İngiltere merkezli önemli yayın organlarından The Guardian’da, ABD ile İran arasında son dönemde şekillenen ateşkes ve müzakere sürecinin geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Analizde, Washington ile Tahran arasında anlaşmaya dair iyimser açıklamalar yapılmasına rağmen taraflar arasında özellikle Hürmüz Boğazı’nın statüsü, İran’ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi ve bölgesel aktörlere verilen destek gibi temel başlıklarda ciddi görüş ayrılıklarının sürdüğü belirtildi.
Analizde ayrıca, ateşkesin kalıcılığına ilişkin soru işaretlerine, İsrail faktörünün süreç üzerindeki etkisine ve olası bir anlaşmanın hem ABD hem de İran açısından ortaya çıkarabileceği siyasi, ekonomik ve askeri sonuçlara dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Guardian’da yayınlanan analiz:
ABD ile İran arasındaki krizi takip edenler açısından son birkaç gün oldukça kafa karıştırıcı geçti. Cuma günü, altı haftadır yürürlükte olan ateşkesin çökme riskiyle karşı karşıya olduğu düşünülüyordu.

Hatta Donald Trump’ın, oğlunun düğününe katılmayarak Beyaz Saray’da kaldı ve İran’a yönelik askeri saldırıları yeniden başlatmayı değerlendirdiği öne sürüldü. Ancak cumartesi günü endişenin yerini iyimserlik aldı.
Trump, İran ile bir anlaşmanın “çok yakında” sonuçlanacağını açıkladı. Pazar günü ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yakında “iyi haberler” geleceğini söyleyerek umutları artırdı.
Bu sırada İran medyası, Trump’ın sosyal medya paylaşımını propaganda olarak nitelendirirken, Tahran yönetimi çözülmemiş birçok anlaşmazlık başlığı bulunduğunu vurguladı.
İran’ın, anlaşmaya dair kendi yaklaşımını genel hatlarıyla açıklamaya başlaması ise Washington ile Tahran arasındaki mesafenin sanıldığından daha büyük olduğunu ortaya koydu.
Ateşkes ve Hürmüz düğümü
Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın derhal yeniden açılmasını talep ediyor. Washington ayrıca İran’ın elindeki tüm zenginleştirilmiş uranyum stokunun ülke dışına çıkarılmasında ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen yasaklanmasında ısrar ediyor.

İran ise sürecin iki aşamalı ilerlemesini istiyor. Birinci aşamada, Lübnan’ı da kapsayacak şekilde ateşkesin 60 gün daha uzatılması öngörülüyor. Bu süreçte Hürmüz Boğazı açılacak ancak gemilerden geçiş ücreti alınmayacak; buna karşılık ABD deniz ablukasını kaldıracak, İran’a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakmaya başlayacak ve ekonomik yaptırımları hafifletecek.
Ancak bu ilk aşama dahi başarısız olabilir. Anlaşmadan rahatsız olan İsrail, Lübnan’daki hareket serbestisini korumak istiyor. Ayrıca Washington’un “serbest ve açık boğaz” talebi ile İran’ın 18 Mayıs’ta açıkladığı, deniz trafiğini denetleyecek ve gemilerden ücret alacak Basra Körfezi Boğaz Otoritesi arasında nasıl bir uyum sağlanacağı da belirsizliğini koruyor.
Füze ve vekil güç tartışmaları
ABD ve İsrail, İran’ın balistik füze kapasitesini hem sayı hem de menzil açısından azaltmasını ve bölgedeki ortaklarına verdiği desteği sonlandırmasını da talep ediyor. Bu kapsamda Hizbullah, Hamas ve Yemen’deki Ensarullah hareketine verilen destek öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

İran ise şimdiye kadar bu iki meseleye değinmedi. Ancak Trump’ın bu konularda geri adım atması halinde, İsrail ve Washington’daki İran karşıtı çevrelerin güçlü itirazlarıyla karşılaşması muhtemel görünüyor.
Nükleer dosyada ikinci aşama
Hürmüz Boğazı’nın açılması, İran limanlarının üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve yaptırımların gevşetilmeye başlanması halinde, taraflar ikinci aşamaya geçecek. Bu aşama doğrudan İran’ın nükleer programına odaklanacak.

Fakat Tahran, hangi adımları atmaya hazır olduğunu ve hangi alanlarda taviz vermeyeceğini henüz açıklamış değil. Bu, Trump’ın İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini 70’ten fazla kez dile getirdiği düşünüldüğünde tali bir mesele değil.
ABD, yalnızca yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 450 kilogram uranyumun değil, İran’ın tüm zenginleştirilmiş uranyum stokunun ülke dışına çıkarılmasını talep ediyor. İran’ın dini lideri Mojtaba Hamaney’in ise bu talebi reddettiği belirtiliyor.
Bu sorunun çözümü için uluslararası gözetim altında uranyumun seyreltilmesi bir seçenek olarak görülse de, Tahran’a taviz verdiği gerekçesiyle şahin çevrelerin baskısı altındaki Trump açısından bunun kabul edilmesi kolay olmayabilir. ABD ile İran’ın nükleer konuda uzlaşamaması halinde süreç yeniden başlangıç noktasına dönebilir ve bu durum ateşkesi de tehlikeye atabilir.
İyimserler ve kötümserler
İyimserler, İran’ın açıkladığı pozisyonu bir “açılış teklifi” olarak yorumluyor. Buna göre Tahran, ABD’den taviz koparmak amacıyla bazı taleplerini daha sonra geri çekebilir.

İran savaş tazminatı talep ediyor olsa da, Trump’ın bunu asla kabul etmeyeceğinin farkında olduğu düşünülüyor. Tahran, bu talebi daha hızlı yaptırım kaldırılması gibi kazanımlar karşılığında geri çekebilir.
İyimser yaklaşım, Trump’ın da ciddi baskı altında olduğunu vurguluyor. Savaş nedeniyle petrol ve emtia fiyatları yükselmiş durumda ve Amerikalıların çoğunluğu çatışmaya karşı çıkıyor. Aynı zamanda İran’ın da anlaşmaya ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. ABD ablukası gıda ve ilaç fiyatlarını artırmış, çok sayıda işletmenin kapanmasına yol açmış durumda.
Kötümserler ise ateşkesin her an dağılabileceğini savunuyor. Onlara göre Trump, ikinci aşamada daha fazla baskı kurmak için savaşı yeniden başlatması gerektiği sonucuna varabilir.
Alternatif olarak İsrail, Hizbullah’a ya da doğrudan İran’a yönelik yeni saldırılar gerçekleştirebilir. Ayrıca Trump’ın “yakında” açıklanacağını söylediği anlaşma detaylarının, süregelen görüş ayrılıkları nedeniyle ertelenmiş olması da bu kesimin argümanlarını güçlendiriyor.
Anlaşmanın maliyeti ve kazananı
Tüm engellerin aşılması ve nihai bir anlaşmanın ortaya çıkması halinde bile, şartların İran lehine ABD’den daha avantajlı olacağı değerlendiriliyor.

Trump, daha fazla taviz elde etmek amacıyla askeri saldırıları yeniden başlatabilir. Ancak 28 Şubat ile 8 Nisan arasındaki askeri sürecin beklenen sonucu vermediği dikkate alındığında, güç kullanımının bu kez daha başarılı olacağının garantisi bulunmuyor.
Üstelik yeni bir savaş hem ABD ekonomisine hem de küresel ekonomiye daha fazla zarar verecek. Orta seçimler yaklaşırken Trump’ın kaçınmak istediği senaryolardan biri de bu.
Trump, anlaşmaya karşı yükselen baskılara rağmen geri adım atmazsa, elde edebileceği en iyi sonucun Obama yönetiminin 2015’te İran ile imzaladığı nükleer anlaşmaya benzer şartlar olabileceği değerlendiriliyor.
Ancak bu, Mayıs ortası itibarıyla küresel ekonomiyi sarsan ve başarısız olduğu ileri sürülen savaş için harcandığı belirtilen 29 milyar dolar düşünüldüğünde, büyük bir başarı olarak görülmeyebilir.
