Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 23 Mart 2026
Genel olarak “Savaşın kazananı olmaz!” denir. Büyük ölçüde doğru da olsa, bazı ülkelerin daha çok kaybedenlere göre göreceli kazanç sağlayabildiği de bir gerçektir. Tabii ki bir de silah lobisi…
Öte yandan çok karışık durumları yaratanlar için de “Bir deli bir kuyuya bir taş attı, 40 akıllı çıkartamıyor!” diye bir söz vardır. Bu olayda ise “İki zırdeli İran kuyusuna taş attı, 80 akıllı çıkartamıyor!” denilse yeridir.
Savaşın Tarafların Kayıpları
İran: Öncelikle büyük bir saldırı altındaki İran, kuşkusuz ki savaştan en ciddi zararı gören ülke olacaktır. Rejim devrilmediği gibi, halkın nefretini en fazla kazanan iki ülkenin saldırısı, rejim karşıtlarını da rejime destek vermeye yönlendirmiştir. Buna rağmen on yıllardır binbir çaba ve kaynakla ortaya çıkartılan savunma sistemleri, enerji ve ulaştırma tesisleri, devlet binalarına oldukça büyük hasarlar verildiği için İran’ın belini doğrultması uzunca bir zaman alacaktır.
Muhtemelen tekrar toparlanmak, yerle yeksan edilen savunma tesisleri, ulaştırma hatları, petrol ve doğalgaz tesislerini ayağa kaldırmak için yabancı yatırımcılara (Çinli firmalar başta olmak üzere) ciddi ödünler vermek mecburiyetinde kalınabilecektir.
İsrail: Demir Kubbesi bir kez daha İran füzeleri karşısında tutunamayan İsrail de büyük ölçüde zarar görmektedir. Zaten Gazze saldırısı ile İsrail’in saldırgan yüzünü görmeye başlayan Batı dünyası, özellikle petrol fiyatlarındaki maliyeti yükselten bu son İran saldırısı üzerine İsrail’e karşı daha kuşkulu yaklaşmaya başladı.
ABD’nin birleştiriciliğinde Körfez Ülkeleri başta olmak üzere Arap devletleri ile ilişkileri düzelen İsrail’e karşı, Gazze Şeridi kıyımı ile başlamış olan güven bunalımı, İran saldırısı ile tırmanışa geçti. Zira ekonomik kayıpları yanında güvenlik sorunlarıyla yüz yüze kalan bu ülkeler bundan sonra İsrail’e daha mesafeli kalmaya çalışacaklardır.
Saldırganlığı küresel çapta tavan yapan İsrail halkı, artık II. Dünya Harbi’nin soykırıma uğrayan “Mazlum Yahudileri” olmak yerine “saldırgan Siyonist” kimliğiyle anılacak, ABD’nin gücünün ve desteğinin azalmasına paralel olarak bölgede daha büyük güven sorunu yaşamaya başlayabilecektir.
ABD: Müzakereler sürdürülürken İran’a saldıran ABD, savaşın başında belirlediği siyasi hedefi olan “rejim değişikliği”ni gerçekleştiremediği için hem küresel ölçekte bir saygınlık yitirdi, hem de gücünün abartılı olduğu algısı yarattı.
İran saldırısı üzerine Körfez’deki ABD üslerine yapılan İran füze ve dron saldırılarının varlığı ve az sayıda da olsa verdiği hasarlar, özellikle kendi savunmalarını ABD’ye havale eden Körfez Ülkelerinde ciddi güven bunalımı yaratmaya başladı. Hele de Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın tercihleri dışında tanker trafiğinin kesilmesi bu bunalımı daha da köpürttü.
Savaşın uzaması ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması üzerine NATO ülkeleri yanında Çin, Japonya, G. Kore gibi ülkelerden destek isteyen ABD, bu desteği alamayarak da küresel ölçekte bir prestij kaybına uğradı. Başta Başkan Trump olmak üzere, ABD yönetiminin NATO’yu korkaklıkla suçlaması, Trump’ın Kanada ve Grönland’la ilgili istekleri ile Rusya-Ukrayna savaşında 180 derece çark edişi gibi gerekçelerle çatırdattığı Transatlantik dayanışmasını da dinamitlemiş oldu.
Lübnan: Savaşın bir diğer mazlumu da Lübnan! Hizbullah’ı bahane eden İsrail, bu gidişle Lübnan’da Litani nehrinin güneyini “güvenlik” sebebiyle işgal ederse sürpriz sayılmamalı. Ekonomisi memurlarına maaş veremeyecek derecede düşen ülke, İsrail’in verdiği hasarlarla da büyük kayıplar yaşamaktadır.
Körfez Ülkeleri: Savaştan nasibini alan üçüncü ülkeler arasında BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Umman da var. Son yıllarda turizm ve finans merkezi olmaya doğru birbirleriyle yarışırcasına koşan BAE ve Katar bu savaştan en fazla kayba uğrayabilecek ülkeler arasındadır. Zira turist ve para, istikrarın olmadığı yerden hemen kaçar.
Savaşın Görünen ve Görünmeyen Küresel Ölçekteki Zararları
Yukarıda savaşan tarafların olası zararlarına değinildi. Savaşa katılmayan ancak, başta enerji darboğazı sebebiyle savaştan ciddi zararlar gören ülkeler de var. Savaş öncesinde 56-65 dolar arasında seyreden varil başına petrol fiyatları 100 doların üzerine çıktı. İran’ın her gün küresel ihtiyacın %20’sinin sevk edildiği Hürmüz Boğazı’ndan geçecek tankerlerle ilgili tasarrufunun ve ısrarının devamı halinde 150 doları bile geçme tehlikesi var.
Konu sadece petrol, doğalgazı fiyatları gibi ilk akla gelen ulaştırma ve ısınma ihtiyacının karşılanması olmayıp, çok daha fazlası!
Bir an için etrafımıza baktığımızda; el telefonunu ve şarj cihazından Tv ekranlarına, elektrik enerji hatlarındaki kablolara, arabaların tampon ve farlarından iç aksamına ve akü muhafazasına, uçakların ve araçların lastiklerine, bisiklet ve motosiklet lastiklerine, az gelişmiş ülkelerde çeşitli mutfak kaplarından su sarnıçlarına, son yıllarda pas tutmadığı için galvaniz borularla değiştirilen plastik borulara, inşaatta kullanılan malzemelere, sentetik kumaşlardan ayakkabı imalatına, ilaç kutularından özellikle ve özellikle gübre yapımına kadar pek çok malzemenin maliyeti petrol ürünlerine bağlıdır.
Bunlar bir çırpıda sayabildiklerimiz. Sayamadıklarımızla birlikte düşünüldüğünde savaşın uzun sürmesi halinde özellikle enerji sıkıntısı içerisindeki ülkelere bindireceği yükü hatırlamak da, hatırlatmak da oldukça can sıkıcı. Tüm bunlara küresel ticarette yaşanabilecek durgunluk da var.
İnsanlar bu denli “tüketim ekonomisi”ne alışmışken, ister istemez tasarruf yapmaya kalktığında pek çok yuvanın yıkılma olasılığı da çok yüksek. Ekonomik krizi yönetemeyen ülkelerde iktidar değişiklikleri ve hatta rejim değişiklikleri de oldukça muhtemel.
Savaşın Özellikle Ukrayna ve Suriye’ye Olumsuz Etkileri
Yukarıda savaşan taraflar ve bölge ülkelerine olası etkilerine yer verildi. Bunlara ilaveten Ukrayna ve Suriye de olumsuz sonuçlardan etkilenmeye adaydır.
Ukrayna: Rusya saldırısı ile büyük kayıplara uğrayan Ukrayna da, Körfez savaşının kaybedenleri arasına girmeye adaydır. Zira Körfez savaşının devamında yükselen petrol fiyatları Rusya’ya yararken, Ukrayna’ya yardım çabası içerisindeki Avrupa ülkelerini de vuracaktır. Tabii ki “Önce can, sonra canan!” diyecek olan Avrupa’nın, Rusya’ya karşı savunma öncelikleri artarken, Ukrayna’ya yardım faslında eksilmeler olacaktır.
Suriye: Ukrayna gibi kaybedenlere aday bir diğer ülke de Suriye’dir. Daha önce kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’nin karlılıkta öncelikli alanlarına ilgi duyan Körfez Ülkeleri de “Önce can, sonra canan!” diyecekler ve Suriye yatırımlarını donduracak ya da öteleyebileceklerdir.
Savaşın Türkiye’ye Olası Etkileri
Biraz da Türkiye’ye dönelim. Kendi ihtiyacının sadece %10’u kadar petrol ve bir o kadar da doğalgaz çıkardığı halde “Enerji merkezi Türkiye!” diye algı yönetimini alabildiğine pompalayan Ak Parti iktidarı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük bir hevesle ve nutuklarla süslediği nas ekonomisinin çökerttiği ekonomiyi bir türlü düzlüğe çıkartamadı. 3 yıldır uygulanan ekonomi politikası, dövizi baskılamanın dışında yeni bir şey üretemediği için emekçileri ve emeklileri hırpalamaya devam ediyor.
Şahsen ikramiye yerine maaşlarda kalıcı iyileşyirmeyi tercih eden bir emekliyim. Zira “Bayram ikramiyesi”, sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ihsanı, sanki onun cebinden veriliyormuşçasına köpürtülen bir algı yönetimi mevcuttur. İkramiye devlet tarafından verilir ve en azından bir maaş tutarında olur. Ancak Ak Parti yönetimi ikramiyede de adaleti şaşırdı. Her emekliye, emekli maaşı kadar ikramiye yerine toptancı bir zihniyetle aynı miktarda vererek başlattı. Zamanla kuşa dönerek 4.000 TL’ye düştü: Bozdur bozdur harca…
Savaş, daha üzerinden 20 gün geçmişken Türkiye’yi de olumsuz etkilemeye başladı. Savaş uzun sürecek olursa “Savaş vardı, böyle oldu!” denilecek ve bu yıl da enflasyon düşmeyecek, halk enflasyon altında ezilmeye devam edecek, gelir adaletsizliği “veya algısı” daha da köpürecektir. Hele de son yıllarda “Adalet” sistemine olan güven bunalımı köpürtülünce, ilk seçimler iktidar ve iktidar ortakları için hüsran olabilecektir!
Sonuç
Savaşın zararlarını daha da arttırmak mümkün ama okurlarımızın geride kalan Ramazan Bayramı’nı tadında bırakmak için “kaybedeni çok savaşın” marifetlerini sıralamak istemiyoruz.
ABD-İsrail-İran savaşına artık “3. Körfez Savaşı” (Bazılarınca II. Körfez Savaşı) da denilebilir. Bu savaşın kaybedenleri Rusya-Ukrayna ve İsrail-HAMAS savaşlarından çok daha fazla…
Kazananlar arasında belki artan petrol fiyatları ve ilginin azalacağı Ukrayna sebebiyle Rusya varmış gibi görünebilir. Öte yandan ABD’nin Trump yönetimiyle çizdiği “çirkin” ve “saldırgan ABD” imajı, küresel çapta itibar kaybettirirken, petrol fiyatlarının yükselmesi ve küresel ticaretin durgunluğa yürüyüşü gibi sebeplerle ekonomik kayıplara uğrayacak olsa da Çin’in ABD’ye nispeten daha kazançlı çıkacağı görülebilmektedir.
Çin ve Rusya bu savaştan en azından en az hasarla düzlüğe çıkarken, ABD’nin yıkmakta olduğu NATO ve Avrupa ise kaybeden taraf olmaya doğru yol almaktadır.
Bir diğer kaybeden de İslam ülkeleridir. ABD-İsrail ikilisi, İran’a saldırarak “Arı kovanına çomak sokmuş!”, dolayısıyla İran’ın da can havliyle Körfez Ülkelerindeki Amerikan üslerini hedef alması, İslam İşbirliği Örgütü’nde yeni bir istikrarsızlığı yaratmıştır.
Petrol ve doğalgazda dışa bağımlı Türkiye hala yenilenebilir enerjide beklenen patlamayı yapamadı. Oysa güneş enerjisi santrallarıyla enerji açığının büyük bir kısmını karşılamak artık hayal değil. Keşke iktidara yakın şirketlere tanınan vergi muafiyeti güneş enerjisi (bilhassa da depolama) teknolojisi alanında Ar-Ge çalışmasına ayrılabilmiş olsa. O zaman Avrupa ve bilhassa da Çin teknolojisine hayran olmakla kalmaz, enerji ihtiyacımızı daha uygun maliyette karşılayabilir, bundan sonra belirsiz bir tarihe kadar uzanacak gerilimler sırasında kendi enerjimizle avunabiliriz.


YORUMLAR