WOTTV E-DERGİ
DOLAR 32,3212 0.31%
EURO 35,0055 0.42%
ALTIN 2.419,45-0,07
BITCOIN 2190648-0,76%
Medya ve Sanatımız İşgal Altında Mı?-2

Medya ve Sanatımız İşgal Altında Mı?-2

13 Mayıs 2024 10:12
Medya ve Sanatımız İşgal Altında Mı?-2
0

BEĞENDİM

Ceyhun BOZKURT – 13 Mayıs 2024

 

ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’den devraldığı Batı kutbu liderliğini, serbest piyasanın yayılması ve güçlenmesi için de kullandı. ABD için aslolan ekonomik sisteminin, şirketlerinin korunması, hegemonyasının devamıydı.

Gerekli kurumsal altyapı oluşturuldu ve dünyanın birçok yerine yayılan askeri üslerle sistemini silahlı olarak da güvenlik altına aldı. Sadece düşmanlarına, rakiplerine değil, müttefiklerine de baskı uyguladı.

Kurumsal altyapı çerçevesinde;

– Siyasi ayağı olarak Birleşmiş Milletler,

– Askeri olarak NATO,

– Esas sistemin ana parçaları olarak IMF ve Dünya Bankası’nı kurdu.

Japonya ile imzaladığı Güvenlik Antlaşması da Asya-Pasifik’te ABD hegemonyasını artırma amaçlıydı.

Sistemin, kurulması kadar korunması ve yayılması da önemliydi. Sistemi rakiplerine karşı korur gözükürken, müttefiklerini de kendi çizdiği hizadan çıkarmamaya çalıştı. Pek tabi bu sadece askeri güçle olabilecek bir şey değildi. Bir önceki yazımızda aktardığımız Brzezinski’nin tanımıyla hedef ülkelerde varolan veya oluşturulan “bağımlı yabancı seçkinler” üzerinden politik, ekonomik ve hepsi kadar önemli psikolojik hegemonya oluşturuldu. Psikolojik hegemonyanın temellerini de ABD’nin gücüne biat edenler üzerinden attı ve onlarla devam etti. Bu alanların başında medya ve sanat dünyası vardı. Hedef ülkelerde Amerikan gücü ve kültürü, adım adım toplumlara zerkedildi. Hedef kitle ağırlıklı olarak gençler oldu. Gençlik üzerinde ciddi bir çekim merkezi oluşturuldu. Bu sayede yıllara yayılacak bir Amerikan nüfuzu oluşturuldu. Bu altyapıyı oluşturmada en önemli araçların başında medya gelmekteydi. Medya, yaptığı yayınlarla toplumların kendi rızasıyla hegemonyayı kabulünde etkili oldu.

ABD bunu bağımsız, anti-emperyalist, kendi milli çıkarlarını önceleyen medya mensupları üzerinden bunu yapamazdı. Onların değerleri vardı. İnsana ve gazeteciye ait değerleri imha etmeye hazır olanları bulmaları gerekiyordu.

Filmi biraz geriye saralım.

***

Bir gazeteci düşünün.

Mart 1991’de Yüzyıl dergisinin kendisini kapak yapması sonrası hedef gösterildiğini ileri sürerek can korkusuyla ABD’ye kaçmış. Kaçtığı zaman orada bulunan bir gazeteci arkadaşı onu orada ağırlamış, 35 gün boyunca misafir etmiş.

İnsani olarak o insana ömür boyu minnettar kalırsınız değil mi?

Malum bir kahvenin bile 40 yıl hatırı vardı.

Sonra Türkiye’ye döndü. O arkadaşıyla irtibatı koparmadı ama artık rakip gazetede yazıyorlardı. Ama dostlar, hele de vefa borcu olanlar için rakip gazete de olsa dost dosttu. Değişmezdi. Haber atlatma mesleğin ruhunda vardı. O sayılmazdı. Ama ya kumpas kurmak.

Evet, o arkadaşına, sırf Aydın Doğan’ın Milliyet’i ile Dinç Bilgin’in Sabah’ı ansiklopedi savaşı yaptığı için kumpas kurdu. Telefonla aradı, kayıt aldı ve söylenenleri çarpıtıp yayınladı.

Halen bile yazdığı haberlerden, kitaplardan faydalandığın merhum gazeteci Turan Yavuz, 21 Aralık 1993 tarihli Milliyet’te Cengiz Çandar için şu ifadeleri kullanmıştı: “(…)15 yıllık arkadaşım sandığım ve hatta ölüm korkusuyla Türkiye’den ABD’ye kaçtığında 35 gün evimde misafir ettiğim birinin konuşmalarımı banda kaydetmesi bir yana, benim gazeteciliğimi lekelemeye yönelik bir harekette bulunması beni çok şaşırttı.”

Milliyet gazetesinin birinci sayfasında da Çandar’ın fotoğrafı ve “Ahlaksız Tuzak” başlığı vardı. Yazının spotunda “Cengiz Çandar, ‘ajan’ gibi, ’15 yıllık arkadaşı’ gazeteci Turan Yavuz’a komplo kurdu” yazıyordu.

Çandar’ın yanında da o dönem Sabah’ın Genel Yayın Müdürü olan Zafer Mutlu vardı.

 

“Ajan” gibi

Gazete ‘Ajan’ı tırnak içinde kullanmıştı. Bu bilinçli bir gönderme miydi, bilinmez ama bilinen şuydu: Cengiz Çandar, Pentagon koridorlarına giren tek Türk gazeteci olmakla övünürdü. Peki Pentagon’a herhangi bir Türk gazeteciyi alırlar mı? 24 yıldır bu mesleğin içindeyim ve Washington’daki meslektaşlarımızı yakından takip ederim. Bir tanesinin de Pentagon koridorlarında çok rahatlıkla gezdiğini okumadım, duymadım. Demek ki özel kişilere tanınan bir ayrıcalıktan bahsediyormuş.

Zaten Çandar’ın, özellikle 12 Eylül sonrasında Türk basınında ABD sözcülüğüne soyunması, Türkiye’ye “ABD’nin Irak planlarını kabul edersen büyürsün, kabul etmezsen ABD seni de böler” yazıları yazdığı da biliniyor.

İşte Cengiz Çandar örneği, Türk basınının ve benzer örnekleriyle sanat camiamızın durumunu göstermekte.

Yarın detaylandıracağız. Örneğin ABD’nin Ortadoğu saldırganlığının doktrinini yazan Eisenhower adına kurulan vakfın Türkiye’nin temsilcisinin bir gazeteci olmasını okuyacaksınız.

Alman devletine aparat olanları sadece bir kişiyle mi sınırlı olacağını duyacaksınız.

Sanat camiasında nasıl bir grubun köşe başlarını tuttuğunu, bu ekibin psikolojik harpte hangi operasyonların içinde olduğunu, kendileri gibi olmayanlara nasıl baskı kurduklarını, buna rağmen önemli projelerde yer bulduklarını da…

Ceyhun Bozkurt

Ceyhun Bozkurt 1978 yılında Muş’ta doğdu.İlk, orta ve lise eğitimini Muş’ta tamamladı.Muhabirliğe, üniversite öğrenimim devam ederken 2000 yılında Aydınlık Dergisi’nde başladı. Aydınlık'ta başladıktan kısa bir süre sonra yayın hayatına başlayan Ulusal Kanal'da da televizyon muhabirliğini devam etti.Sonrasında sırasıyla Avrasya Radyo Televizyonu (ART), Yeniçağ Gazetesi, Aydınlık Gazetesi ve Yeni Birlik Gazetesinde haberler ve köşe yazıları yazdı.Kanal D'de yayını yapılan İsimsizler Dizisi'nin ilk sezonunda Senaryo Danışmanlığı görevini yaptı. Şimdilerde ise Bozkurt, SuperHaber'de köşe yazarlığı yapmaktadır.

    En az 10 karakter gerekli
    Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.