Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 4 Haziran 2026
CHP’de iki başlı yönetim, giderek Özgür Özel’in ağırlığını kaybetmesine sebebiyet veriyor gibi. Bu arada Türk siyasi hayatında önemli mevkileri işgal edenler tarafından da CHP’deki bu türbülans üzerinde ahkam kesiliyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu mesele CHP’nin iç meselesidir!” diyerek kenara çekilmek istemesi üzerine konu ele alındı.
Bir Cumhurbaşkanı Ülkesinin İç Siyasetteki İstikrarsızlığına Sırtını Dönebilir mi?
Anlaşılan o ki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra CHP Genel Başkanı Özel’in başlattığı atak siyaset ve gösteriler CHP tabanında önemli bir zemin kazanmış. Bunu Özel’e yakın 110’un üzerindeki CHP milletvekilinin varlığından da anlamak mümkündür. Ancak 9. Cumhurbaşkanı merhum Demirel’in siyaset için söylediği “Dün, dündür, bugün, bugündür!” sözü yabana atılmamalıdır.
MHP Genel Başkanı Bahçeli de “Mutlak Butlan” kararının ardından önce İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden sınıf arkadaşı Kılıçdaroğlu’na fedakarlık yaparak kenara çekilmesini önermişti. Bahçeli’nin bu tür ani çıkışları yeni de değil. KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’ın henüz seçim sonuçları kesinleşmeden önce KKTC Meclisi’ni toplantıya davet ederek, Türkiye’ye katılma kararı almalarını emreden bir tarzda önerdiği henüz unutulmadı. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan sonucu daha sakin karşılamıştı.
104 amiralin hükümete sosyal medya üzerinden Montrö Sözleşmesi ve “cübbeli amiral” üzerine hükümete önerilerini bir “kalkışma” olarak niteleyen Bahçeli’nin zehir zemberek ifadeleri de unutulmuş değil! Yanında asker emeklisi bir danışmanı, bir milletvekili olsa “emekli bir komutan veya subayın mevcut askeri birlikler üzerinde hiç bir amir hükmünün kalmayacağını” söyleyebilirdi. Ancak, Türk siyasetine habis bir ur gibi yerleşmiş seçilmişliğin kibirliliği “Seçildim, o halde ben daha iyi bilirim!” anlayışı burada da devreye girmişti.
Tekrar CHP meslesine dönelim. Kılıçdaroğlu’na yapılan önerinin parti içerisinde ortak akılla alınmadığı gibi, Cumhur İttifakı’nın patronu Erdoğan’la da görüşmeksizin sarf edilmiş olduğu iki hafta içerisinde netleşti. Nitekim Bahçeli, CHP’deki gelişmelerde aradan daha iki hafta geçmeden, fedakarlık istediği Kılıçdaroğlu’nu bırakıp, Özgür Özel hedefe koydu.
Burada asıl konu, Bahçeli’nin CHP’deki iki başlılığın Türkiye’deki iç istikrarı boazacağını, özellikle adeta tek başına ite kaka götürmeye çalıştığı “Terörsüz Türkiye” sürecine Zarar verebileceği ihtimalidir.
Bahçeli hop oturup, hop kalkarken, ülkenin iç istikrarından birinci derecede sorumlu olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve TBMM Başkanı Kurtulmuş’un “CHP’nin iç meselesidir!” ve diyerek kenara çekilmeleri anlaşılır gibi değildir.
Acaba “tarafsız” bir Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi hareket edebilir miydi? Şayet Erdoğan başbakan olarak iktidarda olsaydı, bu tavrı bir nebze su götürebilirdi. Ancak bir cumhurbaşkanının, iki haftadır Türkiye’yi çalkalayan, tüm Tv kanallarını adeta esir alan, ABD/İsrail-İran ve Rusya-Ukrayna savaşlarını geri plana iten bu gelişmeye “bana ne!” dercesine hareketi mümkün olabilir mi?
Seçildiktan sonra “Seçimlerde oy verenlerin de, oy vermeyenlerin de cumhurbaşkanıyım!” diyen sadece Cumhur İttifakı’nın değil, tüm Türk milletinin hak ve çıkarlarını korumak üzere yemin eden biri bunu söyleyebilir mi? Söylemeli mi?
Tam da bu sebeple diyoruz ki; Cumhurbaşkanlığı sistemi Türkiye’ye uymamıştır. Şayet tarafsız bir cumhurbaşkanı olsaydı, hemen CHP içindeki iki başlı liderliği davetle uzlaşma yolunda önerilerde bulunurdu.
Gerçi Bahçeli, doğru ya da yanlış bu tür girişimlerde bulundu. Ancak “iktidar değiliz!” diyen, ama Cumhur İttifakı uğruna Erdoğan ve Ak Parti iktidarını sonuna kadar destekleyen Bahçeli, cumhurbaşkanı değildir. Yani Bahçeli’nin sağduyuya çağıran girişimleri son yıllarda sıkça tekrarlanan ancak pek şirin bulamadığım “yok hükmünde” ifadesinden farksızdır!
CHP Bu Hale Düşmeli miydi?
Bu yazıyı kaleme alırken oldukça çekimserdim. Zira ne Ak Partiliyim, ne de CHP’li… Durum iç istikrara zarar verecek aşamaya doğru yelken açarken milletimizin ve devletimizin yararını dikkate alarak yazma kararı aldım. Çünkü CHP’deki bu çalkantıdan son derece rahatsızım. Mümkün olduğunca tarafsız, ancak CHP’nin anlaşılır gibi olmayan yakın tarihindeki bazı gelişmeleri de hatırlatarak yazmaya çalıştım…
Yakın arkadaşlarım ve akrabalarım içerisinde çok sayıda CHP’li var. Çoğunluğu da Özel hareketinden yana ve Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan’ın maşası, kayyumu ve hatta CHP içerisindeki “hain” gibi görenler, bu ifadeleri Atatürk’ün kurduğu partiye yakışmayan karikatürlerle paylaşanlar var. Nedense balık hafızalı olmakta ısrar ediyoruz. Kılıçdaroğlu’nun Baykal’a kaset şantajı sonrası genel başkanlığa getirildiği nasıl unutuldu?
Baykal demişken, Kılıçdaroğlu genel başkan olduktan sonra, Erdoğan’ın her seçim zaferinden sonra Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi için “ara seçim” önerisi getirdiği için Baykal’ın yıllarca suçlandığı unutuldu mu? CHP’de geçmiş genel başkanları suçlamak doğru bir hareket mi, yoksa bulaşıcı bir hastalık mıdır? Üstelik genel başkan olduğu yıllarda yere göğe sığdırılamayan Kıçdaroğlu’na Hindistan’ın ünlü kurucu lideri “Gandi” benzetmesi de yapılmışken.
Özel, Mutlak Butlan’ın ardından ilk hatasını YSK’ya başvurarak yapmış. YSK, kararını en kısa sürede verdikten sonra, gerekçeli kararını da 3 Haziran 2026’da, CHP’deki karışıklıkla ilgili olarak karar merciinin Yargıtay olduğunu açıkladı. Ancak, bu durum yasalarla net olarak ortaya konmuşken, Özel liderliğindeki CHP grubunun YSK’yi ve hatta Erdoğan’ı suçlaması anlaşılır gibi değil!
Özel’in anlaşılmayan bir diğer hareketi de henüz Yargıtay kararını vermemişken Kurultay için imza toplaması! Özel’in grubunda Türk Anayasa’sını, Siyasi Partiler Yasası’nı, YSK Yasası’nı bilen hukukçu yok mudur? Ya da ne yazık ki Türkiye’de yerleşen bir diğer habis ur gibi mi hareket etmektedirler? Yani bir hukukçu olarak değil, liderine şirin görünmek isteyen bir “eyyamcı” tavrıyla mı konuya yaklaşmaktadırlar?
Sonuç
CHP’deki bu türbilans sorumlu bir cumhurbaşkanının ve TBMM başkanının “kendi iç meseleleri” denilerek kenara çekilecek bir gelişmenin çok ötesindedir. Keşke demokrasinin gereğini yaparak tarafsız kalabilselerdi! Keşke, CHP’nin iki başlı liderliğini bir araya getirerek, ülkenin iç istikrarına ve ekonomiye getirdiği ve getireceği olumsuzlukları hatırlatarak uzlaşma yoluna gitmelerini sağlayıcı önerilerde bulunabilselerdi. Keşke “İktidar değiliz!” diyen, ama Cumhur İttifakı’nı ayakta tutan Bahçeli gibi CHP’deki karışıklığın sona ermesi için öneride bulunabilselerdi!
Ancak habire ekonomisi büyüdü diye köpürtülen algı yönetimine rağmen, emekli ve ücretliye yansımadığına aldırış etmeyenler, bu durumu da kulak arkası etmektedirler.
CHP’de atmosfer giderek Kılıçdaroğlu’nun lehinde gelişmektedir. Gücü elinde tutanın etrafında kümelenme artar. Bu durumda Özel grubu da kan kaybetmektedir. CHP tekrar bir araya gelebilir mi, ya da Özel grubu ayrı bir parti kurar mı? Sonuç ne olursa olsun, Özel’in İmamoğlu olayından sonra başlattığı ve “iktidara yürüyoruz!” dediği rüzgar giderek geriliyor.
Türkiye’nin CHP gibi bir siyasi partiye iktidar veya “ana muhalefet” olarak ihtiyacı vardır. Ancak bu iki başlı CHP’ye değil! CHP’nin “akil adamları” neden ellerini taşın altına sokmuyor? CHP’deki bu karışıklığın Erdoğan’ın ve Ak Parti iktidarının değirmenine su taşıdığı görülemiyor mu?


YORUMLAR