Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 26 Mayıs 2026
Batı değerleri şeklinde aktarılan sistemler içinde en bilinen olgu “demokrasidir”. Tüm dünya Antik Yunan düşünürleri tarafından tanımlanan demokrasi kavramını kendi kültürel kodlarına göre yeniden tanımlamıştır. Tanımların merkezinde ülkelerin politik yapıları yer almaktadır. Burada analiz edilecek demokrasi tartışmalarına lobicilik, manipülasyon, spekülasyon, sübvansiyon, rüşvet, elektronik seçim sistemine müdahaleler, dış destek vs. gibi gayri meşru işlemler dahil edilmemiştir. Buna göre;
Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetim tipi başkanlık sistemidir. Bunun yanında Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre yer almaktadır. Başkan doğrudan HALK tarafından değil “Seçiciler Kurulu” (Electoral College) üyelerince seçilir. Adaylar partiler tarafından ön seçimler (primary) ve parti toplantıları (caucus) ile belirlenir ve ardından HALK sandığa gider. “Ancak HALK pusulada başkan adayını görse de teknik olarak o adayı destekleyen538 kişilik seçici delegelere oy verir. Bir adayın başkan olması için 270 seçici oya ulaşması gerekir. Ancak önemli olan ülke genelindeki toplam oy değil, eyalet bazında kazanılan “seçici oy” sayısıdır. Her eyaletin seçici oy sayısı, o eyaletin nüfus ve Kongre temsil gücüne göre belirlenir”. Aday eyaletlerde %50’den fazla oy alamasa bile en çok oyu aldıysa (kazanan hepsini alır sistemi-winner-take-all)eyaletteki (Maine ve Nebraska eyaletleri hariç) tüm seçici oyları alabilir. Dolayısıyla geri kalanların temsil hakkı elinden alınmış olur. Bu durumda bir aday, ülke genelinde daha fazla HALK oyu alsa bile başkan olamayabilir.
Birleşik Krallık’ta ise parlamenter monarşi/anayasal monarşi sistemi uygulanmaktadır. Ülkede hem kral hem de seçilmiş bir başbakan bulunmaktadır. İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta Monarşinin başı başbakanı atar, kanunları onaylar(Royal Assent), parlamento açılışını yapar ve devleti temsil eder. Buna mukabil başbakan HALK tarafından seçilir ve kabineyi oluşturur, iç ve dış politikayı yönetir. Diğer bir anahtar kurum olan 650 kişilik Avam Kamarası (House of Commons) da HALKIN seçtiği milletvekillerinden oluşur ve fiilen hükümeti belirler. Lordlar Kamarasına (House of Lords) gelince, genellikle atanmış üyeler, din adamları ve bazı soylulardan meydana gelir, yasaları gözden geçirir ve değişiklikler önerir. Dar Bölge Çoğunluk Sistemi (First Past the Post) uygulanan İngiliz seçim sisteminde parlamento içinde seçim bölgelerinden birer milletvekili olacak şekilde düzenlenme yapılmıştır. Burada da en çok oyu alan parti vekil çıkarırken diğer parti seçmenlerinin temsil edilme şansı bulunmamaktadır. Dolayısıyla düşük oy alan partiler bile sandalye elde edebilmektedirler.
İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi sistemi ise Velayet-i Fakih düzenidir. Humeynî’nin ortaya attığı bu yaklaşıma göre Kutsal Rehber; “Hz. Peygamber’den devraldıkları velâyetle dinî ve dünyevî tam bir yönetim yetkisine sahiptir”. Rehber’in seçimi HALK tarafından seçilen Uzmanlar Meclisi tarafından yapılmaktadır. Ancak Uzmanlar Meclisi’ne girmek isteyen adaylar önce Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından incelenir ve uygun bulunanlar seçime girebilir. Dini Lider, silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır, güvenlik ve dış politikada son sözü söyler, yargı başkanını atar, devlet medyasını denetler, bazı kritik kurumların yöneticilerini belirler, Cumhurbaşkanı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Bunun dışında da bu sistemde seçimle gelen bazı kurumlar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Cumhurbaşkanı ekonomiyi yönetmek, bakanlar kurulunu oluşturmak, iç yönetim ve kamu hizmetlerini yürütmek, sınırlı da olsa savunma, stratejik dış politika, güvenlik konularını düzenlemekle yükümlüdür. Şura Meclisi de aynı şekilde HALK tarafından seçilir, yasaları çıkarır, bütçeyi onaylar, bakanları sorgulayabilir. Ancak yasaların da başka kurumlarca onaylanması gerekmektedir.12 üyeden oluşan Anayasayı Koruyucular Konseyi üyelerinin altısını Dini Lider, altı hukukçuyu yargı önerir ve Meclis onaylar. Konsey yasaların İslam’a ve anayasaya uygunluğunu denetler, seçim adaylarını reddeder. Kısaca HALK seçimle Cumhurbaşkanı ve Meclisleri oluşturur, ancak sistem üzerinde dinî kurumların güçlü veto yetkileri bulunur.
Demokrasi İdealinin Teori ve Pratik Arasındaki Farkı
Dolayısıyla her üç ülkenin de siyasal yapısı içinde HALK faktörünün etkisi birbirine oldukça benzemektedir. Ancak Batı yaklaşımları tüm dünyaya ABD ve Birleşik Krallık’ın demokrasinin beşiği olduğu öğretile gelmiştir. Oysa demokrasi; özgür medya, çok partili sistem, devlet organları arasında gücün eşit ve dengeli dağıldığı, adil ve rekabetçi seçim sistemi, ülke içinde birçok ideolojinin var olduğu, anayasaların iktidarı sivil topluma karşı kısıtladığı, sivil özgürlüklerin korunduğu, çıkar gruplarının toplum içinden çıktığı ve devlete karşı HALKI koruduğu, gerçek serbest piyasa koşullarının ekonomiye hakim olduğu, askeri yapıların sivil hükümetin kontrolünde olduğu, yolsuzlukların nerdeyse hiç rastlanmadığı ve hukukun üstün olduğu bir düzen demektir.
Diğer taraftan demokrasi, devlet yöneticilerinin “demo”-HALK tarafından doğrudan seçildiği ve istendiği zaman da değiştirilebilme imkanının olduğu bir “krasi”-YÖNETİM demektir. İster doğrudan/yarı doğrudan, isterse temsili olsun demokrasilerin en önemli özelliği beğenilmeyenin beğenmeyenler/seçmenler tarafından gönderildiği ve seçenlerin iradesinin başkaca hiçbir kişi ve varlık tarafından kullanılmadığı eşit, özgür, çoğulcu, katılımcı ve insan haklarına saygılı bir yapısının olmasıdır. İdeal demokrasi, HALK egemenliği, eşit temsil, tam şeffaflık konularını öne çıkarırken görünen/pratik demokrasi güç dengeleri, baskı grupları, ekonomik etkileri, efendi-köle ilişkilerini ve kurumsal sınırlamaları göz önünde bulundurmaktadır.
Burada elbette İran İslam Cumhuriyeti’nin rejim şeklinin ve yönetim yapısının güzellemesi yapılmamaktadır. Ancak sadece Batı tipi yaklaşımların ve tanımların her zaman doğru sonuçlar vermediğini ifade etmek ihtiyacı hasıl olmuştur. Aydınların çok önemsediği Aristo bile en iyi yönetim şeklinin “polity” olduğunu, yani elit grupların kendi aralarında “seçimle” iş başına gelmesinin “kusursuz” bir yönetim olacağını, ancak elit grupların dışında sıradan insanların da yönetime dahil olduklarında maalesef polity’nin “yozlaşmış” hali olan “demokrasinin” hayata geçeceğini iddia etmiştir.
Batı Düşüncesinde HALK Kavramı
Peki HALK kelimesi ne anlama gelmektedir? “HALK” kavramının bazı dillerde “demos, people, nation, citizenry, masses” şeklinde tanımlandığını görüyoruz. Antik Yunan düşünürlerinden Plato (MÖ 427–347) HALKI “çoğu zaman yönetilmesi gereken geniş kitle” olarak görürken, Aristotle (MÖ 384–322) “kadınlar, köleler ve yabancılar hariç geriye kalan siyasal topluluk/yurttaşlar”, olarak tanımlar. Roma Döneminde ise Cicero (MÖ 106–43) HALKI “ortak hukuk ve ortak çıkar etrafında birleşmiş topluluk olarak” ifade eder. Orta Çağ düşünürlerinden Thomas Aquinas (1225–1274)HALKI “Tanrısal düzen içinde yaşayan siyasal topluluk” olarak görür. Modern Döneme gelince Thomas Hobbes (1588–1679) HALKI “güvenlik için egemene yetki devreden bireyler toplamı” şeklinde tanımlar. John Locke (1632–1704), “doğal haklara sahip bireylerin siyasal topluluk”, Jean-Jacques Rousseau (1712–1778)“genel iradenin taşıyıcısı”, Alexis de Tocqueville (1805–1859) “çoğunluğun tiranlığı”, Karl Marx (1818–1883)“esas siyasal öznenin proletarya (işçi sınıfı) olduğunu”, Antonio Gramsci “kültürel hegemonya içinde şekillenen toplumsal blok”, Max Weber “modern devlet içinde meşruiyetin kaynağı olan yurttaş kitlesi”, Joseph Schumpeter “yöneten değil, yöneticileri seçen”, Jürgen Habermas “demokratik meşruiyeti kamusal tartışma yoluyla oluşturan yurttaş topluluğu” Benedict Anderson “hayali cemaat” olarak tanımlamaya çalışırlar. Dolayısıyla Batı medeniyeti HALK kavramının tanımı konusunda tam olarak asgari müşterekte ortak bir tanıma ulaşmış değildir.
Türk-İslam bilim ve siyaset adamları ise “HALK” tanımına yönelik “avam”, “ümmet”, “reaya”, “tebaa”, “millet”, “cemaat” gibi kavramları kullanmıştır. Farabi (870–950) HALKI “erdemli devletin bir parçası olan ve ortak iyilik için bir arada yaşayan topluluk”, Yusuf Has Hacib(11. y.y.)Kutadgu Bilig’de, “devletin korunması ve adaletin uygulanması gereken kitle”, Nizamülmülk (1018–1092) Siyasetname’de “devlet düzeninin temel unsuru”,Ahmed Yesevî (1093–1166), “manevi terbiyeye ihtiyaç duyan geniş topluluk”, İbn Haldun (1332–1406), Mukaddime’de, “asabiyet (toplumsal dayanışma) içinde yaşayan insan topluluğu”,Kınalızade Ali Efendi (1510–1572)Ahlak-ı Alai’de “toplum düzeni sınıflı bir yapı”, Ziya Gökalp (1876–1924), “millet bilinci taşıyan kültürel topluluk”, Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938), “ortak kader, vatan, kültür ve vatandaşlık bağıyla birleşmiş millet topluluk”, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan (1954-…..) konuşmalarında “tarih, din, kültür ve ortak aidiyet etrafında birleşmiş millet”, şeklinde tanımlar yapmıştır. Bu tanımlardan anlaşılan HALK kavramı millet kavramı ile iç içe geçmiş ve devlet olgusu ile özdeş hale gelmiştir.
Buradan hareketle ve örnekle Batı-Doğu sentezi yapmadan demokrasinin teoride ve pratikte yüklü anlamlarını kavramak mümkün değildir. Bu sebeple 21. y.y. içinde Batıdan devşirme algı, anlayış, olgu, olay, ideoloji, doktrin, sosyal bilim yasaları Güneyin ve Doğu’nun mevcut durumunu, geçmiş hallerini, beklentilerini, kültürel birikimini ve çağdaş medeniyetini tanımlamaya yeterli olamaz.


YORUMLAR