ABD’nin önde gelen yayın organlarından The Wall Street Journal’da, Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü iki haftalık ateşkesten beklentiler ve devam eden saldırı stratejisinin ele alındığı bir analiz yayınlandı.
Analizde, Trump’ın kısa vadeli taktik rahatlama sağlamak amacıyla aldığı kararların, stratejik düzeyde zafer anlamına gelmediğine dikkat çekilirken, süreç boyunca ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırma, müzakere masasında etkili olma ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestliğini güvence altına alma çabalarının karşılaşabileceği zorluklar değerlendirildi.
Analizde ayrıca; İran rejiminin dayanıklılığı, yeni stratejik kaldıraçları ve bölgesel etkilerini artırma kapasitesi ile ABD ve müttefiklerinin uzun vadeli riskleri üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.
İşte The Wall Street Journal’da yayınlanan analiz:
ABD Başkanı Trump’ın İran ile iki haftalık ateşkesi kabul etme kararı petrol fiyatlarını düşürdü. Ancak savaş, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin sağlanması ve İran’ın nükleer programının çözülmesiyle sonuçlanmazsa bu taktik başarı stratejik bir kayba dönüşecektir.

Trump zafer ilan edip süreçten çekilirse, savaşa girerek önlemeye çalıştığı sonuçları hızlandıracak, ABD müttefiklerini daha da yalnızlaştıracak ve İran’ı çatışma öncesine kıyasla daha avantajlı bir konuma taşıyacaktır.
Trump’ın savaşı nihai sonuca ulaştırmak için önünde üç seçenek bulunuyor. İlk seçenek, askeri operasyonları yeniden başlatmak ve İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Hark Adası veya diğer stratejik bölgelere ABD kara birlikleri göndermek. Ancak böyle bir durumda Tahran’ın teslim olma ihtimali düşük görülüyor.
İkinci seçenek, önümüzdeki iki haftayı İran’ın balistik füze ve nükleer programlarını, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını, vekil örgütlere desteğini ve seyrüsefer serbestisini kapsayan kapsamlı bir anlaşma müzakere etmek için kullanmak. Ancak Tahran kendisini savaşta avantajlı gördüğü için tarafların asgari kabul şartlarında uzlaşması zor görünüyor. Özellikle nükleer dosya gibi başlıkların yeniden ötelenmesi ihtimali bulunuyor.

Üçüncü seçenek ise Trump’ın İran nükleer programını yeniden inşa eder veya küresel ticareti engellerse yeni saldırılar düzenleme tehdidinde bulunarak, temel sorunları çözmeden tek taraflı zafer ilan etmesi ve ABD muharip misyonunu sona erdirmesi.
İran’a Hürmüz üzerinden stratejik kaldıraç bırakmak savaşın tüm mantığını tersine çevirebilir
Yüzeyde üçüncü seçenek belirli bir mantık taşıyor. ABD ve İsrail’in operasyonel başarıları sayesinde İran’ın bölgesel tehdit üretme kapasitesi zayıflamış durumda. Ancak İran’ın elindeki kalan balistik füze ve drone envanteri halen ciddi tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Bununla birlikte İran’ın geliştirdiği yeni caydırıcılık unsuru, Hürmüz Boğazı üzerindeki geçişleri kontrol etme kabiliyeti oldu. Bu nedenle Trump üzerinde, savaşın yeniden başlamasını ve yeni enerji krizlerini istemeyen Avrupa ile Doğu Asyalı müttefiklerden ciddi baskı oluşması bekleniyor.

Eğer Washington bu yolu seçerse, İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik kısa vadeli tehdidi azaltmış olacak ancak fiilen Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü İran’a bırakmış, Tahran’ı daha avantajlı bir pozisyona taşımış ve diğer revizyonist devletlere küresel deniz ticaret boğazlarını kontrol etmenin stratejik değerini göstermiş olacaktır.
Bu senaryoda İran’ın elde edeceği gelirler doğrudan Devrim Muhafızları’na akacak ve balistik füze ile vekil savaş kapasitesinin yeniden inşasını finanse edecektir. Daha da önemlisi, bu gelir üretim kapasitesinin hızlanması mümkündür.
İran rejimi yıkılmadı, aksine sertleşebilir
Bu kapasite zaman içinde Körfez ülkeleri ve İsrail için yeniden ciddi tehdit oluşturacaktır. İran güçlü ve mali açıdan beslenen bir aktör olarak kalırsa, İsrail’in Tahran’ın yeniden büyük tehdit haline gelmesini önlemek için sık sık “çimleri biçme” stratejisi uygulaması gerekecektir. Bu ise İran askeri kapasitesinin gelişim aşamasında tekrar tekrar vurulması anlamına gelir.

Böyle bir tablo yalnızca İsrail için değil, son haftalarda İran saldırılarına maruz kalan Körfez Arap devletleri için de kalıcı istikrarsızlık anlamına gelir. Aynı zamanda bu sürekli baskılama stratejisi küresel ekonomik şok riskini kronik hale getirir. Çünkü dünya ticareti, enerji arzı ve ekonomik dengeler önemli ölçüde Hürmüz Boğazı’na bağlıdır.
Tahran’ın boğazı rehin almaya istekli olması, daha önce test etmeye cesaret edemediği yeni bir stratejik baskı aracını keşfettiğini göstermektedir. Bu savaş İran’ın bölgesel etkisini azaltmak yerine artırabilir; küresel seyrüsefer serbestisini ise azaltabilir.
Böylesi bir sonuç Körfez ülkeleri ile Avrupa ve Doğu Asyalı müttefikler için kabul edilmesi güç bir tablo yaratacaktır. Buna karşılık Rusya ve Çin diplomatik kazanç elde edecektir. Savaş sonrası İran, petrol gelirleri için daha fazla Çin’e bağımlı hale gelirken; Rusya’nın da güvenlik iş birliği alanında yeni fırsatlar sunması beklenmektedir.
Rejim değişikliği beklentileri gerçekçi değildi
İran rejiminin dayanıklılığı, rakiplerinin yeniden öğrenmek zorunda kaldığı temel gerçeklerden biri oldu. Rejimin hayatta kalma refleksi, iç baskılar veya dış saldırılar nedeniyle kısa sürede çökmeyeceğini ortaya koydu.

Birçok çevre çatışmanın hızlı bir rejim çöküşüne yol açmasını bekliyordu. Ancak rejimin iktidarı korumak için gösterdiği direnç bunun hiçbir zaman gerçekçi olmadığını kanıtladı. İran’ın ekonomik ve ekolojik sorunları uzun vadede iç kırılmalar yaratabilir; fakat tarih göstermektedir ki silahlı güç dengesi değişmeden rejim değişimi gerçekleşmez.
İran halkının rejimi değiştirebilmesi için sistem içinden silahlı unsurların saf değiştirmesi veya en azından kenara çekilmesi gerekecektir.
İran daha militarist bir yapıya evriliyor
İran’da teokratik otokrasiden daha militarist bir yönetime geçiş süreci zaten başlamış durumda. Dini lider önemini koruyacak olsa da rejimin tek karar vericisi olmaktan çıkabilir.

Yeni Devrim Muhafızları kadrolarının 1979 Devrimi’nin ideolojik çizgisinden sapması beklenmiyor. Aksine bu kadroların daha öfkeli ve daha sert çizgide olması muhtemel görülüyor.
İran’ın balistik füze kapasitesini yeniden inşa etmeye çalışacağı da neredeyse kesin kabul ediliyor. Drone kabiliyetleri ise düşük maliyetli ancak yüksek etkili araçlar olarak kalıcılığını kanıtlamış durumda.
Belirleyici olan müzakere masası olacak
ABD kara birliklerinin İran’a sokulması hem Trump hem de Amerikan kamuoyu açısından kabul edilmesi zor bir seçenek olarak görülüyor. Böyle bir harekât yalnızca giriş aşamasında değil, elde edilen alanların tutulmasında da büyük maliyet yaratacaktır. Bu da savaşı günler veya haftalar değil, aylar hatta yıllar sürecek bir angajmana dönüştürebilir.

Trump’ın ateşkesi kabul etmiş olması, onun savaştan çıkış yolu aradığını gösteriyor. Bu nedenle önümüzdeki iki haftalık müzakere süreci Trump yönetiminin bugüne kadar yürüteceği en kritik diplomatik süreçlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Başkanın müzakere heyetine nükleer dosya, balistik füze kapasitesi, yaptırımlar, deniz ticareti, enerji ve terörizm alanlarında uzman isimleri dahil etmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca Avrupa, Körfez ve Doğu Asya müttefikleriyle istişare yürütmesi de stratejik gereklilik olarak görülüyor.
Sonuç: Çözülmeyen maddeler zaferi yenilgiye dönüştürebilir
ABD’nin gerçek anlamda zafer elde edebilmesi için yapılacak anlaşmanın İran’ın nükleer programını ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını tamamen çözmesi gerekiyor. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nda İran denetimi veya fiili vergi mekanizması olmadan seyrüsefer serbestisinin garanti altına alınması şart.

Bu gerçekleşirse Washington yalnızca diplomasiyle elde edemeyeceği bir sonucu savaş yoluyla elde etmiş olacaktır; zira İran’ın daha önce müzakereye yanaşmadığı balistik füze kapasitesi de orta vadede sınırlandırılmış olacaktır.
Ancak müzakereler İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü veya zenginleştirilmiş uranyum stoklarını koruyarak sonuçlanırsa, savaş operasyonel açıdan parlak başarılar üretmiş olsa da stratejik düzeyde başarısızlık olarak kayda geçecektir.
Bu durumda nükleer tehdit ortadan kalkmayacak, buna ek olarak dünya ekonomisi için yeni ve kalıcı bir risk alanı doğacaktır.
