İngiltere merkezli önemli yayın organlarından The Telegraph’da, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı üzerinden tırmanan gerilimin ve Washington’ın “Project Freedom” adı altında duyurduğu girişimin olası sonuçlarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Analizde, ABD’nin söz konusu girişimi “insani bir koridor” olarak sunmasına rağmen, İran tarafından bunun boğazı zor kullanarak açmaya yönelik bir askeri hamle olarak algılandığına dikkat çekilerek, taraflar arasında doğrudan çatışma riskinin ciddi şekilde arttığı vurgulandı.
Ayrıca analizde; Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanmasının küresel petrol arzında eşi benzeri görülmemiş bir şok yarattığı, özellikle Asya ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünya ekonomisinin kırılma noktasına sürüklendiği ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı karşı ablukanın beklenen sonucu üretmekte yetersiz kaldığına dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte The Telegraph’da yayınlanan analiz:
İran’ın mevcut yönetim kadrosu açısından bakıldığında, ABD kaynaklı herhangi bir “insani girişimin” derin bir şüpheyle karşılanması şaşırtıcı değil.

Özellikle Devrim Muhafızları Ordusu komuta kademesi, Donald Trump’ın “Project Freedom” adı altında duyurduğu ve çatışma nedeniyle Hürmüz Boğazı çevresinde mahsur kalan yüzlerce geminin güvenli şekilde sevk edilmesini hedeflediği açıklamayı, doğrudan bir askerî örtü operasyonu olarak okuma eğiliminde.
Tahran’a göre bu girişim, insani bir tahliye planından ziyade ABD’nin boğazı zor kullanarak yeniden açma hamlesinin bir ön hazırlığı niteliğinde.
İran’ın kırmızı çizgisi
Bu algının sahaya yansıması gecikmedi. İran tarafından yapılan askerî açıklamada, Hürmüz Boğazı’na yaklaşacak “her türlü yabancı silahlı unsurun” ve özellikle “saldırgan ABD ordusunun” hedef alınacağı açıkça ifade edildi. Bu, aslında örtülü bir uyarıdan öte, doğrudan angajman tehdidi anlamına geliyor.

Eğer ABD donanması gerçekten de bölgede mahsur kalan tankerleri eskort eşliğinde boğazdan geçirmeye başlarsa, İran’ın bu konvoylara İHA veya füze saldırısı düzenlemesi kuvvetle muhtemel. Böyle bir senaryo ise çatışmanın yeniden tam ölçekli bir savaşa evrilmesi riskini barındırıyor.
Trump’ın açıklamasından yalnızca saatler sonra İran’ın bir Amerikan destroyerini iki füze ile vurduğunu iddia etmesi (her ne kadar ABD donanması bunu yalanlasa da) gerilimin ne denli hızlı tırmandığını ortaya koyuyor. Daha önemlisi, Trump’ın bu riski göze alması, Washington’ın artık Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın mutlak bir zorunluluk olduğunun farkına vardığını gösteriyor.
Küresel ekonominin boğazı
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan fiili kapanma, küresel ekonomi üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir baskı oluşturmuş durumda. İki ayı aşkın süredir devam eden bu durum, dünya piyasalarından günlük yaklaşık 12 milyon varil petrolün çekilmesine yol açtı. Bu miktar, küresel toplam tüketimin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.

Alternatif hatların tam kapasite çalışmasına rağmen bu açığın telafi edilememesi, krizin boyutunu daha da büyütüyor. Modern dönemde bu ölçekte bir arz şoku daha önce yaşanmış değil.
Özellikle Asya ve Afrika’daki ülkeler, boğazdan geçen tanker trafiğine yüksek bağımlılıkları nedeniyle krizin en ağır yükünü taşıyor. Pakistan ve Endonezya gibi toplamda 500 milyonu aşan nüfusa sahip ülkelerin haftalar içinde yakıt sıkıntısıyla karşı karşıya kalma ihtimali, krizin sosyal ve politik sonuçlarının da kapıda olduğuna işaret ediyor.
Karşı ablukanın sınırları
Trump yönetiminin krizi aşmak için ilk hamlesi, İran’a karşı bir “karşı abluka” uygulamak oldu. 13 Nisan’da ABD donanması, İran limanlarına giriş-çıkış yapan tüm gemileri engelleyeceğini ilan etti.

Bu stratejinin temel amacı, İran’ın günlük yaklaşık 1.8 milyon varil seviyesinde devam eden petrol ihracatını keserek Tahran’ı ekonomik olarak köşeye sıkıştırmaktı.
Verilmek istenen mesaj netti:
“Boğazı boğarsan, biz de seni boğarız.”
Ancak bu stratejinin ciddi bir açmazı vardı. ABD bu adımı attığında İran zaten altı haftadır Hürmüz Boğazı’nı fiilen sıkıştırıyordu. Bu bir tür “dayanıklılık yarışı”na dönüştüğünde, avantaj başlangıçta hamle yapan tarafta olur. İran, küresel ekonominin nefes borusunu 44 gün boyunca sıkmışken, ABD’nin karşı hamlesi gecikmiş bir reaksiyon olarak kaldı.
Stratejik tırmanış
Trump’ın mahsur kalan tankerleri güvenli şekilde boğazdan geçirme vaadi, aslında kendi uyguladığı ablukanın sonuç üretmesinin çok uzun süreceğini kabul ettiğini gösteriyor. İran’ın kırılma noktası hâlâ bir mesafe uzaktayken, küresel ekonominin kırılma eşiğine çok daha hızlı ulaşıldığı anlaşılıyor.

Bu nedenle Washington, risk seviyesini yükseltme yoluna gidiyor. Trump açısından savaşın başında ortaya koyduğu hedeflerden çıkış yolu, artık boğazı yeniden açmak ve bunu bir “zafer” olarak sunmak gibi görünüyor.
Diplomasi ve baskı dengesi
Tüm bu askerî gerilime rağmen, perde arkasında diplomatik temasların sürdüğüne dair işaretler de var. İran’ın geçtiğimiz hafta bir barış planı sunduğu ve ABD’nin buna yanıt verdiği biliniyor.

Trump’ın “çok olumlu görüşmeler” ifadesi de bu temasların tamamen kopmadığını gösteriyor.
Bu çerçevede “Project Freedom” girişimi, yalnızca askerî bir hamle değil, aynı zamanda müzakere masasında İran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir kaldıraç olarak da okunabilir.
Ancak bu tür bir adımın gerekli hale gelmiş olması, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısının küresel ekonomiyi uçurumun eşiğine getirmekte ne kadar etkili olduğunu da açık biçimde ortaya koyuyor.
Sonuç
Gelinen noktada Hürmüz Boğazı krizi, klasik bir bölgesel gerilim olmanın ötesine geçerek küresel sistemin kırılganlığını açığa çıkaran bir stres testine dönüşmüş durumda.

ABD’nin askerî risk alarak boğazı açma yönündeki hamlesi ile İran’ın caydırıcılık temelli sert tepkisi arasında oluşan bu denklem, küçük bir kıvılcımın dahi geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir ortam yaratıyor.
Daha kritik olan ise şu: Bu kriz, enerji arz güvenliğinin hâlâ ne ölçüde dar coğrafi boğazlara bağımlı olduğunu ve büyük güç rekabetinin ekonomik maliyetinin artık doğrudan küresel refahı tehdit ettiğini net biçimde ortaya koyuyor.
Bu nedenle Hürmüz’de yaşananlar, yalnızca bugünün değil, önümüzdeki dönemin jeopolitik kırılmalarının da habercisi niteliğinde.
