Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 19 Ocak 2026
Terörsüz Türkiye sürecini etkileyen en ciddi olumsuz gelişme daha düne kadar Türkiye ve Kandil’den değil, Suriye kaynaklıydı. Yani PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG’nin Türkiye’nin bu politikasıyla çelişen tutumu. Ancak bu sorun 18 Ocak 2026 akşamı Şam yönetimiyle YPG/SDG arasında varılan son mutabakatla çözüldü veya en azından gündemden düşme eğilimine girdi.
Aslında süreçle ilgili ilk yalpalama TBMM’deki “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na katılan siyasi partilerin Meclis başkanlığına sunduğu raporlardaki çelişkilerde de mevcuttu. Ak Parti ile DEM Parti raporları en uçlarda ve zıt kutuplarda yer aldılar. CHP ve Yeni Yol grubunun raporları özellikle “Demokratikleşme” ve “hukuk devleti” bağlamında DEM Parti raporuna çok daha yakındı. MHP de açıkça belirtmese de demokratikleşmeyi zımnen destekler nitelikteydi. Kayyum atamalarının kaldırılması ve AİHM ile AYM kararlarının uygulanması konusunda sadece Ak Parti renk vermemişti.
MHP’nin dışında diğer parti/gruplar “Kürt Sorunu” derken, özellikle DEM Parti “Barış” kavramını pek çok yerde kullanarak, sanki konunun terör yerine “Kürt” kimliği olduğu algısını yaratmaya çalışıyordu.
Bir diğer önemli ayrışma alanı ise PKK terör örgütünün Suriye uzantısı YPG/SDG’nin geleceği üzerineydi. MHP ve Ak Parti, Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurguyla, YPG/SDG’nin 10 Mart 2025’te Şam yönetimiyle imzaladığı mutabakata uymasını ve merkezi yönetimli bir Suriye’ye destek verirken, DEM Parti de ısrarla YPG/SDG’nin “otonom” düzenindeki “demokratik hukuk düzeni”ne vurguyla, yerinden yönetimi desteklemekteydi. Yani Irak Kürt Bölgesel Yönetimi gibi bir oluşum…
Suriye’de Şam Yönetimi ve YPG/SDG Çatışmaları Üzerinden Terörsüz Türkiye Süreci
YPG/SDG – Şam yönetimi arasındaki 10 Mart 2025 tarihli mutabakata göre tüm silahlı unsurlar gibi YPG/SDG de Şam yönetiminin silahlı gücüne entegre olacaktı. Ancak bu “entegrasyon” konusunda tarafların ajandaları oldukça farklıydı. YPG/SDG bu entegrasyonu, sahip olacağı otonom bir yönetimle gerektiğinde Şam yönetimine destek verecek gibi yorumlarken, Şam yönetimi ise bu silahlı güç üzerinde tam kontrol tesisini istemekteydi.
Aralık 2025 sonuna kadar gerçekleşmesi hükme bağlanan bu entegrasyon gerçekleşmedi. Bu arada gene taraflar arasında 1 Nisan 2025’te varılan bir diğer mutabakata göre Halep’in 3 mahallesinde yuvalanan YPG/PKK militanları da bölgeyi terk edeceklerdi.
Ocak 2026 ayı başlarında bu konular üzerinde araya ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barack’ın da dahil olduğu görüşmeler gerçekleşti. Ancak uzlaşma sağlanamadı. Bu arada Halep’teki YPG/PYD’li militanlar çatışma çıkartınca Şam yönetimi, e-gazetemiz WOT’un 9 Ocak 2026 tarihli sayısında “Suriye’de YPG (SDG) İle Kaçınılmaz Çatışma Başlarken…” başlıklı analizde de açıklandığı gibi teröristler üzerine yürüdü ve 9 Ocak’ta tesis edilen ateşkese kadar bölgeyi temizledi. Daha sonra mutabakatın temini maksadıyla Fırat’ın batısını hedef alan bir askeri hareketi başlattı.
Bu hareket devam ederken, ABD ve AB ülkelerinin de baskı/iknasıyla Suriye Devlet Başkanı el-Şara 16 Ocak’ta “Suriye’nin temel parçası olan Kürtlere” vatandaşlık hakkı ile Kürtçenin “ulusal dil” olacağı da dahil önemli haklar tanıyan bir kararnameyi yayınladı.
Bu arada Şam yönetimi kuvvetleri ile YPG/SDG arasında süren çatışmalarda teröristlerin elindeki yerleşim bölgeleri yerel aşiretlerin de yardımıyla birer birer ele geçirildi. Önemli merkezlerden Rakka ile Fırat üzerindeki Tabka Barajının kontrolünün sağlanmasıyla askeri ve psikolojik üstünlük büyük ölçüde Şara kuvvetlerinin eline geçti.
Çatışmaların şiddetlendiği 16-18 Ocak 2026 dönemi baş döndürücü gelişmelere sahne oldu. Mazlum Abdi tarafı Şam yönetimini “10 Mart mutabakatı”nı ihlalle suçlarken, Türkiye’ye de “Suriye’de tarafları kızıştıran değil uzlaştıran ve bir arada tutan bir aktör olması” çağrı yaptı. Ayrıca çözüm süreci varken Türkiye’yi, “Kuzey-Doğu Suriye’de izlenen tarafgir politikaları” sebebiyle “siyasi riyakarlık”la suçladı. Bu sorunların giderilmesi için de Öcalan’a acilen “süreçte daha aktif rol oynayacağı” koşulların yaratılmasını talep etti.
Suriye güçleri ilerlerken ABD Büyükelçisi Barack, Erbil’de YPG/SDG’nin elebaşısı Mazlum Abdi ile görüşürken, DEM Parti heyeti (Pervin Buldan, Mithat Sancar, avukat Faik Özgür Erol), 17 Ocak’ta İmralı’da Öcalan’la görüştü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşme talebinde bulunan ancak randevu alamayan heyet, Öcalan’ın Suriye’deki gelişmelerin “Barış ve Demokratik Toplum Sürecini baltalama girişim” sürecini olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle endişeli olduğunu ifadeyle, Öcalan’ın “Sorunun konuşularak çatışma zemininden çıkarılması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğu”nu söyledi.
18 Ocak’ta DEM Parti’den bir açıklama ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’den, el-Şara’nın kararnamesine destek veren 8 maddelik bir yol haritası yayınlandı.
DEM Parti Merkez Yürütme Kurulunun “Ankara’da yapıcı, Suriye’de yıkıcı olunamaz!” başlıklı yazılı açıklamasında “Sahadaki gelişmeler çözümü değil, çözümsüzlüğün planlı biçimde derinleştirildiğini; halkların iradesine karşı silahlı dayatmanın yeniden devreye sokulduğunu gösteriyor!” denilerek Şam yönetimi ve Türkiye suçlandı.
Bahçeli ise “SDG’nin fiili kontrol alanlarının tamamen feshedilerek Şam yönetimine entegre edilmesini savunan yol haritasında şu hususları belirtti:
“- Federasyon, özerklik ve bölünme tartışmaları sonlandırılmalı, üniter devlet yapısı korunmalı.
– Tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, yeni bir eşitlikçi, demokratik bir anayasal düzenin kurulması. (Burada “Demokrasinin parmağı şıklatınca gelen bir rejim olmadığı”nı hatırlatmakta yarar var.)
– SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu algısının toplumsal düzeyde kırılması. (Burada da araya girmek gerekiyor. Zira Türkiye’de de DEM Parti PKK’yı Kürtlerin tamamıyla özdeşleştiriyor.)
– Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine girmesi, Türkmenler ve tüm asli unsurların kültürel haklarının gündeme alınması.
– Suriye vatandaşlığı kavramının güçlendirilmesi, tek resmi dil ilkesinin korunması.
– Başkanlık sistemi temelinde yönetimde istikrarın sağlanması.”
18 Ocak akşamına doğru Şam yönetimi ile YPG/SDG arasında yeni bir ateşkes imzalandığı bizzat el-Şara tarafından duyuruldu. YPG/SDG’nin Şam yönetimine tamamıyla entegre olacağını belirten bu anlaşmaya göre Suriye devlet kurumları “doğu ve kuzeydoğudaki, YPG/SDG işgali altındaki üç vilayete girecek! (…) Ülkedeki tüm enerji kaynakları ve sınır kapıları devletin kontrolüne geçecek!”
Sonuç
YPG/SDG yeni bir sorun çıkartmaz ise, Suriye’nin iç istikrarını olumlu etkileyebilecek olan bu son gelişme, aynı zamanda Terörsüz Türkiye sürecinde Cumhur İttifakı’nın ısrarını da gerçekleştirdiği söylenebilir. Ancak bu ateşkes de yakından izlenmelidir.
PKK, göstermelik de olsa silah bıraktı ve Türkiye’den ayrıldığını bildirdi. Zaten en azından 15 aydan beri Türkiye’de “PKK terörü” ve bununla mücadele diye bir şey duyulmaz oldu.
Terör örgütünün tasfiyesinde, izlenen “Çatışmaların çözümlenmesi” disiplini, devlet tarafının da bazı şeyler vermesini dikte etmektedir. Daha önceki yazılarda da belirtildiği üzere, her ne kadar “Terörle pazarlık yok!” denilse de, terör örgütü “Pes!” demediği için, asgari müştereklerde bir uzlaşma yolu bulunmalıdır. Kanaatimce kayyum uygulanmasına son verilmesi ile AİHM ve AYM kararlarının yürürlüğe konmasıyla buna başlanabilir. Böylece DEM Parti’nin “Vazgeçmeyeceğiz. Vazgeçen kaybeder!” şeklindeki direnci ikna ile kırılabilir.




YORUMLAR