Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Avatar fotoğrafı

ABD İran’a Ne Zaman Saldırıyor Diyenlere: Saldırı Kesilmedi ki! – Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 31 Ocak 2026

 

2025 yılı bitmeden önce ABD Başkanı Trump, İran’ı tehdit etmeye tekrar başladı. Ocak 2026 sonuna yaklaşırken de ABD, İran’a saldıracak diye her kafadan ses çıkmaya başladı. ABD, Obama döneminde 2015 yılında uranyum zenginleştirme konusundaki İran – “5+1” (BM’nin 5 Daimi üyesi ve Almanya) Anlaşması ile İran’ı oldukça rahatlatmıştı. Bu anlaşmaya tek ve en büyük itiraz, o dönemde de İsrail Başbakanı olan Netanyahu’dan gelmişti.

Trump’ın ilk başkanlığı döneminde, 2018 yılında bu anlaşma tek taraflı olarak bozuldu ve İran’a ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başladı. Zamanla bu yaptırımlara Batı dünyasının diğer ülkeleri de uydu.

Yaptırımlar sonucunda ekonomik açıdan bunalan İran halkı, Ocak 2026 başlarında çarşı esnafının başlattığı sokak gösterilerine katıldı. Hayat pahalılığını şikâyet eden gösteriler, sabık Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza tarafından da desteklendi. Tabii ABD Başkanı Trump da boş durmayarak, ölümlerin artması halinde askerî harekât tehdidinde bulundu.

Hele de 3 Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile eşi, ABD özel kuvvetler askerlerince sarayından alınarak yargılanmak için ABD’ye nakledilince, ABD’nin İran’a da benzer bir harekât yapabileceği yazılıp konuşulmaya başlandı.

Bu konular üzerindeki çalışmalarımızı bilenler de “ABD, İran’a ne zaman saldıracak?” diye sormaya başladılar. Oysa ABD, 2018 yılında 5+1 anlaşmasının feshiyle birlikte, en ağır askerî saldırılarla kıyaslanabilecek etkideki ekonomik yaptırımlarla zaten saldırmaktadır. Burada soruyu soranlar tabii ki “askerî saldırının” ne zaman olacağını kast etmektedirler.

ABD İran’a Askerî Harekât Yapar mı, Yaparsa Ne Tür Bir Harekât Olabilir?

Venezuela’ya yapılan bir askerî harekâtın benzeri İran’a yapılabilir. Ancak İran, Venezuela değildir. Kendi silah ve keşif sistemlerini üretebilen İran, bu tür bir tehdide karşı ABD’nin Haziran 2025’te yaptığı hava saldırısının ardından ciddi önlemler de almış olabilir. Özellikle de İran’a baskı ile kendisine güçlük çıkartılmasını hesaplayan Çin ile Rusya’nın bu konularda İran’a destek çıkmaları da kuvvetle muhtemeldir.

Tahran’a veya Kum’a ya da herhangi bir İran kentine Amerikan özel kuvvetlerinin “discombobulator” (karşı tarafın ekipmanlarının çalışmamasını sağlayan) silahı kullanarak Venezuela benzeri bir harekât yapması pek de kolay değildir. Kaldı ki İran Ruhani Lideri Hamaney ile Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın alınıp götürülmesi ile İran rejiminin değişemeyeceğini ABD istihbaratı bile biliyordur. Bırakın rejim değişikliğini, zamanla değişmesi beklenen rejimin ömrünün daha da uzamasına sebebiyet verilebilir. Zira İran halkı, ABD’nin bu hareketi üzerine rejimin yanında yer almayı tercih edebilir.

ABD, Haziran 2025’te İsrail’in ardından İran nükleer çalışma tesislerine yine hava ve füze saldırısı düzenleyebilir. Ancak bu kez hedefler arasına, İsrail “Demir Kubbesi”ne büyük hasarlar veren balistik füze rampaları da girecektir. Tabii ki daha önce hasar verilen uranyum zenginleştirme tesisleri ile petrol ve doğalgaz tesisleri de nasibini alabilir.

Bu tür bir saldırı karşısında İran’ın da yapacağını belirttiği misilleme füzeleri, ABD’nin Orta Doğu’daki askerî üslerini ve İsrail’i hedef alabilecektir.

Trump’ın İran’a Saldırmakla İlgili İfadelerinin Maksadı ve Hedefi Neler Olabilir?

Trump, İran’a saldırıyla ilgili gözdağlarında, saldırı sebebi olarak İran’ın nükleer silah çalışmasının sonlandırılması ve rejim aleyhtarı göstericilere karşı silah kullanılmasını bahane etmektedir. Ancak çoğu zaman blöf yaptığı bilinen Trump’ın bu tür söylemleri ve gerçekleştirmesi hâlinde İran saldırısının perde arkasındaki hedefleri de mevcut olup bunlar şöyle düşünülebilir:

Basına açıklanan hedefler: Özellikle de İsrail’i memnun etmek maksadıyla, İran’ın nükleer çalışmalarını sonlandırmak ve rejim değişikliğine yardımcı olmak.

Çin’e mesaj: Bilindiği üzere İran ile Çin arasında milenyumla birlikte petrol satışı konusunda çok önemli anlaşmalar yapıldı. Çin’in hızlı ilerleyişini stratejik bir tehdit gören ABD, İran petrolünü taşıyan pek çok denizcilik şirketine yaptırım uygulamaktadır. İran’ı da Venezuela durumuna düşürerek Çin’in petrol tedarik zincirine darbe vurmak isteyebilir.

Körfez ülkelerine (bilhassa Suudi Arabistan’a) mesaj: Çin’in bir diğer önemli petrol tedarik ülkesi yıllardır Suudi Arabistan’dır. Çin bahanesiyle İran’a yapılacak saldırı, Çin’le enerji alanında iş birliği yapan Körfez ülkeleri için de caydırıcı bir mesaj olacaktır.

Diğer ülkelere mesaj: Venezuela Devlet Başkanı’nı apar topar teslim alan, Grönland konusunda NATO müttefiki Danimarka ve AB ülkelerini tehdit eden, Küba’ya petrol götüren denizcilik şirketlerini tehdit eden, Çin’le son günlerde ekonomik iş birliğini artırdığı için Kanada’yı tehdit eden Trump’ın; Çin’le özellikle enerji alanında iş birliği içerisindeki tüm ülkelere “Bugün İran’a, yarın size!” şeklinde mesaj vermek isteyebileceği de düşünülmelidir.

Türkiye’ye mesaj: Bazı “türedi” güvenlik politikası “uzmanları”, İran’a saldırının ardından sıranın Türkiye olacağını söylüyorlar. Nasıl ki İran Venezuela değilse, Türkiye de ne Venezuela’dır ne de İran. Her şeyden önce Türkiye’de Venezuela benzeri bir iktidar veya rejim değişikliği olmaz. Türkiye’nin savunma sistemleri çok daha güçlüdür. Orta Doğu’da NATO müttefiki ve aynı zamanda İsrail karşısında hiç de tehdit olarak arzu edilmeyecek bir ülke olan Türkiye bu şekilde hedef alınmaz. Bunun yerine 2018’de Rahip Brunson olayı sırasında yapılan ekonomik yaptırımlar çok daha etkili oluyor zaten…

Sonuç

ABD’nin Orta Doğu’da birçok ülkede askerî üsleri ve yaklaşık 50 bin civarında askerî personeli var. Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin olası İran saldırısı için hava sahalarının kullanılmayacağını deklare etti. Ancak ABD’nin Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia askerî üssünde ve bölgeye intikal eden uçak gemisinde bombardıman uçakları var. İran’ın erken ihbar sistemlerini hem Körfez’deki üsleri hem de uyduları vasıtasıyla belli ölçüde etkisizleştirebilecek imkânlara sahiptir. Ancak bu saldırı, yine de hava ve füze saldırısının ötesinde beklenmemektedir.

Bu arada Trump’ın İran saldırısıyla ilgili çıkışları özellikle altın ve gümüş fiyatlarını oldukça zıplatınca, “Acaba ABD borçlarının azaltılması için manipülasyon mu yapılıyor?” diye de düşünülmektedir.

Türkiye, her ne kadar İran’ın uranyum zenginleştirme çabalarına destek vermese de ABD’nin bölgesel istikrarı bozabilecek, İsrail’i bölgede “Ali kıran, başkesen!” hâline taşıyacak hareketlerin de karşısında olmalıdır.

Eğer ABD bundan sonra İran’da rejimi gerçekten de değiştirmek istiyorsa, ekonomik yaptırımları kaldırmalıdır. Zaten su kendi mecrasında akacağı yere ulaşacaktır. Tabii ki ABD, Körfez ülkelerini İran üzerinden korkutarak bölgede istediği gibi hareket etmek istemiyorsa…

Bu arada bunca yıllık aradan sonra Devrim Muhafızlarını “terör örgütü” olarak sınıflandıran AB’ye de bir çift söz söylemek şart oldu. Kendilerini daha dün Grönland konusunda tehdit eden Trump’a yaranmak için bu hareketi yaptılar. Hele de İngiltere’nin bölgeye ABD ve İsrail’e destek olsun diye bombardıman uçağı göndermesi anlaşılabilir gibi de değil! Avrupa, anlaşılan NATO Genel Sekreteri Rutte’nin “ABD’siz Avrupa savunması mümkün değildir!” sözüne inanarak tarihinin en silik dönemine girmiş…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER