WOTTV E-DERGİ
DOLAR 32,2347 0.02%
EURO 35,1258 0.21%
ALTIN 2.532,201,28
BITCOIN 2158803-0,21%
CIA’nın İstanbul’daki Adam(lar)ı

CIA’nın İstanbul’daki Adam(lar)ı

14 Mayıs 2024 17:37
CIA’nın İstanbul’daki Adam(lar)ı
0

BEĞENDİM

Bercan TUTAR – 14 Mayıs 2024

 

Türkiye ve Yunanistan arasında yeniden bahar havası esiyor. Bu güzel bir şey. Ancak Yunan medyası Başbakan Kiriakos Miçotakis’in onuruna verilen iş yemeğindeki mönüye ilgi gösterdi. Bunun iki nedeni vardı. İlki mönüdeki yemeklerin menşei ile ilgiliydi. Bilindiği üzere bazı yemekler konusunda Türkiye ve Yunanistan arasında anlaşmazlıklar yaşanıyor. Dönerimize bile sahip çıkan bir Yunanistan kamuoyu var. O yüzden Yunan medyası ziyaretin siyasi sonuçlarından çok, Türkiye’nin ‘geleneksel ürün’ olarak tescil edilmesi için Avrupa Birliği’ne başvuruda bulunması üzerine Atina’da tepkilere yol açan dönerin iş yemeğindeki mönüde yer alıp almadığı konusuna geniş yer verdi. Dönerin mönüde yer almamasına sevinen Yunan medyası zeytinyağlı enginar, kuzu pirzola, fıstıklı kebap ve baklava ile helvanın bulunduğu listeyi gönül rahatlığıyla servis etti.

 

Yunan medyasında Miçotakis’in ziyaretiyle ilgili en çok öne çıkan ikinci başlık ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iş yemeğine Fener Patriği Bartholomeos’u da çağırmasıydı. Bartholemeos’un davet edilmesi Atina’da takdirle karşılandı. Yunan televizyonlarında “Erdoğan, Patriği davet etmekle ortamı daha da yumuşattı”, “Erdoğan’dan son dakika sürprizi” ve “Erdoğan’dan olumlu adım” yorumları yapıldı.

Atina’da Bartholomeos’a davetin yanı sıra konuşulan bir başka ‘sürpriz’ de Yunan heyetine sonradan dâhil edilen Yunan İstihbarat Teşkilatı (EYP) Başkanı Themistoklis Demiris’ti. Yunan medyası, Demiris’in de mevkidaşı MİT Başkanı İbrahim Kalın ile görüşmek üzere Ankara’ya gelmesini iki ülkenin iyi ilişkilere verdiği ciddiyetin işareti olarak sundu. Yunanistan ile büyük sorunlar yaşadığımız dönemde Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri olan Demiris, 24 Ağustos 2022’de EYP’nin başına atanmıştı.

Avrupa ve ABD medyası da Atina ve Ankara arasındaki ziyarete kritik önem atfetti ve yakından izledi. Ancak onlar iş yemeğindeki mönüden daha çok Bartholomeos ile daha önce İtalya, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Avrupa Birliği Büyükelçiliği yapmış Demiris gibi isimlere ağırlık verdi.

 

En çok da Bartholomeos’a önem verilmesi bizi şaşırtmadı. Zira II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin Türkiye’de en çok stratejik önem atfettiği kurum ve kişilerin başında geliyor Fener Rum Patrikhanesi ve Patriği. Patrik Bartholomeos’un uluslararası ilişiklerdeki önemi Türkiye ile ABD arasındaki krizlerin Ukrayna savaşından sonra yumuşamaya başladığı dönemde daha da arttı.

Amerikan medyasının ifadesiyle söylersek ‘Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi’nin ABD hükümetine derinden bağlı olduğunun çok az kişi farkında.

Kuşkusuz bizim yetkililer biliyordur. Yunanlılar da eminim bundan haberdardır. Bir tek geriye Türk ve Yunan kamuoyu kalıyor. Kamuoyunun bu ‘cehaletini’ gidermeye çalışan The American Conservative dergisi 23 Nisan 2024 tarihli sayısında “The CIA’s Man in Constantinople” başlığıyla yayımladığı bir makalede ilginç bir tarihi itirafta bulundu.

Michael Warren Davis imzalı yazıya Amerikan gramofonlarının ezici ağırlıkta olduğu Türk medyasında fazla rağbet gösterilmemesi şaşırtıcı değil. Sadece yazının tercümesi medyamızda yer aldı. O da Hüseyin Vodinalı adına açılan blogdaydı. Bunun dışında medyamız bu tarihi itirafı haberleştirmeye bile yanaşmadı.

Yazıyı önemli kılan tarihi itiraf şöyle başlıyor… “1942’de, Yunan Ortodoks Kilisesi’nin Amerika Başpiskoposu Athenagoras Spyrou, 1947’de Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) dönüştürülen Stratejik Hizmetler Ofisi’nin (Office of Strategic Services-OSS) bir temsilcisine şu mektubu yazar… Üç Piskoposum, üç yüz rahibim ve geniş ve geniş bir örgütüm var. Benim emrim altındaki herkes senin emrin altındadır. İhtiyaç duyduğunuz herhangi bir hizmet için onlara komut verebilirsiniz. Hiçbir soru sorulmayacak ve talimatlarınız sadakatle yerine getirilecektir…”

Ve bu mektuptan bir yıl sonra Athenagoras, Doğu Ortodoksluğunun ruhani lideri olan “Konstantinopolis Ekümenik Patriği” seçilerek İstanbul’a geldi. Athenagoras OSS’ye başvurduğunda Yunanistan kısmen Nazi işgali altındaydı. Yazıdan anlıyoruz ki Athenagoras, Amerikan emperyalizminin yılmaz bir savunucusu ve ABD’nin militarist dış politikasını her açıdan destekleyen bir din adamı.

Yazıda, İstanbul’daki ABD Konsolosu’nun Athenagoras’la 1951’de yaptığı konuşma da şöyle aktarılıyor: “Her zamanki gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Tanrı tarafından kendisine verilen, tüm insanlara özgürlük, refah ve mutluluk dağıtma misyonunu yerine getirmek için birkaç yüzyıl boyunca Yakın Doğu’da kalması gerektiğine olan inancından uzun uzun bahsetti…”

Makalenin yazarı Davis bu bilgileri Rus propagandacılardan değil Matthew Namee adlı bir Ortodoks tarihçinin Boston’daki Yunan ilahiyat okulu Holy Cross Hellenic College’da yaptığı konuşmadan aldığının bilgisini veriyor. “Çünkü” diyor Davis, “Rum Ortodokslar Amerikan derin devletiyle olan ilişkilerinden oldukça gurur duymaktadırlar.”

 

ABD’nin ve CIA’nın kanatları altına giren Athenagoras artık sadece bir Amerikalı değildi. Aynı zamanda liberal Ortodoksların yakından izlediği Renovasyonizm (Bolşevik devrimi sonrası yenilenen Ortodoks Kilisesi) uzmanı olarak da tanınan biriydi.

Athenagoras 1964’te Kudüs’te Papa Paul VI ile görüştü; birlikte, seleflerinin 1054’te uyguladığı karşılıklı aforozları resmen kaldırdılar.

Patrikhanesi’ni ABD’nin emperyal çıkarlarına göre yeniden kurgulamaktan çekinmeyen Athenagoras’ın bu jesti Ortodoks dünyasında öfkeye yol açtı ve Katolik Roma ile kağıt üzerinde bir birlik uğruna Ortodoks inancından ödün vermekle suçlandı.

Makaledeki en ilginç ve bizim için önemli olan itiraf ise şu cümlelerde geçiyor… “Mevcut “Ekümenik” Patrik Bartholomeos, Athenagoras’la aynı kumaştandır. Papa Francis’e çok yakın; ikisi kitlesel göç ve çevre aktivizmi konusunda ortak bir tutkuya sahip. Ayrıca Athenagoras gibi Bartholomeos da ABD hükümetiyle yakın bir ilişki içindedir. Bu, karşılıklı yarar sağladığı kanıtlanmış bir ortaklıktır. Sözde Ekümenik Patrik, Ortodoksluğun ruhani lideridir. Türkiye’de yalnızca birkaç bin Ortodoks Hıristiyan üzerinde doğrudan yargı yetkisine sahip olsa da Bartholomeos Yunanistan Kilisesi, Kıbrıs Kilisesi ve Amerikan metropolleri veya piskoposluklarının ruhani lideri konumundadır…”

 

Fener Rum Patriği’ni ABD için önemli kılan sadece bu tarihsel, dinsel ve teo-jeopolitik nitelikleri değil. Şu sıralar Ukrayna’da Rusya ile Batı arasında amansız bir savaş veriliyor ve bu savaşta kiliseler de çok önemli birer ‘askeri’ güç olarak kullanılıyor.

Çünkü dünya çapındaki Ortodoks Hıristiyanların büyük bir çoğunluğu Fener Rum Patrikhanesi yerine Rus Ortodoks geleneğine mensup. Bu nedenle Moskova Patrikhanesi ile ‘Konstantinopolis Patrikhanesi’ arasında büyük bir rekabet söz konusu.

Makalede de ifade edildiği üzere, “Her ne kadar öyle olmak istese de Bartholomeos Ortodoksluğun “Papası” değil.”

Ancak Amerikan derin devleti Rusya’ya karşı sadece Avrupalı müttefiklerini bir araya getirerek, onları askeri ve ekonomik cephede birleştirerek savaş vermiyor. ABD yönetimi Ortodoks Hristiyanları da Fener Rum Patrikhanesi üzerinden Rusya’ya karşı aynı cephede birleştirmeye çalışıyor. Bartholomoeos’a her tür imkanı sunmaktan çekinmeyen Amerikan devleti, “Ekümenik” diye nitelediği Bartholomeos’un çeşitli Rum Ortodoks kiliseleri üzerindeki sert gücünü pekiştirmek için son yıllarda inanılmaz bir gayret sarf ediyor. Bu çabanın en verimli olduğu yer ise ABD.

Yazıda da belirtildiği üzere 2014 yılında, Amerika’nın şu anki Başpiskoposu ve Bartholomeos’un varisi olan Elpidophoros Lambriniadis, “Eşit Olmayan İlk” adlı kısa bir makale yayınladı. Makale başlığı, “primus inter pares” veya “eşitler arasında birinci” deyimine atıfta bulunan bir kelime oyununa dayanıyordu.

Bu unvan başlangıçta Roma Papası’na atıf yapıyordu, ancak 1054’teki Büyük Bölünme’nin ardından Ortodokslar tarafından ‘Konstantinopolis Patrikliği’ne devredildi.

Ana hedefi ‘Yunan Papalığı’ doktrinini desteklemeye dayanan ABD bu nedenle “Ekümenik” iddiasındaki Fener Rum Patrikhane’nin küresel Ortodoksluk içindeki konumunun güçlendirilmesiyle iki amacına ulaşmayı planlıyor.

Birincisi, İstanbul’un rakibi Moskova Patrikhanesi’nin etkisini azaltmak. Makalede de vurgulandığı üzere Washington, Rus Ortodoksluğunu Kremlin propagandasının bir aracı ve dolayısıyla karşı istihbarat operasyonları için meşru bir hedef olarak görüyor. İkinci olarak da reform yanlısı “Ekümenik” Patrikler, ABD’nin emperyal amaçlarla devreye soktuğu sözde liberal ve demokratik değerlerini dünya çapında yayma kampanyasının istekli taşeronları olarak görev yürütüyor.

Örneğin ABD devletinin politik çizgisiyle aynı yerde saf alan Bartholomeos’un Rusya’ya savaş açan Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne (OCU) destek vermesi Beyaz Saray’da memnuniyetle karşılanmıştı. Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne “otosefali” (Ortodokslukta kendilerine ait bir baş tarafından yönetilen Ortodoks kiliselerine verilen ad) kazandıran kararnameyi Ocak 2019’da imzalamıştı. O dönem ABD Başkan Yardımcısı olan Joe Biden, bu kararı alkışlamıştı.

2019’da Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağımsızlık kazandıran kararnameyi İstanbul’da imzalayarak okları üzerine çeken Patrik Bartholomeos, Mart 2023’te de Ukrayna savaşının en hararetlendiği dönemde Rus Ortodoks Kilisesi’nin Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde ve işgal sırasında ortaya çıkan savaş suçlarından Moskova kadar sorumlu olduğunu söyledi. Bartholomoeos, Litvanya Parlamentosu’nda düzenlenen konferansta, Rus yetkililerin Rus Ortodoks Kilisesi’ni “stratejik hedefleri için bir araç” olarak kullandıklarını iddia ederek, “Rusya’da hükümet ve kilise Ukrayna’ya saldırmak için işbirliği yaptı, Ukraynalı çocukların kaçırılması gibi savaş suçlarının sorumluluğunu paylaştı” çıkışında bulunmuştu.

Fener Rum Patrikhanesi ile ABD devletinin politikaları görüldüğü üzere sadece dini konularda değil siyasi konularda da büyük bir paralellik arz ediyor. ABD’nin nihai hedefi Yunan Ortodoksluğunu liberalleştirmek ve Rus Ortodoksluğuna karşı koymak amacıyla Bartholomeos ve halefi Elpidophoros’u “Yunan Papaları” olarak dünyaya kabul ettirmektir.

Bu hedef için ABD’nin her tür fırsatı eskiden olduğu gibi bundan sonra da kullandığını ve kullanacağını biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına tabi olan bir kurumun tarihi ve dini aidiyetleriyle geleceğe dönük politik hedefleri kuşku yok ki devletimiz tarafından yakından biliniyordur. Beklentimiz içeride ve dışarıda ülkemize sadece teo-politik değil jeo-politik avantajlar da sağlayacak konumdaki Fener Rum Patrikhanesi’nin ABD gibi dış aktörlerin çıkarlarını savunan İstanbul’daki bir temsilcisi olmaktan kurtarılması ve bizim milli ve tarihi nüfuz sahamıza yeniden dâhil edilebilmesidir.

Yunanistan ile açılan yeni sayfa kuşku yok ki ABD ve onun İstanbul’daki kadim temsilcisi konumundaki Fener Rum Patrikhanesi’ni de şu veya bu şekilde kapsayacak görünüyor. Zira gelişmeler buna işaret ediyor. Umarız bu kritik adımlar ülkemiz ve milletimizin hayrına olur, aleyhine olmaz.

Bercan Tutar

1970'de Ağrı/Eleşkirt'in Yenigün köyünde dünyaya geldi. Adıyaman'da başladığı ilk ve orta öğrenimini Çanakkale İmam Hatip Lisesi’nde noktaladı. ODTÜ'de bir yıl okudu. Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri Bölümü’nü bitirdi. Metin yazarlığı ve danışmanlık firmalarında eğitmenlik yaptı.Gazeteciliğe 2003’te Yeni Şafak’ta başladı. Turkey Newsweek ve Sabah Gazetesi’nde (2007-2012) çalıştı. 2012’de Yeni Şafak’a geri döndü. Tutar, 2016 yılından itibaren Sabah Gazetesinde Köşe Yazarı ve Dış Haberler Müdürü olarak görev yapıyor. İki çeviri kitabı olan Bercan Tutar’ın 2014’te ABD'nin İslam dünyasına yönelik siyasetini ve 21. yüzyılın jeo-stratejilerini ele aldığı "Kader Karanlık Değildir" isimli çalışması bulunuyor.

    En az 10 karakter gerekli
    Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.