Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 17 Mart 2026
ABD ve İsrail’in saldırganlığı devam etse de İran da tüm dünyayı şaşırtacak şekilde direniyor. Üstelik ABD ve İsrail tarafının direnci daha fazla kırılmış gibi iken, İran pes etmiyor.
ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılması için Çin de dahil tüm ülkelerden destek istedi. Bu çağrıya rağbet eden olmayınca bu kez de NATO ülkelerinden benzer desteği tehditle istedi. Daha önce de Kanada ve Grönland krizlerinde olduğu gibi, NATO müttefiklerini bir kez daha tehdit eden ABD’nin bu çirkin yüzü üzerine bu konu ele alındı.
Trump’ın Hürmüz Boğazı İçin Destek Çağrısı
ABD, konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne getirmeden, NATO müttefikleriyle koordine etmeden, üstelik de İran’la müzakereler devam ederken İsrail’le eşzamanlı olarak İran’a saldırdı. Eğer evdeki hesabı uysaydı İran’daki mollalar rejimi devrilecek, Venezuela’daki gibi “Ben ettim, sen etme!” diyecek yeni bir yönetim işbaşına gelecekti. Tabii ki başta petrol ve doğalgazı olmak üzere İran’ın zenginliklerini de ABD şirketlerine paylaştırılacaktı. Ama yanlış hesap Acem’den döndü!
İran, ABD ve İsrail istihbaratını fena yanıltmış olacak ki, pes etmek bir yana, her iki ülke yöneticilerinin de canını fena halde sıkmaya başladı. İsrail’e ilaveten bölge ülkelerindeki Amerikan askeri üslerine ve bazı ekonomik birimlere füze ve dronlarla aralıksız saldırısını sürdürdü. Hatta Hürmüz Boğazı’ndan, ABD ve İsrail’le bağlantılı gemi trafiğinin engellendiğini, bu özellikteki gemilerden geçen olursa vuracağını açıkladı. Nitekim iki gemiyi de vurunca, ABD ile Trump nasıl bir yanlışlığın içerisine girdiklerini anlamaya başladı.
Önce Hürmüz Boğazı’nı Amerikan gemileri ile açacağını söyleyen Trump, ardından Boğaz’a hakim konumda ve İran petrolünün %90’ına yakın kısmının depolanıp tankerlere yüklendiği Kharg adasını vurdu. Ancak saldırıda adadaki İran askeri birimleri hedef alınırken, petrol tesislerine dokunulmadı.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı mayınlarla kapatabileceği, insansız silahlı deniz araçları ve kıyı bataryası ile boğazdan geçebilecek gemileri hedef alabileceği anlaşılınca, bu kez Trump, Japonya’nın petrolünün %95, Çin’in %90’ının Körfez’den karşılandığı gerekçesiyle Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore ve İngiltere’den Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için “ortak çaba” çağrısında bulundu. Ancak bu talep rağbet görmedi. Sadece Fransa, Körfez Ülkelerindeki üslerini de dikkate alarak daha ılımlı bir yaklaşım sergiledi.
Trump’a Tehdit Ettiği NATO ve Avrupa’dan “Hayır!”
Beklediği destek karşılık bulmayınca bu kez Trump, Çin’e ilaveten özellikle Avrupa’nın Körfez petrolüne bağımlılığını vurgulayarak, daha önceleri de yaptığı gibi bizzat müttefiklerini tehdit yoluna gitti. Bu maksatla “Eğer yanıt gelmezse ya da olumsuz yanıt gelirse, bunun NATO’nun geleceği için çok kötü olacağını düşünüyorum!” ve “Zorunda olmasalar bile Ukrayna konusunda NATO’ya yardım ettiklerini” ifadeyle “Biz onlar için orada oluruz ama onlar bizim için olmaz. Olacaklarından da emin değilim!” şeklinde konuşarak, NATO’nun geleceği üzerine yeni bir tehdit savurdu. Trump’ın Hürmüz Boğazı için Avrupalı müttefiklerinden özellikle mayın avlama gemilerine ihtiyaç duyduğu da ifadesinden anlaşılmaktaydı.
Sanki Hürmüz Boğazı, tedarikçi ülkelerin İran saldırısı üzerine kapatılıyormuşçasına, boğazın güvenliğinin bölgeden petrol tedarik eden ülkeler tarafından sağlanması gerektiğini vurgularken, İngiltere’nin müttefikliğini de ağır bir şekilde eleştirdi.
Trump, NATO’dan talebine de karşılık bulamadı. Zira bütün ülkeler biliyordu ki, her şeyden önce bu savaş NATO’nun değil, ittifak üyesi ABD’nin, saldırıya uğramadığı halde, hatta müzakereler devam ederken İsrail aşkına bizzat kendisinin saldırısıyla başlayan bir savaştı. Trump’ın “Biz saldırmasak iki haftaya kadar nükleer silahlarıyla saldıracaktı!” ifadesi Kabul görmedi. Ardından “İran füzeleri Kaliforniya’yı vuracak!” gibi akıl almaz istihbarata da inanan olmadı. Derken İran İslami Şûra Meclisi Başkanı Laricani’nin; “ABD’de 11 Eylül 2001’deki gibi bir komplo tezgahlanarak suçun İran’a yükleneceğine” dair duyum aldığını açıkladı. Bu ifade yabana atılır gibi değil. Zira 11 Eylül’de NATO üyesi ABD saldırıya uğradığı gerekçesiyle, ittifakın 5. Maddesi (kolektif savunma ilkesi) ilk kez yürürlüğe sokulmuş ve ABD ile birlikte Afganistan’a girilmişti.
NATO ülkelerinden Almanya, İspanya, İtalya gibi ülkeler gemi göndermeyeceklerini bildirdiler. Ancak Karadeniz’deki “Tahıl Koridoru” benzeri bir projeyi önerdiler. İngiltere insansız mayın avlama botları konusuna sıcak iken Fransa da “savunma” maksatlı çabayı desteklediğini bildirdi. Diğer NATO ülkelerinden ise pek fazla ses çıkmadı.
Bu arada Japonya, Avustralya ile Güney Kore de ABD’ye yardıma sıcak değiller. Trump’ın ay sonunda ziyareti planlanan Çin’den destek gelmemesi halinde ziyaretinin ertelenebileceği tehdidinde de bulundu.
ABD’nin son çabalarından biri de bölgeye 5000 kişilik deniz piyade askeri intikal ettirmek. Muhtemelen Kharg adası ile Hürmüz Boğazı’nın İran sahillerine çıkartarak kıyıbaşı tutmak olabilir. Ancak bu askerler İran’ın daha önce hazırlamış olduğu tuzaklara, kıyı bataryalarına, dronlara ve füzelere de açık hedef haline gelebilecektir.
Sonuç
Tarafların algı yönetimi veya psikolojik harekatı alabildiğine hız kazandı. Başlangıçta bu alanda geri duran İran’ın oldukça isabetli, başarılı ve kararlı olduğu görülebiliyor. Buna karşılık ABD ve İsrail tarafında giderek yükselen bir panik havası seziliyor.
İran, müzakere devam ederken saldırıya uğrayan ülkesini savunan “mağdur” konumunu, ABD füzeleriyle vurulan okulda katledilen 168 çocuk olayını başarılı bir şekilde dünya kamuoyuna duyurdu.
Öte yandan Trump’ın Kharg adası için; bırakın bir küresel güç lideri, normal bir insanın bile söylemeyeceği “sırf eğlence olsun diye birkaç kez daha vurabilecekleri” şeklindeki ifadesini oldukça iyi duyurdu. Benzer şekilde ABD Savunma Bakanı Hegseth’in de İran’a saldırılarda “merhamete yer olmadığı” ifadesi de buna eklendi.
Bu arada İran’ın füze ve dron stoğunun bittiği şeklindeki Amerikan propagandalarına inat, İran bu silahları ateşlemeye devam ettiği gibi, yer altında bu silahlardan çok sayıda depolamış olduğunu da küresel çapta pazarlamayı bildi. ABD’nin haklılığı en azından bu hafta sonuna kadar İran füzelerinin ateşleme sayısı oldukça azalırsa doğru olabilir.
ABD ve İsrail’in, “müttefiklerden” beklediği desteğin alınamayışı, bu savaşın bir “Haklı Savaş” olmadığı inancından kaynaklanmaktadır. Özellikle de İsrail’in, Gazze Şeridi’nin ardından bu kez de petrol krizi çıkartacak bu daha büyük savaşı çıkartması, aynı anda Lübnan’daki harekatı dünya kamuoyunda karşılık bulamadı. Tabii ki Trump’ın sadece düşmanlarını değil, “dostlarını” da ürküten, “Çirkin Amerikalı” çıkışları da ABD’ye dost kaybettirdi…
Dileriz ki “Haksız savaş”, adil bir ateşkes ve barışla sona erer.
NOT: Bu vesileyle okurlarımızın Ramazan Bayramını içtenlikle kutlar; sağlık, huzur ve barış içerisinde nice güzel bayramlar geçirmesini dilerim.


YORUMLAR