Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

19FortyFive: ABD Hürmüz’de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Sahada oluşan dengeler, tarafların kozları ve uzayan çatışmalara dair senaryolar. ABD, Hürmüz’de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Sahada oluşan dengeler, tarafların kozları ve uzayan çatışmalara dair senaryolar.

ABD’nin askeri ve stratejik analizleriyle bilinen yayın organlarından 19FortyFive’da, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı ekseninde yaşanan gerilimin mevcut seyri ve tarafların stratejik hedeflerine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analiz yayımlandı.

Analizde, ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri unsurlarını hedef alma kapasitesine sahip olmasına rağmen, deniz ticaretini belirleyen asıl unsurun askeri üstünlükten ziyade ticari risk algısı olduğu vurgulandı.

Çatışmaların artık İran’ın nükleer programından uzaklaşarak Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin hangi şartlarda yönetileceği meselesine odaklandığı ifade edildi.

Analizde ayrıca, mevcut tablonun ne ABD ne de İran açısından kesin bir askeri zafere işaret ettiği, tarafların Hürmüz Boğazı merkezli yönetilen bir istikrarsızlık ve silahlı çıkmaz sürecine sürüklendiği değerlendirilirken, ABD’nin Hürmüz’de topyekün bir savaşa girmesinin büyük kayıplarla sonuçlanabileceği tespiti yapıldı.

İşte 19FortyFive’da yayınlanan analiz:

Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın Hürmüz Boğazı çevresine konuşlandırdığı neredeyse her askeri hedefi vurabilecek kapasiteye sahip. Ancak vuramayacağı tek şey, Hürmüz Boğazı’nın kendisi.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Bugün yaşanan savaşın özü tam da bu ayrımda yatıyor. Ne var ki günlük hava saldırıları ve misillemelerin gölgesinde bu temel gerçek gözden kaçıyor.

Son günlerde Amerikan kuvvetleri İran’ın hava savunma sistemlerini, kıyı radarlarını, füze ve İHA tesislerini ile küçük deniz unsurlarını hedef aldı. İran ise buna karşılık ABD üslerine ve Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yapan bölge ülkelerindeki hedeflere saldırılar düzenledi.

Bugün hem Washington hem de Tahran fiilen Hürmüz Boğazı üzerindeki geçişi kontrol ettiklerini iddia ediyor.

Washington, ticari gemi trafiğinin Amerikan koruması altında normal şekilde devam ettiğini savunuyor. Ancak mevcut gemi takip verileri farklı bir tablo ortaya koyuyor. 10 Temmuz ile 12 Temmuz arasında boğazdan geçen gemi sayısı yaklaşık yüzde 52 oranında azaldı ve pazar günü yalnızca altı geminin geçiş yaptığı bildirildi.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Daha fazla geminin AIS sistemlerini kapatması nedeniyle tablo eksik olsa da mevcut veriler Hürmüz’ün açık ve normal işleyen bir deniz yolu olduğunu göstermiyor.

İşte savaşın temel tartışması da burada ortaya çıkıyor. Askeri gerçeklik ile ticari gerçeklik birbirini doğrulamıyor. Çatışma ne Amerikan zaferine ne de İran zaferine doğru ilerliyor. Bunun yerine, Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen silahlı bir çıkmaz dengesi oluşuyor.

Savaşın değişen ekseni

Washington açısından savaşın başlangıç gerekçesi İran’ın nükleer programıydı. Ancak bugün çatışmaları belirleyen temel mesele artık bu değil. Mücadelenin ağırlık merkezi daha dar fakat çok daha kritik bir soruya kaydı: Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin hangi şartlarda hareket edeceğine kim karar verecek?

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Tahran, bu deniz trafiğinin yönetiminde resmî olarak tanınan bir rol istiyor. Bu ister izin sistemi, ister ücret mekanizması, ister başka bir uygulama olsun; İran kendi adının geçtiği bir düzenleme talep ediyor.

Washington ve Körfez ülkeleri ise kesintisiz seyrüsefer özgürlüğünü savunuyor ve uluslararası bir su yolunun İran’ın kontrol ettiği bir “geçiş ücreti kapısına” dönüşmesini reddediyor.

Savaşın ne kadar yön değiştirdiği, 1 Temmuz’da Doha’da yapılan görüşmelerde açık şekilde görüldü. Taraflar deniz trafiğini ve dondurulmuş İran fonlarını ele aldı. Nükleer program ise iddialara göre hiç gündeme gelmedi. Ardından gelen ateşkes, aslında tarafların çözmesi gereken asıl sorunu yalnızca erteledi. Çünkü Hürmüz Boğazı, İran’a ağır bombardıman altında dahi kaybetmediği tek stratejik kozunu sunuyor.

Cezalandırmak kontrol etmek anlamına gelmiyor

Bu değerlendirme İran ile ABD’nin askeri açıdan eşit olduğu anlamına gelmiyor. Aksine iki ülke arasında ciddi bir güç farkı bulunuyor.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

ABD, konvansiyonel savaşın hemen her alanında tırmanma üstünlüğüne sahip. Sabit hedefleri tespit edip imha edebiliyor, küçük deniz unsurlarını batırabiliyor, kıyı savunmalarını bastırabiliyor ve seçilmiş ticaret gemilerine refakat sağlayabiliyor. Bu nedenle İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde tartışmasız askeri kontrol kurması mümkün görünmüyor.

Ancak seyrüsefer özgürlüğü, nihayetinde askeri olmaktan önce ticari bir olgudur. Washington boğazın açık olduğunu ilan edebilir. Fakat o rotayı kullanıp kullanmayacağına gemi sahipleri, taşıma şirketleri ve risk hesaplarını yapan sigorta kuruluşları karar verir.

İran da tam olarak bu boşluğu değerlendirmeyi başardı. Hürmüz’ü tamamen kapatmasına gerek yok. Hasar gören tek bir tanker, kaybolan bir mürettebat, izinsiz olduğu iddia edilen bir gemiye yapılan uyarı atışı bile deniz trafiğini günlerce ciddi biçimde azaltabiliyor. Dün imha edilen bir füze rampası, yarın ortaya çıkacak başka bir İHA’yı ya da sürat teknesini engellemiyor.

İran’ın baskı uyguladığı asıl hedef hiçbir zaman ABD Beşinci Filosu olmadı. Gerçek hedef, Londra’daki bir sigorta şirketinin masasındaki risk hesaplamasıdır.

Kozlar var ama zafer yolu yok

İran’ın Hürmüz’de kriz çıkarabilme kapasitesi bazı yorumlarda yanlış biçimde zafer kazanabilecek bir güç olarak değerlendiriliyor. Oysa durum böyle değil.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Tahran’ın boğaz üzerinde kalıcı egemenlik kurmasının hiçbir yolu bulunmuyor. Geçiş ücreti ya da izin sistemi oluşturma yönündeki her girişim Washington’a yeni bir askeri müdahale gerekçesi sunarken Körfez ülkelerini de İran’ı daha fazla sınırlandıracak adımlar atmaya yöneltiyor.

Üstelik İran ekonomisi de kendi deniz ihracatına bağımlı. Dolayısıyla kendisini finanse eden ticaret sistemini süresiz olarak felç etmesi mümkün değil.

Sorunun daha büyük boyutu ise zararın yalnızca ABD ile sınırlı olmaması. Tarihsel olarak küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri ve LNG ticaretinin yine yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu sevkiyatların büyük kısmı Asya pazarına yöneliyor.

İran bu akışı ne kadar uzun süre kesintiye uğratırsa Çin, Hindistan, Japonya ve Körfez üreticileri de Tahran’ı meşru çıkarlarını savunan bir aktör olarak değil, enerji güvenliklerine yönelik temel tehdit olarak görmeye başlayacaktır.

İran maliyet oluşturabilir. Ancak bu maliyeti kalıcı ve sürdürülebilir bir düzene dönüştüremez.

Yönetilen istikrarsızlık dönemi

Ortaya çıkan tablo ne donmuş bir çatışmaya ne de kalıcı bir ateşkese benziyor.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Bunun yerine şu döngü oluşuyor: İran ticaret gemilerini taciz ediyor, ABD birkaç gün boyunca saldırılar düzenliyor, İran Körfez’deki Amerikan hedeflerini vuruyor, ardından arabulucular devreye girerek yeni müzakereler başlatıyor. Bütün bunlar taraflardan biri daha büyük bir savaşa sürüklenmeden gerçekleşiyor.

Hem Washington’ın hem de Tahran’ın bu daha geniş çaplı savaştan kaçınmak için güçlü nedenleri var. Aynı zamanda bu döngüyü sona erdirecek uzlaşmayı reddetmek için de gerekçeleri bulunuyor.

İran elindeki en önemli baskı aracını kaybetmek istemiyor. ABD ise Hürmüz Boğazı’ndan kimin geçeceğine İran’ın veto hakkı elde etmesini kabul edemiyor.

Bu kontrollü gerilim modelinin en büyük riski ise tek bir çatışmanın yönetilemeyecek kadar büyük hasara yol açmasıdır.

Washington’ın hedefi ne olmalı

Çıkış yolu ne daha fazla bombardıman ne de İran’a fiilen bir geçiş ücreti sistemi tanıyan bir anlaşmadır.

Washington başarısını daha dar bir çerçevede tanımlamalıdır: İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapatmasını veya tek taraflı izin ve ücret sistemi oluşturmasını engellemek yeterli başarı olarak görülmelidir.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

Buna ulaşmak ise muhtemelen dağınık fakat işlevsel bir düzenlemeyi gerektirecektir. Umman’ın da rol oynayacağı bir çatışmayı önleme mekanizması kurulabilir ve İran’a veto hakkı vermeden sürece belirli ölçüde söz hakkı tanınabilir.

Washington’ın yapmaması gereken ise seyrüsefer özgürlüğünü, İran’ın deniz trafiğini tehdit edebilme kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması olarak tanımlamasıdır. Böyle bir hedef, İran’ın uzun kıyı şeridinde sürekli yeniden üretilebilen askeri kabiliyetlere karşı ucu açık bir askeri harekât anlamına gelir.

Asıl sınav saldırılar bittikten sonra başlayacak

Washington her çatışma turundan, kaybettiğinden daha fazlasını imha etmiş olarak çıkmaya devam edecektir. İran ise deniz trafiği yavaşladığında veya petrol fiyatları yükseldiğinde bunu zafer olarak ilan etmeyi sürdürecektir.

19FortyFive: ABD Hürmüz'de topyekün bir savaşa girebilir mi?

İki değerlendirme de aynı anda doğru olabilir. Ancak ikisi de tek başına yeterli değildir.

Gerçek sınav, sürekli Amerikan bombardımanına ihtiyaç duyulmadan ve ticaret gemileri İran’dan izin almak zorunda kalmadan normal deniz ticaretinin yeniden başlayıp başlayamayacağıdır.

Eğer bunun cevabı hâlâ “hayır” ise ABD seyrüsefer özgürlüğünü sağlayamamış, İran da Hürmüz üzerinde uluslararası düzeyde tanınan bir kontrol kuramamış demektir.

Bu durumda iki ülkenin inşa ettiği şey kalıcı bir çözüm değil, bir sonraki çatışma turunun başlangıç pozisyonu olacaktır. Mevcut gidişat ise bunun son kriz olmayacağını güçlü şekilde göstermektedir.