktif ve kamu yararını önceleyen siyasetçiler olacaktır.

Avrupalılar seksen yılı aşkın süredir barış içinde yaşamaktadır. Ancak tarihin acımasız ve affetmeyen bir süreç olduğu gerçeği artık unutulmamalıdır.

Bu kez Avrupa’nın yardımına koşacak başka bir güç bulunmamaktadır. Avrupa, kendi güvenliğini ve geleceğini ancak kendi iradesiyle koruyabilecektir.